<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307</id><updated>2012-03-03T03:13:22.732-08:00</updated><category term='URFA&apos;DA ÖYKÜ OKURKEN'/><category term='emirdağ mithatpaşa ilköğretim okulunda'/><category term='Söyleşiler'/><category term='özgeçmiş'/><category term='günce'/><category term='iletişim'/><category term='antalya kolejinde'/><category term='Deneme'/><category term='kitap tanıtımları'/><category term='öykü'/><category term='etkinlik-özel ege ilköğretim okulu izmir'/><category term='emirdağ&apos;da'/><category term='BASINDAN-HAKKIMDA'/><category term='antalya envar koleji'/><category term='şiir'/><category term='BALIKLI GÖL-URFA'/><category term='MEKTUP'/><category term='çocuk yazını'/><category term='kuramsal yazılar'/><category term='İZLENİMLER'/><title type='text'>Ayşe Yamaç</title><subtitle type='html'>www.ayseyamac.com
www.ayseyamac.blogspot.com</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>118</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-1809364319267193604</id><published>2012-03-03T03:12:00.000-08:00</published><updated>2012-03-03T03:13:22.741-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><title type='text'>ÇOCUKLAR GÜLSÜN DİYE...</title><content type='html'>ACIYI BAL EYLEMEYELİM GAYRI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“bak şu bebelerin güzelliğine&lt;br /&gt;kaşı destan&lt;br /&gt;   gözü destan&lt;br /&gt;yüreği kan içinde…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her gittiğim yerde, bakıyorum çocuk gözlerine, ışıltısı gözlerimi kamaştırıyor. Öylesine umut yüklü, öylesine  sevgi… ama bir o kadar da umarsız, korunaksız. Onların gelecek düşlerini dört işlemle kapatıp ellerinden alanlardan haberleri bile yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ömür düşlerimi, umutlarımı, sevdamı dokuduğum kitapları imzalayıp tutuşturuyorum ellerine. Daha bir parlıyor gözlerindeki ışıltı, daha bir genişliyor gülümsemeleri. Benimse daha bir katlanıyor içimdeki acı. Neden, diyorum kendi kendime; neden onlara hak ettikleri aydınlık bir geleceği sunamadık?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasan Hüseyin’in dizeleri yankılanıyor yine belleğimde:&lt;br /&gt;“koyun değil şu dağlarda&lt;br /&gt;salt kendimizi gütmüşüz&lt;br /&gt;…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimize sunabildik mi diyerek kendi içime dönüyorum yeniden. Düşlerimiz, umutlarımız her gün biraz daha yolunurken, kalelerimiz ellerimizden alınıp karanlığa doğru hızla yol alırken ne yapabildik? Mutluluğumuz çalınırken, ömrümüzü sonsuz sanıp yaşamayı hep yarınlara ertelerken; bıkkın, bezgin günü kurtarıp salt kendimizi mi güdebildik, savrulup dağdan dağa?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neydi suçumuz, göremediğimiz?&lt;br /&gt;“hor baktık mı karıncaya&lt;br /&gt;kırdık mı kanadını serçenin&lt;br /&gt;vurduk mu karacanın yavrulusunu&lt;br /&gt;ya nasıl kıyarız insana,” diyerek, kendimize kıymak mıydı her seferinde?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niye, “kanadık toprak olduk&lt;br /&gt;döküldük yaprak olduk,” her mevsimde?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep mi kanayıp toprak olacağız? Hep mi dökülecek yapraklarımız? Hep mi dağa taşa yazılacak umutlarımız, düşlerimiz, sevdalarımız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zor günlerden geçsek de karanlık her geçen gün biraz daha koyulaşsa da acıyı bal eylemeyelim gayrı. Çabalayalım, ne kadarı elimizden gelirse… Önce biz gülmeyi öğrenelim ki, gülsün çocuklarımız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiyle…&lt;br /&gt;a.y.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-1809364319267193604?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/1809364319267193604/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=1809364319267193604&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/1809364319267193604'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/1809364319267193604'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2012/03/cocuklar-gulsun-diye.html' title='ÇOCUKLAR GÜLSÜN DİYE...'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-4503828982641866034</id><published>2011-12-04T20:38:00.001-08:00</published><updated>2011-12-04T20:38:55.718-08:00</updated><title type='text'>İÇİMDEKİ DENİZ</title><content type='html'>BİR DENİZ Kİ…&lt;br /&gt;Gönül penceresinden giren bir avuç maviliğe takılıp kalıyor bakışlarım. İçim de o deniz gibi sanki!.. Bir an coşup dalgalanıyor, kıyıları dövüyor ak köpüklü dalgalarıyla; tuzları sızıyor yaralara kabukları kaldırıp, kum serpiyor bir dalga boyu boşluklara; sonra çekiliyor yatağına, duruluyor; mavi bir gülümseyiş oluyor gün ışığıyla menevişlenen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Martılar süzülüyor olanca güzelliğiyle denizin hemen üstünde. Kanatları beyaz birer yelkenli… Umuda, güzelliğe, sonsuzluğa açılmış gibi… İkide bir dalıp öpüyorlar maviliği, can suyu niyetine; eksilen umutlarını, sevinçlerini koyuyorlar belki yerine. Belki de bir düş alışverişi bu; uzaklıklarla mavilikler arasında bir değiştokuşun gönüllü elçiliği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir vapur geçiyor sonra, kalın sesli düdüğüyle günü inletircesine. Yarılıyor mavilik tam ortasından, beyaz bir öfke yayarak çevresine. Aldırmıyor martılar; vapura yol boyunca eşlik etmekteler. Küçük bir çocuğun bölüştüğü simit, havada bir yay çizip düşüyor vapurun hemen yanına; martılar, paylarına düşenle süt beyaz selamlar veriyor çocuğun mutlu gülümseyişine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gök kararıyor sonra. Deniz, koyulaşan rengiyle hırçınlaşıyor alabildiğine.  Vapur, yalpalayarak kendini kıyıya atıp martılar uzaklaşırken ben de gözlerimi kapatıyorum; ama içimdeki mavilik bir süre daha dalgalanıyor. Söz veriyorum sonra kendime; gece de denize dökülen yıldızları toplayacağım, karanlığı kovalasın diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu deniz, mavilik, vapurlar, yıldızlar, yakamoz… bir düş, belki de bir fotoğrafın izdüşümü işte! Gönüllerdeki mavilik hep sürsün diye…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiyle.&lt;br /&gt;a.y.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-4503828982641866034?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/4503828982641866034/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=4503828982641866034&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/4503828982641866034'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/4503828982641866034'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2011/12/icimdeki-deniz.html' title='İÇİMDEKİ DENİZ'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-6786718986053443344</id><published>2011-05-31T21:55:00.000-07:00</published><updated>2011-05-31T22:00:56.955-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt; YARAM HAZİRAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“heybesinde yılan işaretleri,&lt;br /&gt;baldıran zehir yüzüğünün içinde&lt;br /&gt;ve yanında kav taşıyan ben,”* yanarım her haziran; gözlerim gülümserken…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yaradır haziran; geçmiş mevsimlerden gelip, baharın güzelliğine inat, yüreğimin tam üstünde kanayan. Bir Orhan Kemal’dir haziran, rehincide bıraktığı saatiyle kayıp giden; bir Ahmed Arif’tir, hasretinden prangalar eskiten; Bir Nazım Usta’dır, memleketi dilinden düşürmeyen ve tümüyle Anadolu’mdur, dize dize belleğimde alazlanan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öldü, demeye dilim varmaz bir türlü; bilirim ki, “gölgesiz geçip” gitmemişlerdir hiç biri; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; “gelgelelim,&lt;br /&gt;beter, bize kısmetmiş.&lt;br /&gt;ölüm, böyle altı okka koymaz adama,&lt;br /&gt;susmak ve beklemek, müthiş&lt;br /&gt;genciz namlu gibi&lt;br /&gt;ve çatal yürek,&lt;br /&gt;barışa, bayrama hasret&lt;br /&gt;uykulara, derin, kaygısız, rahat,&lt;br /&gt;otuziki dişimizle gülmeğe,&lt;br /&gt; …”**&lt;br /&gt;Hasret kalmışım, hasret kalmışız hepimiz; hasret kalmış ülkemiz. Görmez olmuş gözlerimiz baharı, renk renk açan erguvanları, laleleri, gülleri, sümbülleri. Oysa biliriz ki,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“yaşatmaktır önemlisi &lt;br /&gt;               güzel yaşatmak &lt;br /&gt;abeceden geçirmek kıracın çekirgesini &lt;br /&gt;       ekmeksiz yuvasız hekimsiz bırakmamak”*** &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ağlamaklı olurum her haziran, düşündükçe göçüp giden, geçip giden güzellikleri; gördükçe çiçeklerin kanayışını bahar bahar, güllerin kırılışını dal dal… Gürleyip coşan gökyüzü gibi; kararıp kalan,  durmadan çağlayan göğüm gibi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.&lt;br /&gt;hani, kurşun sıksan geçmez geceden,&lt;br /&gt;anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık... &lt;br /&gt;ve zehir - zıkkım cıgaram”**&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa ne çok isterdim; yalnızca sevgiyi söylesin diller, sevgice şakısın bülbüller, sevdayı yazsın kalemler… Kirlenmemiş bir yeşile kessin, gelişip serpilip çiçeklensin bahar; kanamasın güller zamansız düşüp toprağa, yaşanmasın acılar… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa, &lt;br /&gt;“yıllar var ki ter içinde &lt;br /&gt;       taşıdım ben bu yükü &lt;br /&gt;bıraktım acının alkışlarına”***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonsuz değildir yaşam, bilirim; ama isterim ki ölenler, gülümseyerek ölsün, “güneşe gömülsünler”… Ve Cahit Sıtkı’nın dizelerindeki gibi bir memleket, “gök mavi, dal yeşil” ışısın doğudan batıya… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun; &lt;br /&gt;olursa bir şikayet ölümden olsun,” diyebilmek sonra…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama, &lt;br /&gt;ah işte haziran&lt;br /&gt;yaram haziran&lt;br /&gt;bu devran başka devran nazım ustam&lt;br /&gt;başka haziran&lt;br /&gt;arif ahmed &lt;br /&gt;kemal orhan&lt;br /&gt;ah, nazım ustam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bu haziran; bir uçtan diğerine Anadolu’mdur yalım yalım kavrulan, hoyrat ellerde savrulan; ama kim bilir kaçıncı kez küllerinden de umut yeşertmeye çalışan, yılmayan, yorulmayan…  Oysa, “türkü tadında” yaşamayı haketmiyor mu bu güzel ülke, bunca güzel insan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsterdim ki aklım, tükenmeyen sorgularla boğuşmasın böyle acımasızca, kanatırcasına:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“yolunmuş yaprakları &lt;br /&gt;kırılmış dallarıyla &lt;br /&gt;               ne anlatır bir ağaç &lt;br /&gt;hani rüzgâr &lt;br /&gt;hani kuş &lt;br /&gt;        hani nerde rüzgârlı kuş sesleri?”***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve isterdim ki kanamasın yüreğimde mavi gözlerden süzülen sürgün ışığı, dizelerle:&lt;br /&gt;“kökü burda &lt;br /&gt;        yüreğimde &lt;br /&gt;yaprakları uzaklarda bir çınar”***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir haziran daha geldi, gülün renginde kanayarak. Sevda üstüne yazmadıysam dolu dolu; yoğrulduysam kederle zamansız ölümlerde, gülmediysem ağız dolusu;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“tekinsizim size göre&lt;br /&gt;ibret için yakılması gereken”*&lt;br /&gt;Ve biz, bizim kuşak; biz, hepimiz;&lt;br /&gt;“aşktı görmedik bilmedikse&lt;br /&gt;kimbilir hangi eylül bir daha&lt;br /&gt;hangi uzak haziran”****&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ustalarım; Orhan Kemal, Ahmed Arif , Nazım ustam… ve adı yazılmamış, not düşülmemiş cümle ozanlar… “Bir daha hangi ana doğurur” ** sizi, bizi hangi ana?..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah haziran! Yaram haziran! &lt;br /&gt;“nasıl da yılları buldu, &lt;br /&gt;bir mısra boyu maceram...”** &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ve sıra kimde?.. Kim bilir, ne zaman?..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a.y.&lt;br /&gt;*Metin Altıok&lt;br /&gt;**Ahmed Arif&lt;br /&gt;***Hasan Hüseyin&lt;br /&gt;****Necati Cumalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-6786718986053443344?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/6786718986053443344/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=6786718986053443344&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/6786718986053443344'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/6786718986053443344'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2011/05/yaram-haziran-heybesinde-ylan.html' title=''/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-5907482816029270790</id><published>2011-05-09T23:23:00.000-07:00</published><updated>2011-05-09T23:24:22.299-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZLENİMLER'/><title type='text'>"ANADOLUYUM BEN TANIYOR MUSUN"</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;HATTİ ÜLKESİ’NDE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çorum’a varmışken, Hatti Ülkesi’ni görmeden gelmek olur mu? Biz de Afacanlarla çıkıyoruz; MÖ 5500’lü yıllara, Anadolu’daki yüksek kültürün yaratcısı, Hititlerin Hatti Ülkesi’ne doğru bir yolculuğa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Alacahöyük’te prens ve prenses mezarlarından çıkıp dünyaya tanıtılan “Güneş Kursları”nın; boğa ve geyik heykelciklerinin kopyasını üreten, değme heykeltıraşa taş çıkartan yerli gençlerin sanatçılığı karşısında saygıyla eğiliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmur bizden önce gidiyor nereye varırsak. Tarihle birlikte sağanakla da sırılsıklam oluyoruz Hattuşaş’ta. Geçmişe bir ağıt mı; Kral Hattuşil’in ya da Mısır Kraliçesi Nefertiti’nin dili kesilip kafasına ileti kazınarak Hattuşaş’a yollanan kölesinin gözyaşları mı ıslandığımız, diye düşünmeden edemiyorum bir an.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarı Şehir’deki Aslanlı Kapı ve Kral kapısı’ndan geçerken, taşların üzerinde hiyerogliflere, kabartmalara, taş işçiliğine hayran kalıyorum. Aslanlı Kapı’dan geçip de tüm Hatti Ülkesi’nin gözlerime serilen yemyeşil ovası, çam ağaçları arasında inmiş bulutları ve yağmurla yıkanıp arınmış doğanın güzelliği karşısında dilim tutuluyor. Sunaklarda geçmişin kan izlerinde kanıyorum, Büyükkaya’daki tahıl ambarlarında saklanan umutlardan izler arıyorum her adımda.Tünelden (protern)geçip, Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı’na dalıyorum. Fırtına Tanrısı Teşup ile Güneş Tanrısı Arinna’ya bakıyorum; doksandan fazla tanrı ve tanrıça kabartmaları arasında... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şapinuva’da, binlerce yıl öncesinin mimari malzemelerine, kusursuz yapım tekniklerine, simetrik planına ve çivi yazılarına dalıp gitmişkern, “haydi, dönüyoruz!” sesiyle geçmişten sıyrılıp günümüze dönüyorum. Yol boyunca, Hatti Ülkesi’nde yaşayanları anıyorum, binlerce yıl öncesine selam yollayarak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu’nun her köşesi öyle büyük bir zenginlik ki, gezdiğim her yerde biraz daha hayran kalıyorum Anadolu’ya. Ahmed Arif’in dizeleri yankılanıyor beleğimde durmadan:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“…&lt;br /&gt;havva anan dünkü çocuk sayılır&lt;br /&gt; anadolu’yum ben&lt;br /&gt; tanıyor musun&lt;br /&gt;…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-5907482816029270790?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/5907482816029270790/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=5907482816029270790&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/5907482816029270790'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/5907482816029270790'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2011/05/anadoluyum-ben-taniyor-musun.html' title='&quot;ANADOLUYUM BEN TANIYOR MUSUN&quot;'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-3660232910560375808</id><published>2011-04-11T05:16:00.000-07:00</published><updated>2011-04-11T05:17:16.575-07:00</updated><title type='text'>DALGALARCA</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;KÖPÜK KÖPÜK DALGALARCA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlerdir bakışlarımı mavi bir dinginlikle yıkayan Akdeniz, köpük köpük çağlar oldu bu gün. Işıltısıyla baharı yüreklere sermeye çalışan güneşe meydan okurcasına, kıyıyı dövüyor ak köpüklü dalgalarıyla. Kumlar, sessizce karışıyor köpüklerin çağlayışına, kayalar yediği tokatlardan serseme dönmüşçesine ıslak; bir sonrakinin geleceğini bilen ama yazgısına boyun eğen Anadolu kadınları gibi korkulu ve sessiz bir bekleyişte…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyüyor dalgalar, köpükler çoğalıyor; deli bir öfke seli sanki izlediğim. Kayaların pasını, kirini yıkayıp arıtma çabası belki… Belki de kayaların sessizliğine, boyu eğmişliğine bir isyan sanki dalgaların hırçınlığı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş, bıkmadan usanmadan sürdürüyor ışıltısını. Tüm çabası, dalgaların deliliğine son vermek için sanki; ama Akdeniz bu, dayanır mı sessizliğe… Dalgalarını büyütüp kıyıyı aşma, sahil yolunu kapatma; insanların sessiz, yarı uykulu yürüyüşlerine ıslak bir çığlık olma sevdasında…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birden, inanılmaz bir gürültüyle olduğu yerde sarsılıp maviliklere karışan bir kayanın çığlığına odaklanıyorum. Hiç beklenmeyen bir zamanda, kimsenin beklemediği bir anda bu isyanı aklım almıyor önce. Belki de hırpalanmaktan yorgun düşmüş; görünüşünün aksine, dalgaların yıllarca içini oyduğu bir yaralı kuştu kaya sandığım, diye bir düşünce yalayıp geçiyor zihnimi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz, duruluyor sanki birden; rüzgar yön değiştirip dalgalar başka kıyılara yol alıyor.. Çekiyor sesini sonra kıyıdan, bir kıyıya bunca yara yeter, dercesine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün yükseliyor; denizin üstü gün ışıltısında, yaşamsa olağan akışında…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a.y.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-3660232910560375808?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/3660232910560375808/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=3660232910560375808&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3660232910560375808'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3660232910560375808'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2011/04/dalgalarca.html' title='DALGALARCA'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-2146704283068002353</id><published>2011-02-13T13:19:00.000-08:00</published><updated>2011-02-13T13:22:15.986-08:00</updated><title type='text'>DAĞLARINCA</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;dağlarınca&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçtim acılardan dolugizdin&lt;br /&gt; dörtnala&lt;br /&gt;baharda güzü çağlaya &lt;br /&gt;yana&lt;br /&gt;söz tükendi zaman dingin&lt;br /&gt;sevdaları adınla dillendirdiğim&lt;br /&gt;yana yakıla&lt;br /&gt;hüzünlere gözlerini gizlediğim&lt;br /&gt;damlalarla&lt;br /&gt;iklimlerce kışı estiğim&lt;br /&gt;poyrazlarda&lt;br /&gt;söz tükendi&lt;br /&gt;güz de&lt;br /&gt;ama bu sevda var ya&lt;br /&gt;umutlarca&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kan sellerine karıştım truva’nın&lt;br /&gt;ay gümüşlenirken menderes’te&lt;br /&gt;paris’le helen’in destanıydım&lt;br /&gt;ganimedes’in öfkesinde&lt;br /&gt;aşil’in topuğundaki gizi sundum&lt;br /&gt;hektor’un bileğine&lt;br /&gt;çarık oldum çizme&lt;br /&gt;kanlı toynaklarıyla geçen&lt;br /&gt;çekirgelerin üzerinde&lt;br /&gt;ufuklarca&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kara eylüllerde çığlığın gelirdi&lt;br /&gt;yazılmış adıma&lt;br /&gt;rürgarlar seni eserdi&lt;br /&gt;ıssız dağ başlarında&lt;br /&gt;pınarların çağıltısına karışırdı türkülerin&lt;br /&gt;ağıtlar seni dökerdi yaş diye&lt;br /&gt;karardıkça gün&lt;br /&gt;karardıkça biraz daha &lt;br /&gt;zindanlarca&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bozkırlardan geçtim deli çaylardan&lt;br /&gt;geçtim kasırgalarla&lt;br /&gt;anadolu adın adım&lt;br /&gt;adımladım yangınlarla&lt;br /&gt;çiçekler derledim yaylalardan&lt;br /&gt;bastım yaralarıma&lt;br /&gt;uyuttum düşleri&lt;br /&gt;uyandım karanlıklara&lt;br /&gt;dillenen sevdalar ne ki&lt;br /&gt;şarkılarda&lt;br /&gt;seni derlemek var ya anadolum seni&lt;br /&gt;çocuklarca&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ele el oldum&lt;br /&gt;dile dil &lt;br /&gt;lal oldum suskunluğunca&lt;br /&gt;hüzün oldum&lt;br /&gt;kavga&lt;br /&gt;can&lt;br /&gt;kanadım yaralarınla&lt;br /&gt;göz oldum ufuk ufuk&lt;br /&gt;savruldum yollarında&lt;br /&gt;bende de yürek var anadolum&lt;br /&gt;bizde de yangınlar &lt;br /&gt;dağlarınca&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a.y. 07.02.2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-2146704283068002353?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/2146704283068002353/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=2146704283068002353&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/2146704283068002353'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/2146704283068002353'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2011/02/daglarinca.html' title='DAĞLARINCA'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-8573219891056907624</id><published>2011-02-09T21:14:00.000-08:00</published><updated>2011-02-09T21:15:05.814-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>KIRAÇ TOPRAKLARIN POYRAZI</title><content type='html'>&lt;strong&gt;vurgunlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öyle y’aman ki yaşamak&lt;br /&gt;baka b’aka yarım asra&lt;br /&gt;öyle yaman ki&lt;br /&gt;düşler boyamak karanlığa&lt;br /&gt;yorulsan da&lt;br /&gt;bir arpa boyu yolda&lt;br /&gt;masallarca&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öyle y’aman ki y’ansımalar&lt;br /&gt;yangın yorgunluğuna&lt;br /&gt; uzak sevdaların düşü&lt;br /&gt;özlem sargınlığına&lt;br /&gt;kırık dökük d’allarda&lt;br /&gt;yeşiller sorgulayan&lt;br /&gt;g’öz vurgunu&lt;br /&gt;s’öz vurgunu&lt;br /&gt;güz yorgunluğuna&lt;br /&gt;yükün erke ağır&lt;br /&gt;ellere fazla&lt;br /&gt;ışısa da yıldızlarca&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;talan bağ bahçe talan&lt;br /&gt;nice yangınlardan arta kalan&lt;br /&gt;savrulan kül kül&lt;br /&gt;savrulan duman duman&lt;br /&gt;yürekler yamalı bohça&lt;br /&gt;kırk yerinden kana’yan&lt;br /&gt;yalan bütün gülüşler&lt;br /&gt;baharlar yalan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ç’ağ çağ kan’ar kar’an’lıklar&lt;br /&gt;çoktan sağanağa durmuş&lt;br /&gt;gözlerde kaynaşan bulutlar&lt;br /&gt;savrulmuş damla damla&lt;br /&gt;savrulmuş kar kar&lt;br /&gt;dağlarımız tipi&lt;br /&gt;d’ağlarımız k’ar&lt;br /&gt;yolunmuş güz güz&lt;br /&gt;kurumuş damar damar&lt;br /&gt;çölde filize dur’anlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;asırlar geçer kalemimden&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben ki s’öz avcısıyım&lt;br /&gt;ağıtların yaşı&lt;br /&gt;türkülerin sevdalısıyım&lt;br /&gt;dizelerde kanayan&lt;br /&gt;bozkırın çağıltısıyım&lt;br /&gt;öyle yaman ki yaşamak&lt;br /&gt;söz harmanı&lt;br /&gt;öz harmanı&lt;br /&gt;kangal dikenini gül belleyen&lt;br /&gt;kıraç toprakların poyrazıyım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;vurgunlar dökülür kalemimden&lt;br /&gt;a.y. 07.02.2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-8573219891056907624?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/8573219891056907624/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=8573219891056907624&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/8573219891056907624'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/8573219891056907624'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2011/02/kirac-topraklarin-poyrazi.html' title='KIRAÇ TOPRAKLARIN POYRAZI'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-6770832510061468162</id><published>2011-02-07T10:47:00.000-08:00</published><updated>2011-02-07T10:58:21.954-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><title type='text'>YALNIZLIK MI DEMİŞTİNİZ</title><content type='html'>&lt;strong&gt;YALNIZLIK MI DEDİNİZ…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b’akmayı bilir misin&lt;br /&gt;ya gönül gönül akmayı&lt;br /&gt;g’örmeyi öğrendin mi?&lt;br /&gt;Ya bir ömrü s’öz sabrında örmeyi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızlık mı dediniz? Kim yalnız değil ki; hem de bunca kalabalığa karşın? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sistem, evleri büyüttükçe yaşamları küçültmedi mi? Teknoloji geliştikçe, çoğumuzu ekranlara kilitlemedi mi? Peki, bu yalnızca çağın suçu mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En son ne zaman bir dostunuzun hatırını sordunuz? Bir fincan kahvenin kırk yıllık hatırını, bir kadeh şarabın çoğalttığı sıradan söyleşileri, bir bardak çayın kokusunu, bir tabak yemeğe ortak uzanan el olmanın keyfini en son ne zaman yaşadınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çocuğun gülüşünde umut umut çiçek açtınız mı hiç? Eline hiç kalem almayan bir gençte öykü öykü, şiir şiir çoğalmanın güzelliğini tattınız mı peki? Bir kadının umarsızlığına dostluk elinizi uzattınız mı? Gülmeyi unutmuş bir gözde gülümseme olmaya çalıştınız mı hiç?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Kaldırıp başınızı b’aktınız mı ufuklarca? Karanlığa yaktığınız mum damlalarından yandı mı elleriniz? Gül olup gülüş olup açtınız mı bahar bahar, yağsanız da sağanaklarca? Göze değil öze girmeyi bilir misiniz? Görmeyi öğrendiniz mi gerçekten? Ya bir ömrü sabır sabır örmeyi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“…&lt;br /&gt;Hor baktık mı karıncaya&lt;br /&gt;Kırdık mı kanadını serçenin&lt;br /&gt;Ya nasıl kıyarız insana&lt;br /&gt;…”*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Küçük öfkelerden büyük kırgınlıklar mı yarattınız yoksa? Dostluklar öldü, diye onlara sırt çeviren siz miydiniz? Bugün yanımdaysa yarın yoklar nasılsa, diyerek insanlara inancınızı bütünüyle yitiren ya da… Yalnız kalacağınız günlerin hesabını bugünden yapıp önlem mi alıyorsunuz, gelecek korkusuyla?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ah, kimselerin vakti yok&lt;br /&gt;Durup ince şeyleri anlamaya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar&lt;br /&gt;Evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya&lt;br /&gt;Yitenler olduğu görülüyor bir türküyü açtılar mı&lt;br /&gt;Bakıp  kapatıyorlar&lt;br /&gt;Geceye giriyor türküler ve ince şeyler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;…&lt;br /&gt;Neyleriz kararan tomurcukları&lt;br /&gt;…”**&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapattınız mı tüm kapılarınızı, dostluğa özgü ne varsa ? Düşlere mi hapsettiniz karartıp sevgi tomurcuklarını? Bulutlara merdiven kurup kendiniz mi ördünüz yalnızlığın kozasını? Kalıplar mı döktünüz yoksa kendinize, kendinizin bile kıramadığı? Peki ya siz, sizin vaktiniz oldu mu “durup ince şeyleri anlamaya”, Gülten Akın çağlayışınca ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ya umudun türküsü nasıl söylenir? Yalnız mı; bulutlara ördüğünüz kozayla mı; kat kat döktüğünüz kalıplarla mı ya da, yalnızlığı putlaştırırcasına? O karşı çıktığınız, savaştığınız sistemin tam da istediği gibi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“…&lt;br /&gt;Durup ince şeyleri anlatmaya&lt;br /&gt;Kimselerin vakti olmasa da&lt;br /&gt;Okulların kadın öğretmencikleri&lt;br /&gt;Tatil günlerini çoğaltsalar da&lt;br /&gt;Kutsal nemiz varsa onun adına&lt;br /&gt;Gözlerimiz için bağlar dokusalar da&lt;br /&gt;Birikimler ve çizgiler gitgide gitgide&lt;br /&gt;Açmaya ilkyaz çiçekleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün birileri öte geçelerden&lt;br /&gt;Islık çalar yanıt veririz”**&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızlık mı demiştiniz?..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“…&lt;br /&gt;Varmak için o güzel yarınlara&lt;br /&gt;Bizim de dağlarımız vardır Che Guevara&lt;br /&gt;…”***  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a.y.&lt;br /&gt;*Hasan Hüseyin&lt;br /&gt;**Gülten Akın&lt;br /&gt;***Metin Demirtaş&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-6770832510061468162?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/6770832510061468162/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=6770832510061468162&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/6770832510061468162'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/6770832510061468162'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2011/02/yalnizlik-mi-demistiniz.html' title='YALNIZLIK MI DEMİŞTİNİZ'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-4848339759452197434</id><published>2011-01-31T03:49:00.000-08:00</published><updated>2011-01-31T03:50:00.845-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>ÇAĞLAYANLAR GEÇER KALEMİMDEN</title><content type='html'>çağla'yan'lar&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;mavi gözlerden süzülen sürgün ışığı&lt;br /&gt;dize dize savrulur karanlığıma&lt;br /&gt;piraye’de dile gelir sevdası&lt;br /&gt;özgürlük kavgası ekmek kavgası&lt;br /&gt;ama ille de memleket&lt;br /&gt;memleket sevdası&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;prangalar eskitmez hasreti&lt;br /&gt;arifçe dayanır zindanlara&lt;br /&gt;kızılırmak çağlar ayazıma&lt;br /&gt;durmaz özüm k’an’ar&lt;br /&gt;ırak ülkelerin isyanında&lt;br /&gt;düşler rengini yitirir&lt;br /&gt;uz’ak sevdaları yakar&lt;br /&gt;susku büyüten karanlıklar&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;anadolu kokan türküler&lt;br /&gt;hüzünleri kanatır ustaca&lt;br /&gt;damlalar dile gelir&lt;br /&gt;eski sokaktaki adımlarımda&lt;br /&gt;kösedağ’da ışıldayan kar&lt;br /&gt;özlemler serper, isyanlar&lt;br /&gt;düşleri unutmuş uykularıma&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;çağlayanlar geçer kalemimden&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;a.y.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-4848339759452197434?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/4848339759452197434/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=4848339759452197434&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/4848339759452197434'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/4848339759452197434'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2011/01/caglayanlar-gecer-kalemimden.html' title='ÇAĞLAYANLAR GEÇER KALEMİMDEN'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-8511944012945481340</id><published>2010-12-15T00:13:00.000-08:00</published><updated>2010-12-15T00:14:17.167-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kuramsal yazılar'/><title type='text'>DİL VE BİLİŞİM KONGRESİNDEN...</title><content type='html'>AYŞE YAMAÇ’IN ESERLERİNDE “BABA” İMAJI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yrd.Doç.Dr. Türkan KUZU&lt;br /&gt;Anadolu Üniversitesi&lt;br /&gt;Eğitim Fakültesi Yabancı Diller Bölümü&lt;br /&gt;Alman Dili ve Eğitimi Anabilim Dalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanoğlu doğumundan yetişkinliğine kadar geçirdiği dönemde sürekli bir büyüme, gelişme ve değişme içindedir. Doğumunda kendisine tamamen yabancı bir dünyaya gözlerini açan çocuk, yaşamını sürdürebilmesi için yeterli donanımdan yoksundur. Süreç içinde edindiği bilgi, beceri ve deneyimlerle kendine yeten, bağımsız bir birey durumuna gelir. Bu süreçte kendisine yardım edenlerin başında onun ilk toplumsal çevresini oluşturan ailesi gelir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aile çocuğun hem beslenme, korunma ve diğer fiziksel gereksinimlerini hem de sevgi, güven gibi duygusal gereksinimlerini karşılar, aynı zamanda da yetiştirme biçimleri ve tutumlarıyla çocuğun kişilik oluşumunu büyük ölçüde etkiler, toplumsal değerleri çocuğa aktararak da sosyalleşmesine yardımcı olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğun bakım ve eğitimini üstlenen aile kurumu içinde bu görevden birinci derecede sorumlu tutulan annedir. Çocuğun eğitimi günümüzde tamamen annenin eline bırakılmıştır. Bu durum sadece bizim ülkemizde değil, hemen hemen tüm dünya ülkelerinde aynıdır (bkz: Güngörmüş, 2004, ss. 245-247; Atabek, 2006, ss. 28-29; Yavuzer, 2004, s.132; minikeller.com; elitkadın.com; www.achim-schad.de). Çocuğun bütün tutum ve davranışlarından anne sorumludur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukların hayatında gizli kahramanlar olarak yer eden babalar maalesef anneler kadar ön planda görünmezler. Çünkü baba, “ ‘güç’ ile, ‘otorite olmak’la, ‘yetkili olmak’la özdeştir, bunun karşılığında da ‘ailesini, çocuklarını, yuvasını, tehditlere, tehlikelere karşı korumak’la yükümlüdür” (Atabek, 2006, s.34). Bu yüzden de geleneksel kültürümüzde “baba” figürü yüzü gülmeyen, kendisinden hep korkulan, çok az konuşan, mesafeli, duygularını hele de sevgisini belli etmeyen, söyledikleri emir sayılan bir “otorite”yi simgeler. Ağlaması bağışlanmaz, yakınması hoş karşılanmaz. Çocuklarıyla yüz göz olması yanlış sayıldığından onların üzüntülerine, sıkıntılarına ortak olması beklenemez. Bütün bunlar “şefkat”i simgeleyen annenin görevidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak çocuğun gelişiminde annenin olduğu kadar babanın da etkin olması, onun iyi bir birey olarak yetişmesinde oldukça önemlidir. Çünkü çocuklar için en güzel rol-model anne ve babalardır.  Baba, özellikle erkek çocuklar için ileride sergileyecekleri tutum ve davranışları için örnek alınan kişi, kız çocuklar için ise seçecekleri eşlerinde arayacakları özellikleri taşıyan bir örnektir. Bu bağlamda “baba” çocuğun gelişiminde, eğitiminde en az anne kadar önemlidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun yıllar geleneksel özellikleri taşıyan babanın aile içindeki rolü 70’li yıllardan sonra yavaş yavaş değişmeye başlamıştır. Kadınların iş hayatına girmesi, aile bütçesine ortak olması, bilinçlenmesi gibi değişik etkenlerden dolayı artık babalar da zamanla eski rollerinden sıyrılarak, çocuklarıyla daha iyi iletişim kurmaya çalışan, sorunlarına ortak olan, onlarla bazı şeyleri paylaşan, oyunlar oynayan, dersleriyle ilgilenen konuma gelmeye çalışmaktadırlar. Ancak ülkemizin geneline baktığımızda bu konuda henüz daha istenilen sonuca geldiğimiz pek söylenemez. Yani ülkemizin farklı yörelerinde hala çok farklı “baba” rollerini görebilmekteyiz. Kimisi çok iyi, kimisi hala geleneksel tarzda, kimisi duygularını gösteremeyen, kimisi oldukça rahat bir şekilde duygularını ifade eden, kimisi çok ilgili, kimisi ise tamamen ilgisiz, kimi istediği halde yaşam koşullarından dolayı çocuklarıyla yeterince zaman geçiremeyen, kimisi de zamanı olduğu halde başka işlerle meşgul olan bir konumdadır. Oysaki çocuğun baba ile iletişimi, onun tüm yaşamını etkileyen davranışlarına yansır. Bu yansıma doğaldır ki, olumlu da olabilir, olumsuz da. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Çocuk ve Gençlik Edebiyatı yazarlarından Ayşe Yamaç kurguladığı ilk gençlik romanlarında farklı “baba” figürlerini ele almış, olumlu modellerin çocuğu nasıl iyi bir birey yaptığını, olumsuz modellerin ise çocuğu nasıl bir yola sürüklediğini, ruhsal yaşamlarında nasıl derin yaralar açtığını gözler önüne sermiştir. Bu bildiride Yamaç’ın 2007’den bu yana yazdığı beş romanı “baba” imajı açısından incelenecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Düşlerin Ötesi” lise son sınıfta okuyan Umut’un yaşamından bir kesiti sunmaktadır okuyucusuna. Umut derslerinde pek parlak değildir ama kendisi oldukça yakışıklıdır. Hayata hep karamsar bakan bir çocuktur. Annesini hiç tanıyamamıştır çünkü onu doğururken ölmüştür. Babası da Umut’u anneannesinin yanına bırakıp gider. Babası büyük bir gazetenin savaş muhabiridir. Bu yüzden de hep ülke dışındadır, yalnızca yıllık izinlerinde görüşebiliyordur oğluyla. “Babasına, hiçbir zaman yakınlık duyamamıştı. Çoğu kez konuştukları üç beş cümleyi geçmezdi. Birlikte tatil yaparlar, tiyatroya ya da sinemaya giderlerdi, o kadar! Bunları, zorunlu bir görev gibi yapardı Umut. Ne de olsa, tüm gereksinimlerini o karşılıyordu; baba ilgisi ve sevgisi dışında” (Yamaç, 2007a, s.11).  Umut “çoğu zaman, bir babamın olduğunu bile unutuyorum. Yılda birkaç kez görülen bir adamdan, baba olur mu?”(a.g.e. s.14),  “Acaba, beni düşündüğü oluyor mu hiç? Ne düşünecek? Düşünecek başka şeyleri olsa gerek! Beni düşünen adam, en azından haftada bir kez telefon eder” (a.g.e. s.14) derken aslında babasına sitem etmektedir. Çünkü dışarıdan belli etmese de yoğun bir baba özlemi çekmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanlar, babadan uzun süre ayrı kalan çocuklarda hırçınlaşma, saldırganlık, aşırı hassasiyet, özgüven eksikliği, suçluluk duygusu, içe kapanma gibi davranış bozuklukları görülebilir (bkz: Yavuzer, 2000, s.141; Yörükoğlu, 1986, s.139; Özkardeş, 2006, ss.125-131; Yavuzer, 1999, s.77; Özgüven, 2001, s.ss.197-199) demektedir. Umut da artık derslerine girmiyor, girse de olay çıkarıyor, babasıyla telefonda görüşmüyor, arkadaşlarıyla sorunlar yaşıyor, davranışları değişmiş, hırçınlaşmış, yaşlı anneannesini azarlamakta, sorduğu soruları yanıtsız bırakmaktadır. Ne yapacağını şaşıran anneanne, bu durumu babasına iletmiş, o da yakında döneceğini söylemiştir. Babasının geldiği gece, önemsemeden, soğuk bir şekilde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hoş geldin baba, dedi. Odasına yönelmişti ki babası: Gel oğlum! Hiç olmazsa sana bir sarılayım! Seni çok özledim, dedi. Umut, isteksizce döndü. Babası kendisine sarılırken kazık gibi durdu. İyi geceler! Çok uykum var. Yarın konuşuruz, diyerek odasına yürüdü. Aslında uykusu büsbütün açılmıştı. Yalnız, babasıyla konuşmayı hiç istemiyordu. Yatağına uzandı. Gözleri, tavana bir noktaya asılı kaldı. Babası için neler hissettiğini düşünmeye koyuldu. Beynini, yüreğini zorladı, ama hiç. Koskoca bir hiç! Ne bir sevgi kırıntısı, ne de bir ilgi zerreciği bulabildi. Sıradan bir yabancıdan hiç farkı yoktu Umut için. (a.g.e. s.39)  Anılara daldı. Gereksinim duyduğunda hiçbir zaman onu yanında bulamamıştı ki! Annesi, kendini doğururken öldüğü için, içten içe bir suçluluk bile duymuştu. Yoksa, babası da mı onu suçluyordu? Onun, ne suçu olabilirdi? Annesizlik, yeterince güçlü zaten. Bir de babası olduğu halde babasızlığı yaşamak, onun içinde hep bir yara olarak kalmıştı. Şimdi, ne hissetmesini bekliyordu ki? Ona olan sevgisi, yılların acısıyla kine bile dönüşebilirdi. Ama, kin duymuyordu ona. Hiçbir şey duymuyordu (a.g.e. s.40). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki alıntıda baba-çocuk ilişkisinin zayıf olmasının, çocuğun babadan uzun süre ayrı kalmasının ve sevgisizliğin onun yüreğinde nasıl derin yaralar açtığı çok net görülmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umut ve babası, daha sonraki gün konuşmak için dışarıya çıkar, babası Umut’un davranışlarından ve kendi hakkındaki konuşmalarından sonra ona, annesiyle tanışmasını, evlenmesini, işini, onu kaybettikten sonra neler yaşadığını, çaresizlikten kendisini anneannesine bırakmak zorunda kaldığını, suçluluk duygusundan ve ortamdan uzaklaşmak için nasıl savaş muhabiri olduğunu, para göndermek ve yıllık izinlerini oğlunun yanında geçirmekten başka seçeneği olmadığını uzun uzun ve açıkça anlatır. Umut bunları duyduktan sonra babasına karşı biraz yumuşar ve kendisini sevdiğini kanıtlaması için onu Irak’a götürmesini ister. Babasının tüm karşı çıkmalarına karşın gitmekte ısrarcı olur. Oğlunun kendisinden iyice kopmasından korkan baba bunu kabul eder, ama içi rahat değildir. Çünkü bu çok tehlikelidir, zira Irak’ta savaş vardır. Şartlar çok kötüdür. Bir hafta sonra yorucu ve bir o kadar da zor bir yolculuktan sonra Irak’a varırlar. Umut babasını iş ortamında daha iyi tanıyacağını düşünmektedir. Bunu şu cümlelerle aktarmaktadır. “Hiç bir zaman baba-oğul ilişkisi içinde olmamışlardı ki! Yıllarca yanında olan, gereksindiğinde ona destek olan, sevgiyle kucaklayabilen bir babanın varlığını hep özlemişti. Buna hiç sahip olamayacağını bile bile, bu özlemi hep diri tutmuştu içinde. Bu yolculuk için ısrar etmesinin sebebi belki de bu umutlardı” (a.g.e. s.78). Ancak, gördüğü olaylar karşısında babasının soğukkanlılığı onu babasından nefret eder hale getirmiştir. “Bu kadar acımasız bir adam, nasıl benim babam olur? Yüreğinde bir öfke dalgası kabardı. Yine de kendini tuttu ve babasını izlemeyi sürdürdü. Düşündükçe babasına karşı olan öfkesi artıyordu (a.g.e. s.59). Umut, babasının işi gereği böyle davrandığını bilmiyordu, çünkü babasıyla hiç doğru dürüst konuşamıyorlardı. Baba-oğul içten içe birbirlerine karşı duygularını, pişmanlıklarını, öfkelerini dile getiriyorlar ama bunu yüz yüze konuşamıyorlardı. Ancak savaş ortamını yaşadıkça, Umut ve babası birbirlerini tanımaya ve anlamaya başlamışlardır. Bir gün babası yine işe çıkmış, Umut otelde kalmıştı. Babasının bindiğe taksiye bir roket isabet etmiş ve ölmüştü. Umut henüz daha yeni bulduğu babasını yine kaybetmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eserdeki baba, oğlu ile birlikte olamamış, babalığı hiç tatmamış ve tattıramamış bir kişiliktir. Zira eşinin ölümünden kendini suçlu tutarak ortamdan uzaklaşmak için henüz yeni doğmuş çocuğunu anneannesine bırakarak Ortadoğu’ya savaş muhabiri olarak gidiyor. Oğlunu sevip sevmediğini bilmeyen, bunu da hiç düşünmeyen, ancak oğlunun sorunlar yaşamaya başlamasıyla onunla mecburi birlikte olan, o zaman kendine itiraflarla cahilliğini, pişmanlığını öğrenebildiğimiz ama yine de oğluna bunları söylemeyen, belki de söylemek için vakti olmayan bir baba imajı çiziyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eserde babanın yokluğunun, çocuğu ile iletişimsizliğinin, yeterince sevgi ve ilgi göstermemesinin çocuğun yaşamını nasıl etkilediğini çarpıcı bir şekilde anlatan Yamaç, “Sokaklar Düş Yangını” adlı eserinde de anne ve babası ayrılan çocuğun yaşamından kesitler sunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgür, anne babasıyla birlikte yaşayan mutlu bir çocuktur. Anne ev hanımı, baba çalışıyor. Hafta sonları pikniğe gidiyorlar, pikniğe gitmeden önce birlikte uçurtma yapıyor, piknikte uçuruyorlar. Günler böylece geçip gidiyor. Sonraları babanın çocukla, evle, eşle ilişkisi gitgide değişiyor, azalıyor, eşle kavgalar başlıyor ve bir gün valizini alıp başka bir kadınla yaşamak için gidiyor ve sonrasında boşanma. Anne yaşamını devam ettirmek için çalışmaya başlıyor, Özgür için evde yalnız kalma, okula yalnız gitme, okuldan gelince yalnız başına anneyi bekleme süreci başlıyor. Böyle günlerde evlerinin yanındaki lunaparka takılıyor, bir gün oradaki tinerci çocuklarla tanışıyor ve hayatı tamamen değişiyor, tecavüze uğruyor, kötü alışkanlıklar ediniyor, madde bağımlısı oluyor. Annesinin, üvey babasının, akrabalarının çabaları sonuç vermiyor. Özgür onları hep reddediyor. Özgür de hiç bitmeyen, gitgide artan bir baba özlemi. Eserin sonunda Amatem’de süren bir tedavi ve teyzesinin oğlu Kaya abinin çabalarıyla hayata yeniden tutunuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babanın Özgür’e karşı tutumu ilk başlarda oldukça iyi olmasına rağmen gitgide değişmektedir. Bunu aşağıdaki alıntıda görebilmekteyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Okula başladığı ilk hafta sonu… Cumartesi bütün gün uğraşmışlar, annesi ile uçurtmasını yapmışlar. Babası da kuyruğunu takmış. Öyle güzel olmuş ki uçurtması!.. Ertesi gün pikniğe gitmişler, Özgür bütün gün uçurtma uçurmuş.  (…) Akşamın olmasını istemiyor, ama zaman çok çabuk geçiyor. (…) Ondan sonra bir daha kıra çıkacak zamanları olmuyor. Soruları oyalayıcı yanıtlarla geçiştiriliyor:&lt;br /&gt;-Baba, ne zaman kıra çıkacağız? Ben, uçurtmamı uçurmak istiyorum.&lt;br /&gt;-Bu hafta çok işim var oğlum, haftaya.&lt;br /&gt;-Anne, hani kıra çıkacaktık?&lt;br /&gt;-Havalar serinledi oğlum. Şimdi hasta olursun. Baharda çıkarız” (Yamaç, 2007b, s.14).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgür için ne hafta sonu ne de bahar geliyor. Her gün sorularını yineliyor, ama annesi ile babasının hep işleri oluyor. Babasının tavırları gittikçe sertleşiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Babasını istemiyor. Babasının çok değiştiğini, eve hep içkili geldiğini görüyor. (…) annesinin hıçkırıkları, babasının kapıyı çarpıp gitmesi, her akşam yinelenen bir oyunun parçalarına dönüşüyor. Akşam olmasın istiyor. Gündüzleri, okulu ve annesi var. Bu ona yetiyor. Akşamlardan korkuyor. Karanlık, çığlık ve hıçkırık kusuyor. Çığlıkları da hıçkırıkları da duymak istemiyor. Babasını da görmek istemiyor. Babası son zamanlarda onu unutmuş gibi zaten Kucağına alıp okşamıyor bile. Derslerini de sormuyor. Özgür’ü görmüyormuş gibi davranıyor. Yalnız Özgür’ü de değil üstelik, kimseyi görecek durumda değil. Her zaman içki kokuyor, ayakta sallanıyor. Özgür de ondan iyice uzaklaşıyor. O geldiğinde, uyumayı seçiyor. Karanlık duvarlar, babasının öfkeli yüzüne dönüşüyor” (a.g.e. s.17).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne baba kavgalarına şahit olan çocuklarda “dalgınlık, gece korkuları, karabasanlar, iç sıkıntıları yakınmaları, huysuzluk, hırçınlık, özgüven eksikliği gibi davranış bozuklukları başlayabiliyor” (Yörükoğlu, 2008, s.144; Atabek, 2006, s.194). Tıpkı Özgür de olduğu gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günler böyle kavga dövüş içerisinde geçiyor. Bu arada Özgür babasının evden uzaklaşmasının sebebi kendi davranışları olduğunu düşünerek suçluluk hissediyor, ama ona bu konuda suçlu olmadığı söyleniyor. Özgür, üçüncü sınıfta karnesini aldığı gün sevinçle eve geliyor, ancak onu kötü bir sürpriz bekliyor. Çünkü babası bir başka kadın için evi terkediyor. Özgür’ün yalvarmaları boşuna.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Giderken yalnızca, onu kucaklayıp öpüyor babası. Onu görmeye geleceğini söylüyor. Özgür’ün gözyaşları, annesi ile babasının yeniden başlayan kavgaları arasında yitip gidiyor. Kendini yerlere atıp ‘Gitme baba!’ deyişi bile işe yaramıyor. Babası, Özgür’ün kollarını, kendi bacaklarından güçlükle sıyırıyor. Çığlıklarına da yalvarışlarına da aldırmıyor. Kapıyı çekip gidiyor. (…) Babam beni sevmiyor sevgili uçurtmam. Gördün işte. Tüm yalvarmalarım boşa gitti. Beni dinlemedi bile. Beni sevseydi kalırdı, değil mi? (…) Beni silkeleyip atıverdi. Bacaklarına sarıldım da ellerimi acıtarak çözdü yine de. Sevmiyor, değil mi? Evet evet, sevmiyor. (…) Şimdi ben babasız mı olacağım? Arkadaşlarıma ne diyeceğim? Onlar benimle alay etmeyecekler mi? Babam geri gelsin; yalnızca akşamları… Herkes babam olduğunu bilsin, yeter! Bir de içkili olmasın babam. Annemle de kavga etmesinler” (a.g.e. s.21).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgür akşamların olmasını hiç istemiyordu, ama şimdi babasız kalmaktansa onun akşamları eve gelmesine razı oluyor. Zira babasızlığın canını daha çok acıtacağını hissedebiliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baba arada bir hafta sonları geliyor, bir iki saat oğluyla vakit geçiriyor ve gidiyor. Ancak zamanla bu gelişler seyrekleşiyor ve artık hiç gelmiyor. Belki sorunlarından birazcık uzaklaşır diyerek düşünen annesinin onu Antalya’ya teyzesinin yanına götürme isteğine Özgür karşı çıkar ve babasıyla kalmak istediğini söyler. Annesinin babasının yeni eşi ile tatile gittiğini söylemesi Özgür için tam bir yıkım olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Özgür’ün yüreğinde fırtınalar kopuyor. Kendisiyle uçurtma uçuracak bile zaman bulamayan babası, yeni eşiyle tatile gidiyor. Demek ki söyledikleri hep yalan… Tamam ayrıldıklarına bir şey demiyor… Yani artık demiyor. (…) Ama kendisini silip atmasına dayanamıyor, kabullenemiyor.  Kendisini gerçekten sevmediğine bütünüyle inanıyor artık” (a.g.e. s.26).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teyzesinin kızıyla oynarken “baba” sözcüğünü duyunca içine bir hüzün oturuyor (a.g.e. s.33), oyun alanından kaçıyor, arkadaşları kendisiyle alay ediyor, onlara küsüyor, yavaş yavaş arkadaşlarından uzaklaşıyor, içine kapanıyor, düşlerinde babasını görüyor, babası öfkeli öfkeli bakıyor Özgür’e, Özgür korkuyor, korkudan çığlık atıyor, uyanınca annesine sarılıyor, onun da kendisini bırakıp gideceğini zannediyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annesi bir taraftan Özgür’e babasının yokluğunu aratmamaya çalışıyor, bir taraftan da iş arıyor. Sonra bir iş buluyor. Özgür artık evde yalnız. Anne işe giderken yemeğini hazırlıyor. Özgür kalkıyor, yemeğini yiyor, okula gidiyor, okuldan dönüyor, evde kimse yok. Can sıkıntısından evlerinin yakınındaki lunaparka gidiyor. Atlı karıncadaki atı görünce aklına babası ile çiftlikte ata bindiği günler geliyor, içi bir tuhaf oluyor. Hergün o atı görmeye gidiyor. İşte o günlerden birinde tinerci çocuklarla tanışıyor, onlarla arkadaş oluyor, huyu değişmeye başlıyor, arkadaşlarıyla kavga ediyor, annesi babasını çağırıyor yardımcı olması için. Baba eve gelince Özgür’ün durumunu soracağına bağırıp çağırmaya başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Özgür ağzı açık bir şekilde bakakalıyor. Babasının gözlerinden fışkıran öfkeye, yüz kaslarındaki seyirmeye (…) bakıp kalıyor. Bunca aydan sonra, yalnızca bunları söylemek için mi geldiğini düşünüyor. Babasına karşı içindeki öfke büyüyor. Nefrete dönüşüyor” (a.g.e. s.68). Sonraki birkaç gün, babasından başka bir şey düşünemiyor. Onun hırçınlığı, sevgisizliği, bir kez bile kendisine sarılmaması, ne olduğunu sormaması bir türlü aklından çıkmıyor. Bu durumu kabullenemiyor da. Bir kez bile öpmedi diye içinden defalarca yineliyor. Sürekli kucağında ata bindiği, birlikte uçurtma uçurduğu babasını arıyor, bulamıyor” (a.g.e. s.70). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra onu unutmaya karar veriyor, o günden sonra Özgür çok hırçın ve sinirli oluyor. Tinerci çocuklara biraz daha yaklaşıyor, çünkü onlar Özgür’e değer veriyor, derdini soruyor, çekmesi için tiner, sigara sunuyor, bağırmıyor vb. Bu arada annesi evleniyor. Üvey babası aslında çok iyi birisi, Özgür’e yardım etmek istiyor, ancak Özgür bunu reddediyor, evden kaçıyor, tinercilere sığınıyor, bu arada iyice madde bağımlısı oluyor, çalıyor, cepçilik yapıyor, iki kez yakalanıyor, sığınma evinde tedavi ettiriliyor ama çıkınca yine başlıyor maddeye ve çalmaya. Bu arada tecavüze uğruyor. Bu onu çok hırpalıyor. Yine tedaviye gidiyor. Bu arada üvey baba Özgür’ün babasını arıyor. Baba yine bir hışımla geliyor, bağırıp çağırıyor, anneyi, Özgür’ü suçluyor ve oğlunu sürükleyerek arabaya götürüyor, yolda kaza oluyor, baba ve Özgür hastaneye yatırılıyor. Bu arada Özgür’ün de arınma tedavisi yapılmaya başlanıyor. Ancak Özgür buna direniyor. Sonra teyzesinin oğlu Kaya abiden yardım isteniyor. Çünkü Özgür onu çok seviyor, onun sözüne güveniyor, Kaya abi de Özgür’e değer veriyor, onu dinliyor. Elele vererek tedavi tamamlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parçalanmış aile çocuklarında, boşanmaya dayanan ayrılıklarda çocuklar çok fazla etkileniyor, yaşadıkları olaylar onların kişiliğini, kişilik gelişimini, ahlak gelişimini olumsuz yönde etkiliyor. Bu gibi durumlarda, baba yoksunluğunun etkisini “sosyal baba” olarak tanımlanan, babanın yerini alabilecek modellerin varlığı azaltabilir (bkz: Özkardeş, 2006, ss.135-147; Yavuzer, 1999, s.86; Güngörmüş, 2004, s.253), bunlar, dayı, amca, teyze, kuzen olabilir. Özgür’ün de Kaya abisi burada “sosyal baba” pozisyonunda, ona yardımcı olan kişidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eserdeki baba, boşanmadan önce oldukça ilgili, sevecen birisi, ancak eşi ile boşandıktan sonra tamamen değişerek çocuğuna da yüz çevirmiş, bir bakıma ondan da boşanmıştır. Çevremize baktığımızda bu tür babaların varlığı hiç te azımsanacak gibi değildir. Çocuğun yaşamında nelere yol açacağını göstermesi açısından oldukça çarpıcı bir örnek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ülkemizde hep böyle kötü örnekler yok. Baba rolünün zaman içerisinde olumluya dönüştüğünü, Yamaç, “Yazgülü” adlı eserinde ortaya koymaktadır. Eser, Ağrı’nın bir köyünde, annesini birkaç yıl öncesinde kaybeden, beş kardeşi, ninesi, babası ve ev işleriyle baş başa kalan, içinde okuma aşkı olan, ancak töre gereği okutulmayan Yazgülü’nün yaşam mücadelesini ve babasının kendisini okutması için gösterdiği çabayı anlatmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yazgülü on iki yaşındaydı. Beşinci sınıfı, geçen öğretim yılında bitirmişti. Tüm ağlayıp zırlamalarına karşın, okul yaşamının bittiğini söyleyivermişti babası. Bundan sonra evde oturacak, ninesinin buyruklarını yerine getirecek, kardeşlerine göz kulak olacaktı” (Yamaç, 2008, s7). Okulunu bitirdiği gün öğretmeni babasıyla konuşmaya, onu Yazgülü’nü okutmak için ikna etmeye karar verir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“-Yapma Rıza Efendi! Bu çocuğu boynu bükük bırakma! Böylesine zeki bir çocuk herkese nasip olmaz. Geleceğini karartma çocuğun.&lt;br /&gt;-Olmaz dedik hocahanım! Evde oturacak Ninesine yardım edecek. Kardeşlerine bakacak. Kız kısmının okumak neyine! Beşi bitirdi işte, daha ne ister!&lt;br /&gt;-On yıl sonra iki binli yıllara gireceğiz. Zaman değişiyor. Bu çağda böyle düşünmenizi anlayamıyorum doğrusu! Ben de kızım, ama okudum. Kötü mü olmuş Rıza Efendi? Benim gibi köyünüze öğretmen olsa, iyi olmaz mı?&lt;br /&gt;-Seni bilmem hocahanım. Bizim buraların töresi böyledir. Hiç göndermezdim, ama rahmetli anasına söz vermiştim. Sözümü tutmuşum. İçim rahattır. Hiç boşuna çeneni yormayasın. Zaten, ninesi de yaşlıdır. O giderse kardeşlerine kim bakacak? Beş tane çocuk, sersebil mi olsun? Anaları yoktur, bilirsin?&lt;br /&gt;-Beş çocuğun sorumluluğu şu kadarcık çocuğa yüklenir mi Rıza Efendi? El insaf yani!&lt;br /&gt;-İşimize karışmasan iyi edersin hocahanım. Şu kadarcık dediğin çocuk iki seneye varmaz gelin olur; evini ocağını bilir” (a.g.e. ss.8-9).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuşma öğretmenin ikna çabalarının boşa gittiğini göstermektedir. Baba törelere bağlı birisi gibi görünmektedir. O coğrafyada kız çocuklarının okutulması törelere göre imkansızdır, ancak Rıza Efendi eşine söz verdiği için kızının ilkokulu bitirmesine izin vermişti. Yani aslında iyi birisi, ama törelere karşı çıkmak istemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazgülü, babasını hem çok seviyor, hem durumuna üzülüyor hem de ondan çok korkuyordu, hep sinirliydi, sabahtan akşama kadar tarlada çalışıyor, eve gelince karnını doyuruyor, yorgunluktan iki çift laf bile edemeden uyuyup kalıyordu. Ninesi ise bu yaştan sonra torunlarına bakmak zorunda kaldığı için sürekli konuşuyor, şikayet ediyor, Yazgülü’nü devamlı azarlıyordu. “Yazgülü, ninesine çok kızıyordu. Babası da ara sıra ninesinin yüzünden onu azarlıyordu, ama aslında kendisine kıyamadığını, ninesinin gönlünü etmek için böyle davrandığını biliyordu” (a.g.e. s. 19). Ninesi ise babasının Yazgülü’nü şımarttığını düşünüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaz gülü sıkılıyordu, boğuluyordu, babası bir türlü okumasına izin vermiyordu, onun ise okuma fikri aklından hiç çıkmıyordu. &lt;br /&gt;“-Baba, okula gideceğiz değil mi? &lt;br /&gt;-Ne okulu çıldırtma beni! Sen aklını mı yedin? Okul aklını fikrini almış! Çıkar aklından okul fikrini! Olmaaaz! Hiç görülmüş mü bu köyde kızların okuduğu? &lt;br /&gt;-Bir kez görülse ne olur baba?&lt;br /&gt;-Beni çileden çıkarma! Ninen haklı sanırım, sana çok yüz verdim” (a.g.e. s.25).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazgülü susuyordu, ama yüreğini susturamıyordu. Ne yapıp edip okumanın bir yolunu bulmak istiyordu, okumak ve öğretmen olmak. Küçük yaşına rağmen koca evi çekip çevirmek, kardeşlerine bakmak, söylenenleri, azarlamaları sineye çekmek ona zor gelmiyordu, yeter ki babası onun okumasına izin versin, tek dileği buydu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada ninesinin zorlamasıyla babası evlenmeye karar verir. Birkaç gün yakın köyleri gezdikten sonra yirmi beş yaşlarında, eşinden ayrılmış, çocuğu olmamış Nazlı’yı eş olarak eve getirir. Nazlı, çocuklarla hemen kaynaşır, onun içinde de okuma isteği bir uhde olarak kaldığından Yazgülü’nü çok iyi anlar ve ona yardım etmeye karar verir. Nazlı’nın tüm çabası artık eşini Yazgülü’nü okutmaya ikna etmektir. “Ama Rıza Efendi Nuh diyor peygamber demiyordu. O yörede kızların okuduğu da nerede görülmüştü? Eski köye yeni adet mi getiriyorlardı” (a.g.e. s60). Nazlı da inatta babadan geri kalmaz. Kızın okumasına izin vermezse annesinin evine geri döneceğini söyler. O günden sonra evde tat tuz kalmaz ve Nazlı bir gün evi terk eder. Bunun için babası ve ninesi Yazgülü’nü suçlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kııız! Adı batasıcaaa! Nazlı senin yüzünden gitmiş, öyle mi? Hiç utanmadın mı kız babanın yuvasını yıkmaya. Bundan sonra babanın yüzü güler mi? Okuyacakmış! Kız sen delirdin mi? Baban ne yapsın? İstediğin, görülmüş, duyulmuş şey mi? Yarın varırsın birine, evini ocağını bilirsin. Zaten gelmişsin on üçüne. Kız kısmının, babasının evinde on dördünü doldurması uygun değildir. Şurada bir yıla kalmaz gidersin kocaya. Bunun için babanın ocağını dağıtmaya utanmadın mı?” (a.g.e. s.66).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazgülü için yaşam çekilmez olmaya başlar, babasına okumaktan vazgeçtiğini, Nazlı ablasını alıp getirmesini söyler. Baba Nazlı’yı almaya gider. Nazlı Yazgülü’ne izin vermezse geri dönmeyeceğini söyler. Baba ise bütün köylünün kendisine güleceğini, tefe koyup öttüreceğini söyleyerek yine “hayır” der ama muhtar da otoriter tutumuyla Yazgülü ve Nazlı’yı destekleyince razı olur. Dünyalar Yazgülü’nün olmuştur. Hemen okula gidip sınav için gerekli evraklar doldurulur ve ders çalışmaya başlar. Bir gün Yazgülü tandırda ders çalışırken üşütür, hemen hastaneye götürülür. Hastanede babasının kendisine karşı gösterdiği ilgi, sevgi, özen Yazgülü için en büyük mutluluktur. Çünkü bu babasının kendisini sevdiğinin somut göstergesidir. Zaman akıp gider, Yazgülü yatılı okul sınavına girer, sonuçlar açıklandığında dünyalar onun olmuştur, ancak erkek kardeşi kazanamadığı için babası yine “tek başına göndermem” diye karşı çıkar. Devreye yine Nazlı girer ve sorun çözülür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazgülü, bir gün Nazlı ablası ile tarlaya giderken komşularının oğlu Cafer Yazgülü’nün başörtüsünü başından kapar. Bu o yörede artık o kızın o oğlanla evlenmesi gerektiğine dair bir gelenektir. Yazgülü’nün dünyası başına yıkılır. Birkaç gün sonra Cafer’in annesi ve babası Yazgülü’nü istemeye gelirler. Onlara göre iş olup bitmiştir. Ama Rıza Efendi törelere karşı gelerek kızını onlara vermez. Üstelik kızının başına bir şey gelirse mahkemelerde süründüreceğini söyler. Kızını koruması, kızı için törelere karşı çıkması Yazgülü’nü çok mutlu eder, babası gözünde bir kahramandır, üstelik bu olay köyde bir milattır. O güne kadar hiç kimse ne kızını okutmuş ne de törelere karşı gelmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eserdeki baba, önceleri duygularını gösteremeyen, törelere karşı çıkamayan bir kişilik olsa da, yaşanan olaylar karşısında tek başına törelere karşı gelebilen, köylüyü karşısına alan, söylenen sözleri sineye çekmeden karşılığını verebilen, kızını, eşini ve ailesini savunan, koruyan örnek bir baba olarak nitelendirilebilir. Çünkü baba, çocuklar için dış dünyayı temsil eden bir figürdür. Çocuk babadan takdir, övgü, güven ve sevgi alırsa, babası için değerli olduğunu hissederse, dış dünyaya daha fazla güven duyabilir ve kendini güvende hissedebilir, sosyal uyum yetenekleri artar, liderlik özellikleri gelişir (bkz: www.minikeller.com; www.pudra.com), burada da Yazgülü kendinden sonra okumak isteyen kızlara belki de lider olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yamaç, “Hayalet Peşinde” adlı eserinde onbir yaşındaki Salih’in yaşamından bir kesite ayna tutuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salihlerin mahalleye bir hırsız dadanmıştı. Salih’in pantolonu, kümesteki yumurtalar, manavdan meyve ve sebzeler çalınmaktaydı. Salih bir gece yatmaya hazırlanırken, dışarıdan gelen tıkırtının ne olduğunu anlamak için pencereden dışarı bakar ve korkudan donakalır, çünkü gördüğü şey bir hayalete benzemektedir. Babasından korkusuna olayı annesine de söyleyemez, ertesi gün arkadaşlarına anlatır ve ne yapacaklarını düşünmeye başlarlar. Bir hafta sonra Salih hayaleti yine görür. Mahallenin çocukları hayaleti yakalamak için plan yapar ve sonunda hayalet yakalanır. Yakaladıkları hayalet, sığınma evinden kaçmış ve hırsızlık yaparak yaşamaya çalışan bir çocuktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eserdeki Salih, evin tek oğludur. Annesi Salih’in doğumundan sonra geçirdiği bir hastalıktan dolayı bir daha çocuk sahibi olamamıştı, o yüzden Salih’in üzerine titrerdi. Eşinin “Bu çocuğu çok şımartıyorsun Raziye!. Bir gün başımıza çıkaracaksın! Şimdiden ne vardan anlıyor, ne yoktan! uyarılarını bile kulak arkası etmişti” (Yamaç, 2009, s.9). Raziye eşinin neden böyle sert olduğunu anlayamıyordu. “Kocasının kendisine yansıtmadığı bu sertliği yalnızca oğluna karşıydı. Bir başkası, onun gerçek babası olduğundan bile kuşkulanabilirdi. Bunu eşine söylediğinde, eşi ‘O, benim de çocuğum Raziye. Ben, onun kötülüğünü ister miyim? Yalnızca, şımarık büyümesini istemiyorum’ demişti. Raziye ise, bu mantığı anlamakta güçlük çekiyordu. Eğer gösterilmezse, sevginin ne değeri kalırdı ki?” (a.g.e. s.23). ). Raziye, kocasının sinirinden oğlunu korumak için Salih’in yaramazlıklarını bile üstlenmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salih de bu durumun ayrımındadır. Ne zaman bir isteği olsa annesine fısıldar, “babasından ise hep uzak durur; ondan çekinir, hatta korkardı. Akşam olup da babasının esmer yüzü ve iri bedeniyle kapıda görünmesi, Salih’in içini ürpertirdi. Babası eve gündüz bile gelse, Salih gece olmuş gibi bir duyguya kapılırdı. Babası ona şaka da yapsa, sevmeye de kalksa, yüreğindeki korkuyu silemezdi” (a.g.e. s.9). Halbuki annesinin her sözünden sevgi akıyordu. “Keşke, babam da böyle olsaydı” (a.g.e. s. 29) diye düşünüyordu Salih.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babası Salih’i hep azarlardı, azarlanmak onun canını çok acıtıyordu. “Bir de babam tarafından azarlanmak yok mu; işte ona dayanamıyorum! Ben, çocuğumu asla azarlamayacağım. Onu, çok seveceğim; aynı annemin beni sevdiği gibi. Babam gibi bir baba olmayacağım. Babası konusundaki düşünceleri, gözlerinden iki damla yaş akmasına neden oldu” (a.g.e. s.30) sözleri Salih’in farklı bir babaya yani, sevecen, sevgi dolu, onu dinleyen, ona kızmayan bir babaya özlemini anlatmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salih’in bacakları ağrıyordu. Annesi onu doktora götürür ve doktor bunun büyümekten kaynaklandığını, korkulacak bir şey olmadığını söyler. Eve geldiklerinde babası “Nesi varmış oğlanın, diye sordu annesine. Bir şeyi yokmuş. Hızlı büyümekten kaynaklanıyormuş. Kendisi orada değilmiş gibi yapılan konuşmalar, Salih’in canını sıkmıştı. Babası, neden kendisine sormuyordu ki? Ne zaman, onun çocuk olmadığını anlayacaktı.(a.g.e. s.35). Babasının kendisini yok sayması çok ağrına gidiyordu Salih’in. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babanın çocuğuna olan sevgisini yeterince gösterememesi, çocuğun kendini değersiz hissetmesine neden olabiliyor, babadan uzaklaşıyor ve hatta nefret edebiliyor. Tıpkı Salih gibi. “Gözlerini yıldızlara dikip çok parlak olan birini seçti. (…) Sevgili yıldızım! Sana yüreğimdeki sevgiden bir demet yolluyorum. Lütfen, bir an önce büyüyeyim de şu babamdan kurtulayım! Bu arada, annemin sevgisinin birazını da babamın yüreğine koy, ne olur! Başka bir şey istemiyorum” (a.g.e. s.37). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salih, babasının kendisini sevmediğinden emindi. Bir gün sofrada çorbayı beğenmediğini belirttiğinde, annesi taze fasulye olduğunu, eğer onu da beğenmezse istediği başka bir şeyi yapabileceğini söyler. O arada&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şu çocuğu şımartma, dedim sana kaç kez Raziye, diye bağırdı babası içerden. Önüne ne konulursa, onu yesin. Salih, başını önüne eğdi. İçinden babasını boğmak geliyordu. Dişini sıktı. Sıkılı dişlerinin arasından fısıldadı: Anne, bu adam gerçekten benim babam mı?  (…) Hiç yumuşak bir söz duymuyorum ki. Hep azar… Hep azar. O senin iyiliğini istiyor çocuğum. İstemez olsun! Bu ne biçim iyiliğimi istemek? Arkadaşlarımın çoğunun babası, hiç de böyle davranmıyor. Sen olmasan bu evden kaçardım anne” (a.g.e. ss.73-74).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında Salih’in babası iyi birisi, ancak çocuğunun şımarmaması için böyle davranan, azarlamanın, sevgisizliğin bir eğitim aracı olduğunu düşünen, bu davranışlarıyla oğlunun nefretini kazanan, gerektiğinde onun yanında olmayan, onu özgüven eksikliğine sevkeden, geleneksel tarzda bir kişilik. Ancak, oğlu hırsızın yakalanmasında baş rol oynayınca, onunla gururlanmış, sevgisini, ilgisini ilk kez oğluna yansıtabilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Salih’in yüreğini bir korku sarmıştı. Babasının kesinlikle kızacağını düşünüyordu. ‘Arkadaşlarımın yanında azarlamasa bari’ diye düşündü. İşte buna dayanamazdı. Bir daha arkadaşlarının yüzüne nasıl bakardı? &lt;br /&gt;‘-Aferin benim aslan oğlum, dedi babası. Şimdi büyüdüğüne ve adam olmaya başladığına inandım’. Salih, şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı neredeyse! Ne olmuştu babasına? ‘Sakın, yanlış duymuş olmayayım diye düşündü. Ne olur! Ne olur! Doğru olsun!’ diye için için yakararak, başını kaldırdı. Babasının yüzüne baktı. Babasının gülümseyen gözlerini görünce yanlış duymadığına inandı. İlk kez, babasının kendisini sevdiğini ayrımsadı. Yüreğini bir sıcaklık sardı. Koşup babasına sarılmak geldi içinden ama yapamadı. Şimdilik bu kadarıyla yetinmesi gerektiğine karar verdi” (a.g.e. s.115).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi ki hırsızı yakalamışlardı.  “Ona hırsız demeye dili varmıyordu aslında. O da kendileri gibi bir çocuktu. Kim bilir neler yaşadı? Durup dururken hırsız olmadı ya, diye mırıldandı. Yoksa, onun babası da benimki gibi miydi? diye düşündü bir an” (a.g.e. ss.118-119).  Sonra, bu düşünceyi kafasından uzaklaştırdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu gece babası bambaşkaydı. Sanki, her zamanki babası değildi. (…) Ne olursa olsun, babasının bugünkü durumu çok hoşuna gitmişti. Keşke, her zaman böyle olsaydı. Ertesi gün karakola gitmişler ve polisler annesi ile babasına; “Çok sevimli bir oğlunuz var, hem de çok akıllı, demişlerdi. Babası: Öyledir benim oğlum, demiş, Salih’in başını okşamıştı. Salih beklemediği bu davranış karşısında ne yapacağını bilememişti. Kızarmış, yalnızca önüne bakmıştı. Birinci sınıfa başladığı ilk gün dışında, babası hiç başını okşamamıştı ki! İyi ki hayaleti yakaladık! Babam, beni sevmeye başladı, diye düşünmüş ve mutlu olmuştu” (a.g.e. s. 119). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yamaç, son olarak “Bizim Evde Grev Var” adlı eserinde Cengiz’in hayatından kısa bir bölümü okuyucusuna yansıtmaktadır. Eserde, Cengiz ve babasının davranışlarına kızan annenin, ev işlerinde greve gitmesi komik bir dille anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cengiz lisede, abisi ise İstanbulda üniversitede okumaktadır. Annesi ve babası öğretmendir. Cengiz ve babası çok dağınıktır ve iş konusunda anneye hiç yardım etmemektedir. Evin tüm sorumluluğu annenin üzerindedir. Anne bunlara birazcık ders vermek için evde bir süre greve gitmiştir. Ne konuşuyor, ne de iş yapıyordur. Bundan sonra herkes kendi işini kendisi yapacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Annem, amma da inatçıymış! Nuh diyor da, peygamber demiyor! Ne odamı topluyor, ne de yemeğimi hazırlıyor. Çamaşırlarımı bile yıkamıyor. Onu böylesine kızdıracak ne yaptım acaba? Bir türlü anlamıyorum. İlk günkü kavganın üzerinden iki gün geçince, babam da yelkenleri suya indirmeye başladı. İkimiz birden mutfağa geçtik. Ben patatesleri soydum, babam da kızarttı. Yanına da bir tabak yoğurt koyduk. (…) Masaya oturmuştum ama içimden bir türlü yemek gelmiyordu. Kızarmış patates dilimleri, yağın içinde yüzme yarışı yapıyorlardı sanki” (Yamaç, 2010, s.6).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan babanın anneye hiç yardımcı olmadığını, Cengiz’in de babayı örnek alarak aynı davranışı sergilediği anlaşılıyor. Ancak baba, zorda kalınca, annesininki gibi olmasa da oğluna yemek hazırlıyor. “Haftalığımı annemden alıyordum. O sabah, babamdan istemek zorunda kaldım. ‘Neden annenden istemiyorsun?’ ‘Annemle konuşmuyorum.’ ‘Peki, al bakalım.’ Babam, annemle neden konuşmadığımı sormamıştı bile. Kendi deyimiyle, arife tarif gerekmiyordu, demek ki!” (a.g.e. s.7). Baba, herşeyi eşine bırakmış, gamsızın, ilgisizin birisi. Ancak çocuk, burada, babanın kendisiyle ilgilenmemesine içerliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Babamın kahvehanedeki mesaisi bitmek üzere olmalıydı. Akşam yaklaşmıştı çünkü. Okuldan sonra koşar adım gittiği kahvehanede saatlerce okey taşı döşedikten sonra, akşam saatlerinde eve gelirdi. Öğle yemeği için bile, bu kuralı bozmazdı” (a.g.e. s.15).  Eve geldiğinde annemin sitemlerine “sen de amma abartıyorsun. Yaptığın bir yemek, bir bulaşık!” diyerek karşılık verir, annemi iyice çıldırtırdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk, sevgi, saygı ve davranışı taklit yoluyla ebeveyninden model alarak öğrenir. Cengiz de, babasının gamsızlığına hayrandır, onu örnek alarak, evde annesine hiç yardımcı olmamakta, hatta hergün yeni isteklerde bulunmaktadır. Aradan üç ay geçer, abisi Cenk sömestre tatiline gelmiştir. Cengiz, içeri girer girmez şaşırır, çünkü babası ile abisi mutfakta kıyasıya güreşiyor, annesi de kahkahalar atıyordur, o da hemen tezahürata başlar. Burada babanın yerine göre çocuklarıyla çocuk olabilen, onlarla oyunlar oynayan birisi olduğu anlaşılmaktadır. Cengiz, ara sıra abisi ile atışır, bu esnada baba Cengiz’i korur, bu da Cengiz’in çok hoşuna gider. Baba tarafından korunmak, çocuğa değerli olduğu hissettirir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cengiz’in babası, şakacıdır, kurnazdır, annenin siniri geçene kadar evde yapılması gerekenleri yapar, hafta sonu güzel bir kahvaltı hazırlar, doğum gününde bir demet karanfil ve pahalı bir şarap alarak eve gelir, annenin gönlünü alır. Cengiz de bu arada anneye yardımcı olmaya başlar ve evdeki grev sona erer, ancak, grevden kısa bir süre sonra her şey eski hamam eski tas olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yamaç’ın eserlerinde okuyucusuna yansıttığı baba figürleri, toplumumuzda sık sık rastladığımız babalarla örtüşmektedir. Yani baba, çoğu zaman kendisinden korkulan, ailede otorite sahibi, bağıran, kızan, azarlayan, yüzü gülmeyen, duygularını belli etmeyen, ilgi göstermeyen, çocuklarıyla iletişim kurmayan, sorunlarıyla ilgilenmeyen, her şeyi anneye bırakan, ama en ufak aksaklıkta anneyi suçlayan bir modeldir. Az da olsa, sevgisini gösterebilen, ailesini koruyan, yerine göre tabu sayılacak tutumlara karşı çıkabilen, ilgili, şakacı, çocuklarıyla vakit geçiren ve anneye yardımcı olan davranışlar da sergilemektedir. Olumlu baba modelinin çocuğu, iyiye, güzele, olumsuzların ise bazen sonu felaketle bitebilen davranışlara sürüklediği bilinmektedir. O yüzden, baba çocuklarına iyi model olmak zorundadır. Çünkü çocuğun gelişiminde baba da en az anne kadar önemlidir. Bir başka deyişle, babanın çocuğun hayatının her noktasında anne kadar etkin olması, özellikle iletişim içinde olması, ilgisini, sevgisini göstermesi çocuğa verebileceği en önemli katkıdır.  Annelik gibi babalık da bir sanattır. Ama zor bir sanattır. Baba olmak değil, babalık yapmak zordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYNAKÇA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ATABEK,  E. (2006): Çocuklarımızı Büyütürken Nerede Yanlış Yapıyoruz?, İstanbul,  Alkım Yayınevi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÜNGÖRMÜŞ, O. (2004): “Baba-Çocuk İlişkisi” Ana-Baba Okulu, 11. Basım, İstanbul, Remzi Kitabevi, ss.245-256.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZGÜVEN, İ. E. (2001): Ailede İletişim ve Yaşam, Ankara, PDREM Yayınları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZKARDEŞ, Oya G. (2006): Baba ve Çocuk, İstanbul, Morpa Kültür Yayınları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAMAÇ, A. Ç. (2007a): Düşlerin Ötesi, İstanbul, Bu Yayınevi, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAMAÇ, A. Ç.(2007b):  Sokaklar Düş Yangını, İstanbul, Bu Yayınevi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAMAÇ, A. Ç. (2008): Yazgülü, İstanbul, Bu Yayınevi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAMAÇ, A. (2009): Hayalet Peşinde, İstanbul, Bu Yayınevi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAMAÇ, A. (2010): Bizim Evde Grev Var, İstanbul, Bu Yayınevi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAVUZER, H. (2000): Çocuk Psikolojisi, 19. Basım, İstanbul, Remzi Kitabevi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAVUZER, H. (2004): Çocuğu Tanımak ve Anlamak, 4. Basım, İstanbul, Remzi Kitabevi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAVUZER, H. (1999): Çocuk Eğitimi El Kitabı, 8. Basım, İstanbul, Remzi Kitabevi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YÖRÜKOĞLU, A. (1986): Gençlik Çağı (ruh sağlığı eğitimi ve ruhsal sorunları), 2. Basım, Ankara, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YÖRÜKOĞLU, A. (2008): Çocuk Ruh Sağlığı, 29. Basım, İstanbul, Özgür Yayınları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kinder brauchen Väter – Die Bedeutung der Väter für die Entwicklung von Jungen und Mädchen, www.achim-schad.de. (19.10.2010).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğun Yaşamında Babanın Rolü ve Önemi, www.elitkadın.com. (19.10.2010).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğun Yaşamında Babanın Rolü, www.minikeller.com. (19.10.2010).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne Babanın Disiplindeki Rolü, www.pudra.com. (19.10.2010).&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-8511944012945481340?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/8511944012945481340/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=8511944012945481340&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/8511944012945481340'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/8511944012945481340'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2010/12/dil-ve-bilisim-kongresinden.html' title='DİL VE BİLİŞİM KONGRESİNDEN...'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-4902994301608231822</id><published>2010-12-12T22:08:00.000-08:00</published><updated>2010-12-12T22:10:20.150-08:00</updated><title type='text'>KİTAPLARDA BİR ÇİZGİ</title><content type='html'>“KİTAPLARDA ÖLMEK”  (mi?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün, su gibi akıp geçen, dağlarda şiirle ateşler yakan; yaktığı ateşle karanlığı yırtıp geçen bir ozanın ölüm yıldönümü; Behçet Necatigil’in. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuma oranının gittikçe düştüğü günümüzde, kaç kişi onun adını anımsar, kaç kişi şiirlerini okur acaba, diye düşünmeden edemiyorum. Yoksa, kitaplarda ölmek midir bu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parantezi açıp adını, soyadını; doğum ve ölüm tarihlerini ya da birkaç şirini koyunca andaç ya da seçkilere; yaşattığımızı mı sanıyoruz şairleri, yazarları acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa, sevdalarınızı anlatacak sözcük bulamadığınızda, karanlıkta kımıldayan düşünceyi göremeyen gözde, gizli bahçenizde açan çiçeklerde, kırılacağını düşünmeden yayı fazla gerdiğinizde, esen serin yelde, sizi yanlış tanıyan yakınlarınızda, yalnız gecelerinizde, yarınlara ertelediğiniz dar vakitlerdedir Necatigil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Haydi bugün bir güzellik yapalım kendimize! Elimizde can cekişen kuşlara dönmesin kitaplar, ölmesin unutuluşlarda. Gözlerimizle okşayalım onları dize dize, sözcük sözcük.İçimiz ışısın şiir şiir. Kimbilir belki de, karanlığı onlarla yırtarız, Hasan Hüseyin Korkmazgil’in Kızılırmak’ta çağladığı gibi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“…&lt;br /&gt;Biliyorum&lt;br /&gt;Şiirler şarkıyla olacak iş değil bu&lt;br /&gt;Tarlada ekini kızartmaz güvercinin gurultusu&lt;br /&gt;Ama&lt;br /&gt;Dişler arasında bir bıçak gibi parlar&lt;br /&gt;Kavgada şiirin doğrultusu”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitaplarda Ölmek şiiriyle de selamlayalım Necatigil’i:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Adı, soyadı&lt;br /&gt;Açılır parantez&lt;br /&gt;Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti&lt;br /&gt;Kapanır parantez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O şimdi kitaplarda bir isim, bir soyadı&lt;br /&gt;Bir parantez içinde doğum, ölüm yılları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya sayfa altında, ya da az ilerde&lt;br /&gt;Eserleri, ne zaman basıldıkları&lt;br /&gt;Kısa, uzun bir liste.&lt;br /&gt;Can çekişen kuşlar gibi ellerinizde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parantezin içindeki çizgi&lt;br /&gt;Ne varsa orda&lt;br /&gt;Ümidi, korkusu, gözyaşı, sevinci&lt;br /&gt;Ne varsa orda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O şimdi kitaplarda&lt;br /&gt;Bir çizgilik yerde hapis,&lt;br /&gt;Hâlâ mı yaşıyor, korunamaz ki,&lt;br /&gt;Öldürebilirsiniz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behçet Necatigil (16.4.1916 - 13.12.1979) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a.y.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-4902994301608231822?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/4902994301608231822/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=4902994301608231822&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/4902994301608231822'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/4902994301608231822'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2010/12/kitaplarda-bir-cizgi.html' title='KİTAPLARDA BİR ÇİZGİ'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-3845148138888022974</id><published>2010-11-22T22:35:00.001-08:00</published><updated>2010-11-22T22:37:42.772-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><title type='text'>SON BAHAR</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/TOtg6eLL-FI/AAAAAAAAADA/ZJeJ960Rksg/s1600/SARI%2BYAPRAKLAR%2B%25C4%25B0%25C3%2587%25C4%25B0N.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/TOtg6eLL-FI/AAAAAAAAADA/ZJeJ960Rksg/s320/SARI%2BYAPRAKLAR%2B%25C4%25B0%25C3%2587%25C4%25B0N.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5542630324058191954" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;SARI YAPRAKLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birer birer dalından düşüp yerde sarılı yeşilli bir yığın oluşturan yapraklar, geçmiş yıllarımın bir fotoğrafı sanki. Üst üste yığılmış anılar, acılar; yaşanmış, yaşanmamış yıllar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaprakları savuran rüzgar beni geçmişe götürürken; Özdemir İnce’nin söylemiyle ‘hasretin bin türlüsüyle yaralı ozan’ Nazım’ın, on yedi yaşındayken yazdığı ilk şiirinin dizelerini de taşıyor belleğime:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“…&lt;br /&gt;Bir inilti duydum serviliklerde,&lt;br /&gt;Dedim ki:”Burada bir ağlayan mı var?&lt;br /&gt;Yoksa tek başına kuytuluklarda&lt;br /&gt;Eski bir sevgiyi anan rüzgar mı?&lt;br /&gt;…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk gençlik yıllarım, on yedili, on sekizli yıldız kümeleri gibi, dünyayı toz pembe gördüğümüz o yıllarda ışıldıyor. Devrim türkülerine yüklediğimiz sevdalı umutlarla güneşin zaptına yakınız/ yakınım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaprak yığınlarını aralamayı sürdürüyorum, yılları aralar gibi. Dökülen her yaprakla sevdalar da umutlar da yıldızlar gibi sönüyor sanki. Güneş ıradıkça ırıyor, eziliyor paletlerin altında; yaşıyor ya da yaşar gibi yapıyorum/yapıyoruz karanlıklarda. Başımızı eğiyoruz günebakanlar gibi ama güne değil yere doğru, yiten onca canın arkasından suskunca…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yığınlar çoğalıp kalan zamanımız azaldıkça canlanan anılar, dizeleri de peşi sıra sürüklemeyi sürdürüyor. Bir Nazımdan esintiler taşıyor belleğime, bir Özdemir İnce’nin Nazım için yazdıklarından:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“…&lt;br /&gt;Sen memleketten uzak gurbet iççisi&lt;br /&gt;Hasretin bin türlüsüyle yaralı ozan&lt;br /&gt;Ustam benim! Hasretlerin, ayrılıkların ozanı…Ö.İ.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önümdeki yığınları aralayıp yaralı yaprakları okşuyorum usulca; yarısı kurumuş, yarısını rüzgara vermiş, yarısıyla toprağı beslemiş yaralı yaprakları… O yüce ozan için Özdemir İnce’nin yazdığı dizelerini mırıldanıyorum, yaprakların yarasını sarmak için:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“…&lt;br /&gt;Senden öğrendim umudun söz dizimini&lt;br /&gt;Senden öğrendim inancın tatlı dilini&lt;br /&gt;Sen on dokuzunda sevdalı ve delikanlı&lt;br /&gt;Sen altmışında sevdalı ve delikanlı&lt;br /&gt;…”&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Başımı kaldırıyorum yaprak yığınından. Gökyüzünün mavisi, güneşin turuncu gülüşü; taze dalların yeşili arasından süzülüyor sevgi ışığı gibi. Yarattıklarımız, çoğalttıklarımız, yaşattıklarımız yansıyor bu renk cümbüşünün içinden. Yitirdiklerimin yanında kazandıklarım yeni yıldız kümeleri gibi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamın olanca renklerini kucaklayıp yürüyorum itekleyerek yaprak yığınlarını; sonsuz gibi görünen kısa yolda, yaşamak için kalan renkleri… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nazım’dan dizelerde, giderayak yapacaklarımın resmi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Giderayak işlerim var bitirilecek,&lt;br /&gt; giderayak&lt;br /&gt;…”&lt;br /&gt;a.y.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT: fotoğraf, tanju beyazıt&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-3845148138888022974?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/3845148138888022974/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=3845148138888022974&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3845148138888022974'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3845148138888022974'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2010/11/son-bahar.html' title='SON BAHAR'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/TOtg6eLL-FI/AAAAAAAAADA/ZJeJ960Rksg/s72-c/SARI%2BYAPRAKLAR%2B%25C4%25B0%25C3%2587%25C4%25B0N.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-2825139858507412204</id><published>2010-11-18T21:55:00.001-08:00</published><updated>2010-11-18T21:56:27.978-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><title type='text'>YAŞAM GÜÇ'TÜR</title><content type='html'>GÜÇTÜR YAŞAM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş, mevsime inat sıcak sıcak salınışına başlamadı henüz; şafaktan önceki koyu karanlığını yaşamakta. Bense sözcüklerin, dizelerin, türkülerin o insanı saran sıcaklığında yaşamı sorgulamaktayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi anlamda alırsanız alın, güçtür yaşam. Kimi zaman, damarlarınızda dolaşan; tüm dünyaya kafa tutabilen, tüm eskimis, yozlaşmış değerleri hiçe sayabilen, sizi bile şaşırtan güç; kimi zaman, tüm ağırlığını omuzlarınızda duyumsadığınız, altından kalkamayacağına inandığınız bir ağırlık…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi zaman ülkeniz, insanlarınız, sevdikleriniz için yaptıklarınızı sorgulayabilecek bilinç; kimi zaman yapamadıklarınızın ağırlığı, acısı, hüznüdür yaşam. Bazen toplumsal yaşamın sizi soluksuz bıraktığı öğrenilmiş çaresizlik; bazen yüzü başka, yüreği başka, düşüncesi başka insanlara karşı savaşım verebilme gücüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Empati yapabilme gücüdür biraz da yaşam; kendinizi karşınızdakinin yerine koyup onu anlayabilme gücü… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorulursunuz, bıkarsınız, üzülürsünüz, kırılırsınız; ülkeniz ve insanlarınız üzerinde oynanan oyunlara isyan edersiniz; ama ne ülkenizi ve insanlarınızı sevmekten, ne de onca yorgunluğunuza ve hüznünüze karşın güçlü olma çabasından cayabilirsiniz. Bu ülke bizimdir, bu insanlar da...Her doğan günle yeni bir istek, yeni bir çaba, yeni bir güçle sarılırsınız yaşama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni bir gün başlıyor yine. Yeni gün; yeni savaşımlar, yeni sorunlar, yeni kırgınlıklar, belki de yeni hayal kırıklıkları olsa da yeni umutlar, yeni mutluluklardır biraz da. Yaşamın gücü de güçlüğü de yaşıyor olmamızdan kaynaklanmaz mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelin de şimdi Cahit Sıtkı’yı anmayın:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“…&lt;br /&gt;her mihneti kabulüm&lt;br /&gt;yeter ki gün eksilmesin penceremden&lt;br /&gt;…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merhaba yeni güne, yeni güzelliklere… Pencerenizden gün, gönlünüzden sevgi eksilmesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a.y.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-2825139858507412204?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/2825139858507412204/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=2825139858507412204&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/2825139858507412204'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/2825139858507412204'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2010/11/yasam-guctur.html' title='YAŞAM GÜÇ&apos;TÜR'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-3967645082699272791</id><published>2010-11-07T10:58:00.000-08:00</published><updated>2010-11-07T11:01:04.382-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kuramsal yazılar'/><title type='text'>ÇOCUK YAZINI ÜZERİNE</title><content type='html'>AYŞE YAMAÇ&lt;br /&gt; GÜNÜMÜZ ÇOCUK EDEBİYATINDA SORUN ODAKLI EDEBİYATIN YERİ&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Çocuğu tanımakla başlarız yazmaya. Bazılarının gülümsediğini görür gibi oluyorum.  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hepimiz, çocukları yeterince tanıdığımızı düşünürüz. Bakışımız çocuk edebiyatı olunca, şimdiye dek bildiklerimizin hiç de yeterli olmadığını göreceğiz. Nasıl mı?  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Çocukların yaş gruplarına göre özellikleri, ilgi ve gereksinimleri, dünyaları, gerçekliğe yaklaşımları…vs.  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Örneğin, yaş gruplarına göre konularımızı nasıl seçeceğiz?  Cümle yapılarını nasıl oluşturacağız? Kahramanlarımız gerçek yaşamdan mı, yoksa hayal dünyasından mı seçilecek? Kahramanlarımızı nasıl şekillendireceğiz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Bir çocuk kitabının yazınsal ürün olup olmadığı da çok önemlidir. Çocuk kitabı denince, çoğu kişi- hatta yazanların bile bir bölümü- ilgilenme gereği duymaz; çocuğunun eline tutuşturuverir kitabı. Onun gözünde çocuk kitabı, çocuğun eğitimine, öğretimine katkıda bulunacak bir araçtır yalnızca. Bunun nedeni belki de çocuk kitaplarının azımsanmayacak bir bölümünün özensiz bir dille yazılmış, yazınsal duyarlılıktan uzak ürünler olmasıdır. Oysa, hangi yaş dilimine yönelik yazılmış olursa olsun, edebi bir metin, her okuyana farklı tatlar, farklı bakış açıları ile duygu ve düşünce çeşitliliği sunabilmeli; okuyucunun zevk almasını sağlamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-Çocuk edebiyatının temel işlevi, çocuklara okuma sevgisi ve alışkanlığı kazandırmaktır. Yalnızca bu da değildir: Çocuk, okuduğu kitaplarla edebi ve estetik beğenilerini de geliştirmelidir. Çocuk edebiyatının yetişkin edebiyatına geçişte bir köprü olduğu düşünülürse, çocuk kitaplarına büyük sorumluluk düştüğü yadsınamaz; daha doğrusu bu kitapların yazarlarına. Çocuk edebiyatı, “çocukları nitelikli metinlere yöneltmeyi başarabilen, onlara zamanla okuma kültürü kazandırabilen bir sorumluluk üstlenmektedir.” (Prof. Sedat Sever, Çocuk ve Edebiyat) Kötü örnekler, çocuğu kitaptan soğutur. Onun eğlenmesine, merakını gidermesine yardımcı olmadığı gibi, onu yanlış da yönlendirir  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Çocuk kitabını, çocuk edebiyatı olarak değerlendirmek ve verimlemek için, sağlam bir altyapı, yoğun bir birikim gerekir. Hem yetişkin edebiyatını çok iyi özümsemiş olacaksınız, hem de çocuk edebiyatını… Ayrıca, çocuğu da çok iyi tanımak gerekir. Yaş gruplarını, ilgi ve gereksinimlerini, sorunlarını, algılarını, yaşama bakışlarını… Her şeyden önce de çocuğu  büyüklerin küçük bir kopyası değil, ayrı bir birey olarak görmek ve önemsemek de önemlidir. Yetişkinlere yönelik yazmak, bu anlamda daha kolaydır, bence. Çünkü çocuklara yönelik yazanlar da yetişkindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-   Çocuk, kendini ve başkalarını gözleyerek, “Ten ve ruh duvarları çizer.” Ötekilerden farklı olan yönlerini ayrımsar. Bu ayrımsama, beğendiklerine öykünme de getirir. Çocuğun yetiştiği ortama ve aldığı eğitime göre bu öykünme, kimi zaman toplumun başarılı ve iyi insan olarak kabul ettiği kişi olurken, kimi zaman da bir mafya lideri ya da kapkaççı olabilir. Ya da okuduğu bir kitabın kahramanıyla kendini özdeşleştirir. İşte bu noktada çocuk kitaplarının niteliği devreye girer. &lt;br /&gt;Didaktik, parmak sallayan, yalnızca çocuğu eğitmeyi amaçlayan kitaplar, çocuğun okuma sevgisini yok edeceği gibi, yaşam boyu kitaplardan uzak kalmasına da neden olabilir.  Çocuk, aptal yerine konulmaktan hoşlanmaz çünkü.  &lt;br /&gt;Çocuğun, kendini ve başkalarını tanıyarak ten ve ruh duvarları çizdiğinden söz ettik. Ülkemin çocuklarını, onların sorunlarını tanımayan; yalnızca oyun ve eğlence amaçlı yazılmış kitapları okuyan çocuklar, nasıl  ten ve ruh duvarı çizer; yorumu size bırakıyorum. Buradan, oyun ve eğlence amaçlı kitaplara karşı olduğum gibi bir düşünce çıkmasın. Onlar da gerekli, çünkü çocuk kitaplarının bir işlevi de onları eğlendirmektir, ama yalnızca eğlendirmek değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Her yazarın anlatım biçimi farklı olsa da,  aynı konular, çocuk edebiyatında tektipleşmeyi de beraberinde getireceği korkusunu taşıdığımı söylemeden geçemeyeceğim. Avrupa’da sorun odaklı çocuk edebiyatı üzerine yazılmış sayısız kitap varken, bizdekiler parmakla gösterilecek kadar az; ya da yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne baba uyumsuzluklarının, geçimsizliklerinin, hatta boşanmaların çocuğun iç dünyasına yansımaları işlenmeli; ama sonuçlarıyla… Örneğin, görmezden geldiğimiz sokak çocukları gibi…  Ayrıca, toplumun her kesiminden, her gelir düzeyinden çocukların dünyası, kitapların konusu olabilmelidir. Yurtdışına giden ailelerin çocuklarının uyum sorunları, okuma yazma bilmeyen çocukların, ülkemizde hala var olduğu gerçeği; özellikle Doğuda kız çocukların yüzde otuzunun okuma yazma bilmediği de göz önüne alındığında, bu konu daha da önem kazanmıyor mu? Bu çocuklar, bizim çocuklarımız değil mi? Onları yok mu sayacağız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız ülkemizde de değil üstelik. Yerelden evrensele ulaşmak istiyorsak, dünyanın diğer ülkelerindeki çocukların yaşam biçimleri ve sorunları hakkında da bilgi sahibi olmamız gerekmiyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, ülkemizdeki çocukların ve gençlerin sorunlarını kitaplarımda nasıl yansıtmaya çalıştığımı örneklerle açıklamaya çalışacağım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖR:1&lt;br /&gt;  “SOKAKLAR DÜŞ YANGINI” ROMANINA YANSIYAN TOPLUMUN ÖTEKİ YÜZÜ: SOKAK ÇOCUKLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada üç milyondan, Türkiye’de ise beş yüz binden fazla çocuğun sokaklarda yaşadığı biliniyor. Bu rakamlar insanın içini kanatıyor, ama nedense bu gerçeği görmezden geliyoruz. Çünkü bu gerçekle yüzleşmek, toplumun öteki yüzüyle tanışmak istemiyoruz. Geleceğimizin güvencesi olarak gördüğümüz çocuklarımızı, tiner, bali, uyuşturucu vs. bağımlısı olarak görmek istemiyor; belki de bu konuda bizim de sorumluluğumuz olabileceği gerçeğinden kaçıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuya, yazar açısından baktığınızda da durum pek farklı değildir. Yazar, yazdığı kitabın sokak çocukları tarafından okunmayacağını bilir. Diğer okuyucular da bu konuyla yüzleşmek istemediklerinden olsa gerek, bu tür kitaplardan uzak durmayı yeğler. Üstelik konuyu araştırmak, bu konuda bilgi ve veri toplamak, sokak çocuklarının dünyasına girebilmek de başlı başına bir sorundur. Çocukların güvenini kazanabilmeniz, kendinizi onlara kabul ettirebilmeniz; aileleriyle ilişki kurabilmeniz ve onların iç dünyalarına girebilmeniz için çok büyük bir çaba, özveri, sabır ve insan sevgisi gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SOKAKLAR DÜŞ YANGINI romanı, bir buçuk yıllık bir araştırma sonucunda, bütün bu zorlukları aşmayı başarabilmiş; sokak çocuklarının iç dünyasını, yaşamlarını, hayallerini, umutlarını, düşlerini ve bu düşlerin adım adım yanışını okuyuculara yansıtmaya çalışmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖRNEK 2:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; YAZGÜLÜ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazgülü romanı, toplumsal değerlerin, gelenek ve göreneklerin çocuğun yaşamına etkisini temel almış bir romandır; özellikle de Doğu bölgelerimizde bu nedenlerle okutulmayan kızların yaşamını…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21. Yüzyılı yaşadığımız günümüzde, ülkemizde halen altı yüz binden fazla kız çocuğunun okutulmadığı, bunların büyük bölümünün de Doğu illerimizde olduğu düşünülürse, durumun ne denli önemli olduğu daha iyi anlaşılır, sanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada bir parantez açıp Türkan Saylan’ı, çocukların okumasına olağanüstü katkı sağladığı için, saygıyla anmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebi bir eser bu sorunları çözmez; çözüm yolları da sunmaz belki, ama toplumun genelinde, özellikle de çocuklar arasında farklı sosyal katmanları ve onların sorunlarını tanıma açısından bir altyapı, bir bilinç oluşturur. Kısaca, sorunlara bir ayna tutar, görmek isteyen tüm gözlere sunmak için. Yazgülü romanı da böyle bir aynadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek3:&lt;br /&gt;DÜŞLERİN ÖTESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetişkinler olarak çoğumuz, çocukları ve gençleri tanıdığımızı sanırız. Onların asiliklerinden, haylazlıklarından, başarısızlıklarından yakınmayı da unutmayız. Başarılarını övünerek anlatırken kendimize pay çıkartırız da başarısızlıklarında hiç kusurumuz yoktur(!) Bizler; aile, okul, toplum olarak görevlerimizi yerine getirmişizdir; bunu anlamayan, değer bilmeyen gençlerdir(!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşlerin Ötesi romanı; okul-aile-arkadaşlık üçgenine bir ayna tutarken, günümüz eğitim sisteminde bunalan ve çıkış arayan gençlerin sorunlarını da masaya yatırıyor. Ergenlik dönemiyle birlikte bedenlerindeki ve duygularındaki değişimleri ön plana alarak; baba-oğul ilişkisinden aşka, ülkemizdeki ekonomik krizlerin onların yaşantısına etkisinden Irak Savaşı’nda yaşanan acılara dek pek çok sorunla yüzleşmemizi sağlamaya çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İncili Kavak, Ali’nin Öyküsü, Işığa Doğru, Umut Yolcuları… gibi çocuk romanlarım da sorun odaklı çocuk yazınına örnektir, ama bu kadarının yeterli olduğunu sanıyorum.( Bu arada Sevim Ak’ın Güneş’in Çocukları, Ayla Çınaroğlu’nun Aliş’in Kabakları, Hamdullah Köseoğlu’nun Yaz Çırakları ve Kent Düşleri kitaplarını anmadan geçemeyeceğim.)&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;ENGELLİ ÇOCUKLAR VE EDEBİYATIMIZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülke nüfusumuzun yaklaşık yüzde on ikisini oluşturan engelli vatandaşlarımız, ne yazık ki hala, çağdaş uygulamalardan yoksunlar. Engelli çocuklarımızsa zaten yok sayılmakta. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlkel insanda, engellileri ya da güçsüzleri koruma güdüsü yoktu. Doğaya uyum sağlayamayan yok olurdu. Şimdi, kendimizi sorgulama zamanı, değil mi? İlkelliğimizi yani…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih, bu ilkelliğin vahşete dönüştüğü sayısız örneklerle doludur. Hitler ve Mussolini’nin üstün ırk yaratma hevesiyle, engellileri ve güçsüzleri gaz odalarına gönderdiğini bilmeyen yoktur sanırım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsterseniz, önce ailelerden başlayalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zihinsel ya da bedensel engelli çocuğa sahip pek çok aile tanıyorum. Bunların büyük çoğunluğu, çocuklarını çevrelerinden gizleme gereği duyuyorlar. Çoğunlukla evden dışarı çıkartmıyorlar. Hangisine üzülelim? Ailenin davranışına mı, yoksa çocuğun durumuna mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıklı çocuklara sahip olmak her ana babanın isteğidir; ama doğa yasaları bazen bunu olanaksız kılar. O zaman utanmamız mı gerekiyor? Çocuklarımızı saklamanın temelinde bu duygu yatmıyor mu? Oysa durumu kabullenmek, çocuğumuz ve engeliyle birlikte yaşamak; bu durumda mutlu olabilmek için yeni çözümler üretmemiz gerekmiyor mu? Ana babalar olarak bizler, çocuğumuzun önündeki engelleri aşması için yardım etmemiz gerekmiyor mu? Onun önüne yeni engeller çıkararak, onu dört duvar arasına hapsederek, engelini başkalarından gizleyerek kimi kandırmaya çalışıyoruz; çocuğumuzu mu, kendimizi mi? Ana babalar sonsuza dek yaşayamayacaklarına göre, onlar öldüğünde ne olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haksızlık etmeyelim. Ailelerin hepsi böyle davranmıyor. Çocuklarına engelsiz bir ortam sağlamak için var güçleriyle çalışan aileler de var. Bu kez de karşılarına toplumsal ya da kurumsal engeller çıkıyor.  Oysa devletin ve kamu kurumlarının görevi, engelli vatandaşlarımıza engelsiz bir ortam sağlamaktır. Bu konuda her geçen gün olumlu gelişmeler olsa da çalışmaların yeterli olduğunu söylemek doğru değildir. Sağlık Bakanlığı, Sosyal Hizmetler İl Müdürlükleri, Belediyeler ve Özel Eğitim Kurumlarının çalışmalarının yeterli olduğunu söyleyecek var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu alanda, engelli çocuklarımıza seslenecek yeterli kitabın olduğunu düşünmüyorum. Son yıllarda bu alanda da çalışmalar artmıştır. ÇGYD’nin, Konak Belediyesi’nin ve Yazar Sevgi Koşaner’in çalışmalarını görmezden gelemeyiz( bir de Aya Çınaroğlu’nun Denize Doğru adlı kitabını); ama yeter mi? Çocuk yazınına gönül vermiş, bu alanda birbirinden değerli eserler üreten değerli yazarlarımızın bu konuya daha çok ilgi göstermeleri gerekir, diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYNAKÇA:&lt;br /&gt;DÜŞLERİN ÖTESİ, Gençlik Romanı, BuYayınevi, İstanbul 2007, Birinci Baskı, 160 Sayfa&lt;br /&gt;SOKAKLAR DÜŞ YANGINI, Roman, Bu Yay. İst. 2007, Birinci baskı, 250 sayfa&lt;br /&gt;YAZGÜLÜ, Gençlik Romanı, Bu Yay. İst. 2008, Birinci Baskı, 238 sayfa&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-3967645082699272791?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/3967645082699272791/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=3967645082699272791&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3967645082699272791'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3967645082699272791'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2010/11/cocuk-yazini-uzerine.html' title='ÇOCUK YAZINI ÜZERİNE'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-1464028684049598722</id><published>2010-10-26T05:57:00.000-07:00</published><updated>2010-10-26T06:00:17.629-07:00</updated><title type='text'>İSTANBUL KİTAP FUARINDA OKURLARIMLA BULUŞACAK İKİZLERİM</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/TMbQxU0O5bI/AAAAAAAAAC4/gyZf2sUuAho/s1600/ikizlerimden+biri+de+bu.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/TMbQxU0O5bI/AAAAAAAAAC4/gyZf2sUuAho/s320/ikizlerimden+biri+de+bu.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5532338738091189682" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/TMbQwhqJJoI/AAAAAAAAACw/sPzYTJVCYd8/s1600/fuarda+okurlar%C4%B1mla+bulu%C5%9Facak+ikizlerimden+biri.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/TMbQwhqJJoI/AAAAAAAAACw/sPzYTJVCYd8/s320/fuarda+okurlar%C4%B1mla+bulu%C5%9Facak+ikizlerimden+biri.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5532338724358661762" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-1464028684049598722?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/1464028684049598722/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=1464028684049598722&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/1464028684049598722'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/1464028684049598722'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2010/10/istanbul-kitap-fuarinda-okurlarimla.html' title='İSTANBUL KİTAP FUARINDA OKURLARIMLA BULUŞACAK İKİZLERİM'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/TMbQxU0O5bI/AAAAAAAAAC4/gyZf2sUuAho/s72-c/ikizlerimden+biri+de+bu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-7976951098790196939</id><published>2010-10-26T05:06:00.000-07:00</published><updated>2010-10-26T05:07:29.007-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZLENİMLER'/><title type='text'>İZMİR İZLENİMLERİ</title><content type='html'>İZMİR’DEN ESİNTİLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun bir yolculuğun sonunda ulaştığım İzmir otogarında beni karşılayan dostlarla kucaklaşıp özlem giderdikten sonra, kentin yolunu tuttuk. Eski Kordon, Konak Meydanı, Pasaport İskelesi; denizde gün batımı, gece ve yakamozlar; şarap, fasıl ve türküler bizi bekliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani, yıllanmış şarapla yıllanmış dostlukları birleştirip geçmişten geleceğe bir köprü kurarsınız ya… Taptaze birer fidanken köklü bir ağaç olmuş, dal budak salmış; her biriniz ayrı yönlere savrulmuşken kendinizi yeniden fidanmış gibi duyumsarsınız ya… Yakamozlara dalıp gider de her ışıltıda siz de ışırsınız ya renk renk… Her türkü size yakılır, bütün şiirler sizi anlatır; fasıllar sizin için geçiliyordur ya… O akşam öyleydi işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoğun, mutlu ama yorgun geçen bir akşamın ertesinde sıra gelmişti İzmir’de olmamın asıl nedenine. Dostların beni beklediği Karşıyaka’daki Karok( Karşıyaka Kültür ve Sanat)’taki toplantıya giderken, Müjgan’ı da sürükledim yanımda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani isimleriyle, sözcükleriyle tanımış ama çoğunun yüzünü bile görmemişsinizdir ya…Hani, o sözcüklerin arkasındaki sıcak yüreği duyumsamışsınızdır içten içe de onlara bir resim çizmişsinizdir ya belleğinizde… Hani adları Zübeyde, Zeliha, Nüket, Filiz, Vicdan, Cihan, Nevin, Gülseren, Esma Zafer… dir ya…Gelemeyenler de birlikte olma isteklerini iletirler ya bir şekilde... Çalışmalarını adım adım izleyip takdir edersiniz onca işlerine karşın ve bilirsiniz ya kimi doktor, kimi mühendis, kimi opera sanatçısı, kimi akademisyendir; ama yine de asıl sanatçı yanlarıyla öne çıkarlar ya... Küçük birer yıldızken bir araya gelip Samanyolu olmuşlardır ya…İşte onlar, Egeli Kadın Yazarlar’dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıcacık yüzler, içten gülümseyen gözler, özenli ev sahipliği… Etkinlik için yapılan hazırlıklarsa hepsinden özenlisi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap öylesine özenli incelenmiş ki, söyleyecek söz bulamadım doğrusu. Romanın dili, anlatım, kurgudaki ustalık, gerçekçilik; özdeşim kurma ve sarsılmaları; sevgi eksikliği, boşanmanın çocuklar üzerindeki etkilerinin iyi verildiği gibi övgülerin yanında; teknik yanlışlar, romandaki yan kahramanların geçmiş yaşamları hakkında yeterince bilgi verilmediği, romanın daha uzun ve daha güzel yazılabileceği gibi eleştiriler de yer aldı. Övgülerde mutlandığım kadar, eleştirilerin de bana iyi birer rehber olacağının bilinciyle, son derece özenle dinleyip notlar aldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplantı, her anlamda kusursuzdu kuşkusuz; ama beni çok etkileyen iki ayrıntıyı eklemeden geçemeyeceğim. Birincisi, bir dönem sokak çocuğuyken sonra kurtulup emniyet müdürlüğüne dek yükselen, yaşamını sokak çocuklarına adayıp bu konuda bir de kitap yazan Şevki Dinçal’ın varlığı; gerek kendi yaşamı, gerekse Sokaklar Düş Yangını hakkında anlattıklarıydı. İkincisi de bir arkadadaşımızın bir gecelik sokak kızlığı serüveniyle kitapta geçen pek çok ayrıntıda kendini bulduğu yolundaki değerlendirmesiydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam yemeği apayrı bir güzellikti. Şiirler ve şarkılarla renklenen balık-şarap keyfimizin dinleyicisi ve izleyicisi de çoktu; komşu masalar, gençler, çocuklar… Oraya sürüklediğimi düşünüp sıkılacağını sandığım arkadaşım Müjgan’ın geceden çok keyif alması da rahatlatıcıydı doğrusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmir’in tüm güzelliklerini size yeniden solutmaya çalışan dostlarınıza ve o Samanyolu yıldız kümesine sevginizi, dostluğunu, teşekkürlerinizi iletmek istersiniz de sözcükler yetmez ya… O da benim işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Övgüleriyle beni göklere çıkaran, eleştirileriyle bakış açımı genişleten, konukseverlikleriyle gönlümü okşayan, başta Zübeyde Seven Turan olmak üzere, tüm EGELİ KADIN YAZARLARA, KAROK,a ve YENİ ASIR gazetesinin Karşıyaka temsilcisi Tufan Atakişi ve eşi Asuman Hanım’a; ayrıca beni İzmir’de ağırlayan dostlarıma gönülden teşekkürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni güzelliklerde buluşmak dileğiyle. Sevgiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayşe Yamaç&lt;br /&gt;26.10.2010, İstanbul&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-7976951098790196939?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/7976951098790196939/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=7976951098790196939&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/7976951098790196939'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/7976951098790196939'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2010/10/izmir-izlenimleri.html' title='İZMİR İZLENİMLERİ'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-2079100051336380446</id><published>2010-09-26T14:02:00.000-07:00</published><updated>2010-09-26T14:03:52.587-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><title type='text'>GÜNEŞE YÜRÜMEK</title><content type='html'>GÜNEŞE YÜRÜMEK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güvercin rengi bulutların telaşına rüzgarın ıslıklarının karıştığı ılık bir gün… Arada bir düşen damlalar, toprak kokusuna karışıp tüterek yitip gidiyor hemen; geriden küçük, küçücük bir iz bırakarak. Güneş bulutların arasına gizlense de var olduğunu, orada olduğunu bilmek, güven duygusuyla karışık bir coşku seli uyandırıyor içimde; biliyorum, yaşıyor olmanın o doyumsuz tadı bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çayımı alıp çıkıyorum balkona. Yüzüme vuran damlaları karşılıyorum geniş bir gülümsemeyle. Toprağın o güzelim kokusu, suyun o saf tadı karışıyor gülümseyişime. Gözlerimi kapatıp o gülümsemenin tüm benliğime yayılmasını duyumsuyorum içten içe. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk cıvıltıları kaplamış sokağı. Ara sıra atıştıran yağmuru önemsemeden sürdürüyorlar oyunlarını. Yaşam, onların cıvıltısında renklenip büyüyor biraz daha. Gençler, büyük gürültülerle, yaşamın olanca sesiyle yürüyorlar kaldırımdan. İkinci baharlarını yaşayan bir çift, el ele geçiyor karşıdaki yürüyüş yolundan. Elimi uzatsam, sevgilerine dokunacağım sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmur hızını arttırıyor sonra. Yoğun bir toprak kokusu karışıyor havaya, yaşama karışırcasına. Çocuklar, sağanakla gölleniveren birikintilerde düş denizleri yaratmakta, kirlenen giysilerine ve annelerinden duyacakları azarlara aldırmazcasına… Kağıttan gemilerini uğurluyorlar, uzak masal ülkelerine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmur kesiliyor çok geçmeden. Güneş, bütün ışıltısıyla salınmakta. Gökkuşağı, tüm renkleriyle yeni masallar üretmeye başlıyor. Çocuklar, gökkuşağını yakalama derdinde. Bense gökkuşağının renklerini büyütüyorum yüzde milyonlarca…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoktandır içmeyi unutup soğuttuğum çaya takılıyor gözüm bir an. Mutfağa dönüp tazeliyorum. İçim dışım bahar; içim dışım yağmur, güneş, gökkuşağı; içim dışım yaşam, olanca renkleriyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüz bezginliğim, umutsuzluğum uçup gidiyor bir anda. Yaşamın güçlükleriyle savaşmak daha kolay şu anda. Tazelendim, yeni umutlar yeşerttim ya, gökkuşağınca…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilime Nazım’ın şiirini dizip daha bir gülümsüyorum yaşama; güneşe yürüyüp onu yeniden doğururcasına:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bugün pazar.&lt;br /&gt;Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.&lt;br /&gt;Ve ömrümde ilk defa gökyüzünün&lt;br /&gt;bu kadar benden uzak&lt;br /&gt;bu kadar mavi&lt;br /&gt;bu kadar geniş olduğuna şaşarak&lt;br /&gt;kımıldamadan durdum.&lt;br /&gt;…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve güneşi doğuruyorum, tükenmeyen umutlarca…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                                         a.y.  26.09.2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-2079100051336380446?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/2079100051336380446/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=2079100051336380446&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/2079100051336380446'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/2079100051336380446'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2010/09/gunese-yurumek.html' title='GÜNEŞE YÜRÜMEK'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-4946950433535975363</id><published>2010-09-18T03:21:00.000-07:00</published><updated>2010-09-18T03:23:07.135-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>GÜN KARANLIK</title><content type='html'>&lt;strong&gt;GÜN KARANLIK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;su s'ağır&lt;br /&gt;toprak s'ağır&lt;br /&gt;gözler b'akar'kör&lt;br /&gt;d'iller suskun&lt;br /&gt;k'ulaklar s'ağır&lt;br /&gt;çığlığım içime sus'kun&lt;br /&gt;c'an bedene ağ'ır&lt;br /&gt;gün gece&lt;br /&gt;gün kar'anlık&lt;br /&gt;yürek'ler s'ağır&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-4946950433535975363?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/4946950433535975363/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=4946950433535975363&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/4946950433535975363'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/4946950433535975363'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2010/09/gun-karanlik.html' title='GÜN KARANLIK'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-8170389843655269788</id><published>2010-08-29T02:14:00.000-07:00</published><updated>2010-08-29T03:19:45.671-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap tanıtımları'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;KANAYAN SELLER GİBİ- ATEŞ ÇİÇEĞİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Elleri zaman dışı bir çiçek, gözleri akşam şafakları gibi göçmen,” biri olarak dolaşırken bir destanın kanayan sellerinde, “türkülerden ağıtlardan geçtim”; ATEŞ ÇİÇEĞİ gibi; geçmişin çileli dönemeçlerinde..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Saplarından,&lt;br /&gt;    uçurumlarından,&lt;br /&gt;      gök biçilmiş ekinlerinden geçtim onların…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; içimden ağıtlar türküler geçti; yakarak, kanatarak…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bozkırlarda gördüm sevdanın yeşilini… Filiğ’in Hatçesi’nde, Sicilyalı Skylla da yandım kadınların binlerce yıldır acıyla yoğrulmuş tarihine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zorbalığı da yaşadım, kahramanlığı da… Kar’Hüseyin karardı yüreğim; Arif Bey de Kuvayi Milliye oldu destan destan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Korunaksız kel tepelerde gördüm, insanlarımın ikiyüzlü ve dönekliğini; ama aynı zamanda dostuna el verdiğini dar zamanlarda; korkak, cesur, sevdalı, barışı kanla yazan, kanda barışı boğan insanlarımı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanadım destan destan; filizlendim umut umut… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diledim ki,  okumakta geciktiğim bu destan, sayfa sayfa ulaşsın tüm kitapseverlere; bu destanı dize dize dokumak için ayağının değmediği taş kalmayan ozanın saygıyla ellerinden öperek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ATEŞ ÇİÇEĞİ&lt;br /&gt;Bir Destan Denemesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ADNAN DURMAZ&lt;br /&gt;ART Basın yayın, Şubat 2003, Ankara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29.08.2010, Eskişehir&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AYŞE YAMAÇ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-8170389843655269788?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/8170389843655269788/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=8170389843655269788&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/8170389843655269788'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/8170389843655269788'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2010/08/kanayan-seller-gibi-ates-cicegi-elleri.html' title=''/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-3773106571935662813</id><published>2010-08-24T09:47:00.001-07:00</published><updated>2010-08-24T09:47:58.290-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><title type='text'>YOL TUTUNCA...</title><content type='html'>“…         &lt;br /&gt;                                                                                                 ve ayakları altından akan &lt;br /&gt;                                                                                                 toprak, &lt;br /&gt;                                                                                                    toprak, &lt;br /&gt;                                                                                                      ve topraktı. &lt;br /&gt;                                                                                               Gece aydınlık ve sıcak&lt;br /&gt;                                                                                               …” N.H&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YOL TUTUNCA…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızgın akşam poyrazıyla savrulurken zaman, gazel döken gülüşlerimi toplayıp düşerim yola; kim bilir kaç yüzde gözyaşlarımın izini bırakarak. Ay gümüşlenmiş, geceyi mavilemiştir; gidişim boyunca yol arkadaşım olacaktır, belli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otobüs yararken geceyi, ay toplayıp cümle gülümsemesini salmıştır yüzüme. Sırılsıklam bir kenti geride bırakırken, serine döner kavuran yel. Anadolum, o bozkır görüntülü yayla kucağına almıştır beni yol yol. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes suskundur, herkes uykuda. Ahmed Arif’in “bir ben uyumam kaç bahar…” dizelerini anımsatırcasına, ayak seslerini duyduğum son baharın belki de son mavi akşamlarından birindedir uykuyu unutmuş gözlerim. Dizeler salınır belleğimde cümle ozanlarımdan; gümüşlenen ay üstüne, parlayan yıldızlar; yıldızlara yazılan umutlar, sevdalar; gittikçe koyulaşan karanlıklar, acılar, hüzünler üstüne…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“…Aah geceye akan kanda bilendim &lt;br /&gt;Selam olsun &lt;br /&gt;Urganını omzunda taşıyan o suçlu bendim&lt;br /&gt;…” der Adnan Durmaz ve sürdürür sözü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hani &lt;br /&gt;Nasıl olsa hayat &lt;br /&gt;Bir yerde seni de ağlatmıştır &lt;br /&gt;An vardır her ömürde çarpar acının göktaşı &lt;br /&gt;O zaman &lt;br /&gt;Kan içinde kalan o bulutu aldım ben &lt;br /&gt;gözlerinin değdiği yerden &lt;br /&gt;Saklarım hâlâ &lt;br /&gt;Sil gitsin &lt;br /&gt;…” der, gülümserim. “Karanlıkta kanayan ateşlerin közü…” olmaya “sürgünlüktür ömrüm,” anlarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadaka kokulu sahur yemeklerinde, yüzyıllık uykusundadır belki yol boyunca halkım; uyandırmak uğruna bin ömür harcadığım çarşafa sarılı kadınlarım…  O kadınlar ki, Nazım’ın deyişiyle,&lt;br /&gt;“…soframızdaki yeri&lt;br /&gt;        öküzümüzden sonra gelen…&lt;br /&gt;        …&lt;br /&gt;        bizim kadınlarımız &lt;br /&gt;şimdi ayın altında &lt;br /&gt;kağnıların ve hartuçların peşinde &lt;br /&gt;harman yerine kehribar başlı sap çeker gibi &lt;br /&gt;aynı yürek ferahlığı, &lt;br /&gt;aynı yorgun alışkanlık içindeydiler&lt;br /&gt;…”  belki, kim bilir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra Ahmed Arif, Anadolu’nun sesiyle söz olur, dize olur akar direncime:&lt;br /&gt;“…dayan tırnak ile, dayan diş ile… umut ile sevda ile düş ile…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün ufukta görünmeden önce, kızıllığı belirir tan yerinde. Kentim açmıştır kollarını gün bakışlı çocuk gülümseyişiyle. Yeni bir gündür başlayan, yeni bir yaşam; her günkünden daha aydınlık belki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yaşamak güzel şey be kardeşim!” Hüznün bile tadından belli… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                          a.y. 24.08.2010, Eskişehir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-3773106571935662813?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/3773106571935662813/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=3773106571935662813&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3773106571935662813'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3773106571935662813'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2010/08/yol-tutunca.html' title='YOL TUTUNCA...'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-3014413570481798769</id><published>2010-08-02T14:42:00.000-07:00</published><updated>2010-08-02T14:45:14.427-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><title type='text'>AKŞAM SEFALARI</title><content type='html'>“haydi abbas vakit tamam&lt;br /&gt;                                                                                        akşam diyordun işte oldu akşam&lt;br /&gt;                                                                                       …” C. Sıtkı Tarancı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKŞAM SEFALARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün boyu yalım yalım kavrulan akşam sefaları, güneşin saçlarını toplamasının ardından açıverirler pembeli, sarılı, morlu; akşamın o tatlı ılıklığına güzellikleriyle eşlik edercesine. Begonviller daha bir canlı sarılır balkon demirlerine; yıldız çiçekleri yıldızlara çağrı çıkarır sanki, olanca güzellikleriyle. Şakımayı unutmuş kuşlar da görünür birer birer. Doğanın cümlesinin akşam sefası başlar yavaşça.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şarabın o tatlı kızıllığı da akşam sefalarının renkleriyle yarışırcasına davetkar... Karanlıkları akşamları da olsa unutma, hüzünleri kuşatma çabası… Hayyam ise dizeleriyle konuk olur bu sefaya:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Dünyada ne var, kendine dert eyleyecek, &lt;br /&gt;Bir gün gelecek ki can bedenden gidecek, &lt;br /&gt;Zümrüt çayır üstünde, sefa sür iki gün... &lt;br /&gt;Zira senin üstünde de otlar bitecek”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayyam’ı kırmak olur mu? Üstelik de yalnızca iki gün için(!)..  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece ilerledikçe, Atilla İlhan söze durur, An Gelir’le:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“…&lt;br /&gt;şarabın gazabından kork &lt;br /&gt;çünkü fena kırmızıdır &lt;br /&gt;kan tutar / tutan ölür&lt;br /&gt;…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemin karanlığı gelip kurulmuştur akşam sefasının üstüne; cümle hüzünler, sevdalarla… Kuşatmaya çalıştığımız hüzün bizi kuşatmıştır bu kez de. Yıldızlar daha sönüktür sanki;tüm çiçeklerin renkleri yitik... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sessiz bir dinleyicidir zaman; sözler dizersiniz, kimsenin duymadığı: A. İlhan yetişir dizeleriyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“…&lt;br /&gt;o sözler ki bir ömür boyu&lt;br /&gt;dolu bir tabanca gibi yüreğimizde taşırız, &lt;br /&gt;o sözler ki bir kez ağzımızdan çıkmıştır &lt;br /&gt;uğrunda asılırız.&lt;br /&gt;…” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz sussa da Atilla İlhan bırakmaz sizi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“…&lt;br /&gt;an gelir &lt;br /&gt;ömrünün hırsızıdır &lt;br /&gt;her ölen pişman ölür &lt;br /&gt;hep yanlış anlaşılmıştır &lt;br /&gt;hayalleri yasaklanmış &lt;br /&gt;an gelir şimşek yalar &lt;br /&gt;masmavi dehşetiyle…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm anılar canlanır, tüm yitikler masada yerini alır; şarap gözlerde sağanaktır artık:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“…&lt;br /&gt; ne selam artık ne sabah &lt;br /&gt;kimseler bilmez nerdeler &lt;br /&gt;namlı masal sevdalıları &lt;br /&gt;evvel zaman içinde &lt;br /&gt;kalbur saman ölür&lt;br /&gt;…” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağanaklarsa, günün ilk ışıklarıyla engin maviliğe gömülür. Gün yine aynı gün, umut yine aynı umuttur yaşadıkça dalgalanan. Yaşamsa, yarım bir gülümsemedir dudakların kıyısında, her an solmaya hazırlanan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                                                             03.08.2010, Antalya&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-3014413570481798769?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/3014413570481798769/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=3014413570481798769&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3014413570481798769'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3014413570481798769'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2010/08/aksam-sefalari.html' title='AKŞAM SEFALARI'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-8883537858815599637</id><published>2010-08-02T01:46:00.000-07:00</published><updated>2010-08-02T01:47:40.057-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><title type='text'>MAVİLİĞİN BAŞKENTİ</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;                                                                                              bütün yüzler mavi bu sabah&lt;br /&gt;                                                                                              bütün gözler deniz&lt;br /&gt;                                                                                              gökyüzüne uzanıyorum  &lt;br /&gt;                                                                                              bulutlar sessiz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                                              &lt;br /&gt;MAVİLİĞİN BAŞKENTİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş henüz doğmamış; havada sabah serinliği… Deniz, geceden kalma lacivertinden sıyrılma telaşında; dalgalar soluk soluğa… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kumların üzerine oturuyorum yavaşça, doğanın bu uyanışını ürkütmekten korkarcasına. Doğudaki ufuk çizgisi, lacivertten pembeye uzanan bir renk cümbüşünde… Bu güzelliğe takılıp kalıyor bir süre bakışlarım. Sonra kızıl bir yelpaze gibi salınarak gülümsemeye başlıyor güneş. Denizin üstü de maviyle kızılın karışımı binbir tona bürünüyor. Dayanamayıp kalkıyor, kucaklıyorum bu güzelliği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz, havadan daha ılık. Ürpermeyi beklerken, bu ılık kucaklaşmayla gevşiyor bedenim. Uzanıyorum denizin üstüne, sanki gökyüzündeyim; yatağım bulut mu, deniz mi ayrımsayamıyorum, belki ikisi birden…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dalgalar hafif çırpınışlarla, en güzel şarkısını söylüyor. Kulağım bu engin maviliğin ninnisinde; bedenim ana kucağındamışçasına, hafif sallanışlarda. Bulunduğum an, maviliğin başkenti sanki. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maviliğin başkenti, Cemal Süreya’nın dizeleriyle kolkola giriyor bir an:&lt;br /&gt;“Biliyorsun, ben hangi şehirdeysem orası yalnızlığın başkenti... " &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve hemen arkasından Ali Yüce’nin dizeleri söze bürünüyor belleğimde:&lt;br /&gt; “yalnızlık da kim oluyormuş&lt;br /&gt;boyuyor kendi kendini gurbet&lt;br /&gt;gözlerinizin rengine&lt;br /&gt;…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm gözleri denize, tüm yüzleri gökyüzüne, tüm yürekleri güneşin doğuşuna boyuyorum sonra. Denizin okşayışı gibi yumuşak bir gülümseme yerleşiyor dudaklarımın kıyısına. Dalgalarla oynaşan kumsala yürüyorum dingin bir hoşnutlukla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş, her yeri, her şeyi yalımlara boyamaya hazırlanırken ayrılıyorum kıyıdan, ufuk çizgisine dalan bakışlarımı toplayarak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzaktan bir gemi geçiyor, yelkenlerini dalgalarla oynaştırarak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                                              02.08.2010, Antalya&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-8883537858815599637?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/8883537858815599637/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=8883537858815599637&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/8883537858815599637'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/8883537858815599637'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2010/08/maviligin-baskenti.html' title='MAVİLİĞİN BAŞKENTİ'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-3502136407155200129</id><published>2010-07-20T12:36:00.000-07:00</published><updated>2010-07-20T12:37:21.298-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><title type='text'>KADINA BİÇİLEN DEĞER</title><content type='html'>KULAK KESİĞİ YA DA KADINA BİÇİLEN DEĞER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19 Temmuz 2010 tarihli Milliyet’ten bir haber, tüylerimi dike diken etmeye yetti. Karısını sürekli dövdüğü yetmiyormuş gibi bir de kulağını kestiği halde bir yıl önce mahkemede pişman olduğunu söyleyen eşin yanına katılan kadın, bu kez komadaydı. Bir başka haberde de on beş yaşında bir kız, aile meclisinin kararıyla kardeşi tarafından öldürülmüş, böylece ailenin namusu kurtarılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nazım’ı anımsamamak elde değil: “…Soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen kadınlarımız…” Düşünmeden edemiyorum; bu adamlar öküzlerinin kulaklarını keser ya da onu öldürüp sığır ailesinin namusunu temizler mi, diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden, bekçi köpeklerinin kulakları kesilirmiş ki, sese daha duyarlı olsunlar. Bu mantıkla bakıldığında kadın, eşinin sesine daha duyarlı olsun diye mi kulağı kesildi acaba? Yani kadın, bekçi… gerisini söyleyemeye dilim varmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya on beşinde namus cinayetine kurban edilen çocukcağıza ne demeli? Çocuk olamadan kadın olmanın bedelini canıyla ödemesine?.. Namusu kadınların bacak arasına hapseden anlayışa?..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21.Yüzyılı mı yaşıyoruz gerçekten? Ortaçağ karanlığından ne farkı var bu yüzyılın? Kadının yeniden kafes arkasına itilmesinin, peçeye, türbana sarılmasının özgürlük olarak sunulmasına ne demeli? Ya İran’da tecavüze uğrayan kadına recm cezası verilirken, ona tecavüz eden erkeğe elli kırbaç vurulmasına; hem de kadın kaçamasın diye boğazına dek çukura gömülürken, erkeğe bu şansı tanımak için, beline dek gömülmesine?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;YA ÜLKEMİ İRAN’A BENZETMEYE ÇALIŞANLARA..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İran’ın emperyalizme karşı verdiği mücadeleyi bayraklaştırıp kadına yapılanları görmezden gelenlere…?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kadınla erkek eşit değil, birbirinin tamamlayıcısıdır,” diyerek kadını erkeğin eksiklerini tamamlayan zavallı bir yaratığa benzeten başbakana ne demeli peki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya, çağdaş görüntü altında, tüm düşüncelerini kadınlara kabul ettirmeye çalışanlarımız?.. Aykırı düşünceye, dirence dayanamayanlarımız?..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çığlıkların isyanlara karışır düşündükçe yaşanılanları ve dizelere dökülür söz söz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;…&lt;br /&gt;ayaklarımda &lt;br /&gt;binlerce yıllık pranga izleri&lt;br /&gt;kime bağlıysa zincirim&lt;br /&gt;adım onunki&lt;br /&gt;bu gidiş ne zamana&lt;br /&gt;nereye ki…&lt;br /&gt;…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                                                   20.07.2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-3502136407155200129?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/3502136407155200129/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=3502136407155200129&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3502136407155200129'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3502136407155200129'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2010/07/kadina-bicilen-deger.html' title='KADINA BİÇİLEN DEĞER'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-7213016240430522982</id><published>2010-07-13T13:22:00.000-07:00</published><updated>2010-07-13T13:27:04.462-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kuramsal yazılar'/><title type='text'>ANADOLU EDEBİYATI</title><content type='html'>ANADOLU EDEBİYATI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu, sayısız uygarlığın beşiği… Estetiğin, duyarlılığın, şiirin, öykünün, romanın yanında acının, hüznün, sefaletin, ezilmişliğin, sayısız baskıların da yangın yeri. Anadolu’yu tanımadan, onu her yönüyle yaşamadan yazılanların bir yanı hep eksik kalmaz mı?  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazılan eserlerin yayım, basım, dağıtım merkezi İstanbul olsa da yaratım merkezi Anadolu’dur. Yaşar Kemaller, Orhan Kemaller, Fakir Baykurtlar… ve daha nicelerini yetiştiren Anadolu, kim ne derse desin, edebiyatın da beşiğidir. Bu noktada Ahmed Arif’e kulak vermeden olur mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; “Beşikler vermişim Nuh'a&lt;br /&gt;Salıncaklar, hamaklar,&lt;br /&gt;Havva Ana'n dünkü cocuk sayılır,&lt;br /&gt;Anadolu'yum ben,&lt;br /&gt;Tanıyor musun ?&lt;br /&gt;…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu’da edebiyat yapanlar; fakirliğinden utanan, bilgisizliğin kör kucağına bırakılan, her türlü baskıya kader diyerek boyun eğmiş halkın sözcüleridir; üstelik, onlardan biri, onların içinde, acıların yanında kardeşliğin ve birlikte çalışıp üretmenin mutluluğunu da tadarak. Yaşanılanların, dayatılanların kader olmadığını haykıran yürekli kalemlerdir onlar. Bunca acı ve haksızlığın içinde, çölde vaha yaratmaya çalışan duyarlı gönüllerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“…&lt;br /&gt;Atom güllerinin katmer açtığı,&lt;br /&gt;Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,&lt;br /&gt;Kalmışım bir başıma,&lt;br /&gt;Bir başıma ve uzak.&lt;br /&gt;Biliyor musun ?&lt;br /&gt;…” diyen Anadolu’ya, yalnız, bir başına ve uzak olmadığını; onu tanımayan şairlerin ve bilginlerin Anadolu’ya uzaklıklarının yanısıra, insana ve insanın özüne de yabancılıklarını haykıranlardır onlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ne üstünde binlerce yıl at koşturanların izi kalmış, ne sultanların ne de hükümdarların… Oysa, Köroğlu kalmış, Yunus Emre, Pir Sultan, Dadaloğlu, Karacoğlan… Bedrettin’in destanını dilden dile söyleyip yazanlar kalmış Anadolu’nun yüreğinde. Anadolu’nun çimenler üstündeki gözyaşları kalmış türkü türkü savrulan; bir de “meçhul askerler” Anadolu’yu talan eden emperyalistleri kovmak için “ölüme gülümseyen” o sevdalı yürekler… Onların destanlarını yazan kalemler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Öyle yıkma kendini,&lt;br /&gt;Öyle mahzun, öyle garip...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu’dan seslenir yine o kalemler. Kardeşçe üretip bölüşmenin keyfiyle bir küçük dergi olur; küçük dergide bir şiir, bir öykü… Bir roman olur ya da yayıncıların kapısını aşındırıp da yayınlatamazsa, yiyecek ekmeğini matbaalara verip yine de sesini duyurmaya çalışan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ …&lt;br /&gt;Dayan kitap ile&lt;br /&gt;Dayan iş ile.&lt;br /&gt;Tirnak ile, diş ile,&lt;br /&gt;Umut ile, sevda ile, düş ile&lt;br /&gt;Dayan rüsva etme beni.” &lt;br /&gt;Diyen Anadolu’nun sesini duymayacak, duyurmayacak mıyız? Yeni dünya düzenine teslim olmuş yayın ve dağıtım tekellerinin kurallarına boyun mu eğeceğiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; “Gör, nasıl yaratılırım,&lt;br /&gt;Namuslu, genç ellerinle.&lt;br /&gt;Kızlarım,&lt;br /&gt;Oğullarım var gelecekte,&lt;br /&gt;Herbiri vazgecilmez cihan parçası.&lt;br /&gt;Kaç bin yıllık hasretimin koncası,&lt;br /&gt;Gözlerinden,&lt;br /&gt;Gözlerinden öperim,&lt;br /&gt;Bir umudum sende,&lt;br /&gt;Anlıyor musun ?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bunca yürekli kalem varken ve Anadolu’nun bu özden çağrısı kulaklarımızda yankılanırken, edebiyatın kalbi Anadolu’da atmayı sürdürecektir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Tırnak içindeki dizeler, Ahmed Arif’in Anadolu şiirinden alıntıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şiir de benden:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ç’AĞLAR Y’AN’GINI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ç’ağ değil ç’ağ’lar yangını&lt;br /&gt;kavruğu kar’an’lıkların&lt;br /&gt;umudumun gülü açamayan&lt;br /&gt;yüreğimin onmaz sancısı&lt;br /&gt;büyü’meyen filizi düşlerimin&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;hep bir b’aşka uyandığım sabahların&lt;br /&gt;her gece yıldız yıldız&lt;br /&gt;düşlerin koynuna uzandığım&lt;br /&gt;mutlu sonlu masallara yazdığım adın&lt;br /&gt;tutunup saçlarına güneşin&lt;br /&gt;yağmurun iplerine kurduğum salıncağım&lt;br /&gt;her biri umut&lt;br /&gt;her biri türkü gözlü çocukların&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;esirgenen suyun&lt;br /&gt;parsellenen toprağın&lt;br /&gt;ilmiği boynumda darağaçların &lt;br /&gt;yalımında savrulan külü ozanlarımın&lt;br /&gt;acıyla soluduğum havan&lt;br /&gt;rengini yitirmiş saçları anamın&lt;br /&gt;kirlenmiş köpükleri denizlerinin&lt;br /&gt;bir de yanan sevdaları kızların&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;kalemimden sen geçersin&lt;br /&gt;dünüm düşüm umudum&lt;br /&gt;ida’m ağrı’m nemrut’um&lt;br /&gt;sen anadolu’m&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                            maviada, mayıs-haziran 2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-7213016240430522982?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/7213016240430522982/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=7213016240430522982&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/7213016240430522982'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/7213016240430522982'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2010/07/anadolu-edebiyati.html' title='ANADOLU EDEBİYATI'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-398719877476655465</id><published>2010-06-17T01:13:00.000-07:00</published><updated>2010-06-17T01:14:38.700-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>HAZİRANDA GÜL KANAR</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;GÜL KANAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ak bulutlarda&lt;br /&gt;tüy tüy güvercinler &lt;br /&gt;düş düş umuda bezenen.&lt;br /&gt;nice haziranlar&lt;br /&gt;gün gün gecelere ışıyan.&lt;br /&gt;sevdalar&lt;br /&gt;bir ömür harlanan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biraz düş&lt;br /&gt;biraz düşün&lt;br /&gt;biraz hüzün&lt;br /&gt;harfler eksilirken sözcüklerden&lt;br /&gt;sözcükler cümlelerden&lt;br /&gt;kararır güvercinler&lt;br /&gt;u’mut düş’erken&lt;br /&gt;solar haziran&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;seller durulur &lt;br /&gt;çamurlar kara’bat’ak&lt;br /&gt;dillerde çoğalır miş’ler&lt;br /&gt;yoksunluklar katma değer&lt;br /&gt;gül kan’ar küle düş’erim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çağlar geçer kalemimden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                 15-16 Haziran 2010&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-398719877476655465?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/398719877476655465/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=398719877476655465&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/398719877476655465'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/398719877476655465'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2010/06/haziranda-gul-kanar.html' title='HAZİRANDA GÜL KANAR'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-1997079642699766867</id><published>2010-06-06T09:37:00.000-07:00</published><updated>2010-06-06T09:38:45.668-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>GÜZ YELİ</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;GÜZ YELİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir gelincik kırılganlığında&lt;br /&gt;suskunluğa durur yüreğim&lt;br /&gt;kurur yaprak yaprak&lt;br /&gt;solar düş düş&lt;br /&gt;çiy düşer bakışlarına&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gün olur eser yel yel&lt;br /&gt;yarışır kasırgalarla&lt;br /&gt;gün olur kopar dal dal&lt;br /&gt; yenilir bir melteme &lt;br /&gt;savrulur günbatımlarına&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mevsim güzdür&lt;br /&gt;unutur papatyalar bahar nefeslerini&lt;br /&gt;gelincik sözün rengi&lt;br /&gt;kanatır al al&lt;br /&gt;yorgun gönül tellerini&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağanaklar geçer kalemimden.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                      06.05.2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-1997079642699766867?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/1997079642699766867/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=1997079642699766867&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/1997079642699766867'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/1997079642699766867'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2010/06/guz-yeli.html' title='GÜZ YELİ'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-1491973527890745885</id><published>2010-05-23T00:43:00.000-07:00</published><updated>2010-05-23T00:44:56.440-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZLENİMLER'/><title type='text'>GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BİR KÖPRÜ</title><content type='html'>GEÇMİŞİ GÜNÜMÜZE TAŞIYANLAR- MAKET KÖY&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selçuk’tan Kuşadası’na giden anayol üzerinde yaklaşık iki kilometre kadar yürüdükten sonra bir taksiye atlayıp gittiğimiz köyde çocukluğumu, gençliğimde çalıştığım köyleri, anılarımın birebir kopyasını bulacağını bilmiyordum doğrusu. Kapıdan girdiğim anda şaşkınlıktan donup kaldım bir süre. Burası maketten bir köymüş meğer; Ayhan ve Nazmiye Çetin çiftinin hazırladığı bir sanat eseri…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce Çumra’ya, sonra Konya’ya bağlanan Akviran (Akören) köyünün 1950’li yıllardaki durumunu Selçuk yakınlarında yaşatmak nereden akıllarına gelmiş bilmiyorum; ama öyle iyi etmişler ki… Her tarafı tarih kokan açık hava müzesi o yöremiz, bir müze daha kazanmış böylece; hem de ne müze!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapıdan girdiğiniz anda zaman kavramını yitiyorsunuz sanki. İki karış boyunda insanlarla bir metreye yaklaşan minyatür evlerin yaşadığına; demircinin örse vuran çekicine, halı dokuyan kadınların kirkit sesine, koyunların meleyişine; dama bulgur seren, taş dibekte bulgur döven kadınların ritmik hareketlerine dalıp gidiyorsunuz; aynı benim gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makinede dikiş diken adam babam sanki; yanındaki çocuk çıraklar da öyle tanıdık ki… Birazdan babam kalkıp bana dükkana neden geldiğimi soracak, elime bir sarı yirmibeş kuruş tutuşturup savuşturacak; dükkanda oturan arkadaşlarıyla söyleşisine bir an önce denmek, bir yandan da dikişlerini dikmek için… Şu az ilerdeki tezgahta kilim dokuyan yöresel giysili kadın da anam. Oturup yanına ben de dokuyacağım, anamın ağıtları ya da hüzünlü türküleri eşliğinde. Sonra birlikte kalkıp ocağın başına kurulacağız, yufka ekmek yapmak için. Şu hamur pazılayan kadın babaannem, elinde ayran tasıyla bekleyen de ablam olmalı; toprak hevikte yayık yayan da kardeşim… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluğumdan sıyrılıp öğretmenlik yaptığım köylere dalıyorum şimdi. Şu tahta yayığı tokmaklayan genç kız, Samsun’un Kızılkese köyü’ndeki komşu kızı Songül olmalı. Harmanda düven süren de babası Halil Amca. O zaman küçük olan oğlumu da almışlar kucaklarına, dönüyorlar ha bire sapların üzerinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maket köyü gezerken, o yılların ses sanatçısı Ali Ercan’ın türküleri de eşlik ediyor gezime. Sanki babam, taş plakları pkaba koyuyor ve birlikte dinliyoruz o türküleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yılları, o yılların köyünü böylesine bir sanat eserine çeviren Ayhan ve Nazmiye Çetin çifti, bununla da yetinmemiş. Alanya Müzesinde Alanya düğünlerini, Utah-ABD Monreo Özel bebek Müzesinde Köy Odası kompozisyonunu, Antalya Arkeoloji Müzesinde El Zanaatları Çarşısını, İstanbul Miniatürk’te Çanakkale ve İstiklal Savaşlarını konu alan Zafer Müzesini, Konya’da İstiklal Savaşı Şehitliği Müzesini kurmuşlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzede çayımızı içip çıktığım anda, bir süre geçmişle şimdi arasında bocalıyorum. Beni bu müzeyi görmek mutluluğuna eriştiren arkadaşımın elini sıkıyorum minnetle. Aynı anda da Atatürk’ün bir sözü yankılanıyor belleğimde:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“GEÇMİŞİNİ HATIRLAMAYAN ULUSLAR YOK OLMAYA MAHKUMDUR.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                                           23 Mayıs 2010, Eskişehir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-1491973527890745885?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/1491973527890745885/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=1491973527890745885&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/1491973527890745885'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/1491973527890745885'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2010/05/gecmisten-gunumuze-bir-kopru.html' title='GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BİR KÖPRÜ'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-5773836505208277651</id><published>2010-05-03T11:25:00.000-07:00</published><updated>2010-05-03T11:26:39.420-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>KALIPLAR GEÇER KALEMİMDEN</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;KALIPLAR GEÇER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dalgalar büyütmüşüm içimde&lt;br /&gt;sevdalar denizlerce&lt;br /&gt;kuşlar büyütmüşüm&lt;br /&gt;al kanatlarıyla göğsümü delercesine&lt;br /&gt;umutlar&lt;br /&gt;donan gülücüklerde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;korkular da büyütmüşüm&lt;br /&gt;çağ çağ karanlıklarca&lt;br /&gt;suskunluklar&lt;br /&gt;yaralar yangınlarla&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dilimdeki altın halka&lt;br /&gt;gümüşleri kanatır ustaca&lt;br /&gt;taşarım sınır sınır&lt;br /&gt;eserim yel yel&lt;br /&gt;sağanak baharlarca&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kalıplar geçer kalemimden&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                        03.05.2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-5773836505208277651?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/5773836505208277651/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=5773836505208277651&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/5773836505208277651'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/5773836505208277651'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2010/05/kaliplar-gecer-kalemimden.html' title='KALIPLAR GEÇER KALEMİMDEN'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-4805875089787271032</id><published>2010-04-10T10:46:00.000-07:00</published><updated>2010-04-10T10:48:01.462-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZLENİMLER'/><title type='text'>TİRE İZLENİMLERİ</title><content type='html'>&lt;strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SEN NEYDİN TİRE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni nasıl anlatmalı bilmem ki… Neydin sen Tire?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otuz yıl öncesinden gülümseyen sıcak bir dost selamıydın belki, uzun bir yolculuğun ertesinde. İlk kez gittiğim ama birbirine benzeyen kentlerden biriydin belki ilk bakışta, yeşil yeşil gülümseyen. Sokaklarında dolaşırken, otuz yıl önceki öğrencilik anılarını canlandırırken gülümseyen Tanju Beyazıt’ın parkta sunduğu bir bardak çaydın belki de. Arkasında Toptepe’de titreyerek gün batımını izlediğimiz, ilk kez görüşmemize karşın hemen kaynaşıverdiğimiz dostların içtenliğiydin belki. Belki de önümdeki şarap şişesini “sen bunu içemezsin, çok gelir” diyerek kaldırmaya çalışan Aziz’iz azizliğine eşlik eden kahkalarımızdın da…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de türkü gözlü çocukların gözlerinden okunan o büyülü türküydün Tire. İçten bir gülüştün belki Pınar’ın gözlerinde, pınarlarca çağlayan…Bir umut, bir sevgi ışığıydın yıllarca karanlığa dokuduğum. Uzanan o sıcacık, o küçücük ellerdeki karşılıksız sevgiydin. Belki de yazdığı öykülerle Dilan, Nur Bilgin,Şeyhmus Can, Onur Dicle; şiirlerle cokusunu  aktaran o çocuk yürekler Rabia, Büşra, Aylin, Ayşin, Enver, Alişan, Benay, Gülin, Efe, Mehmet, Onur ve daha niceleriydin. O çocuk yürekleri kanatlandıran isimsiz kahramanlar, öğretmenler, müdürlerdin belki de… Belki de İnkilap’ta, Fatih’te, Bayındır’da en değerli kolyesini ya da kalemini sunmaya çalışan; sevgiyle, coşkuyla sarılıp söyleşilerin bitmesini istemeyen o küçücük yüreklerdeki çoşkuydun Tire.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; “İyi ki geldiniz; ben de ilk kez yazar görüyorum. Benim bile kafamda öyle pencereler açtınız ki…” diyebilen genç öğretmenin içten düşünceleriydin belki. Kitap satışıyla ilgimin olmadığını, bunu yalnızca yayınevinin işi olduğunu; benim tek amacımın okurlara ulaşmak olduğunu öğrendiklerinde bakışlarda oluşan saygılı şaşkınlıktın belki de Tire.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bircan kadının sevgisiyle ördüğü bir çift patik, yayınevinin temsilcisi Hasan Ali Bey’in gönülden sunduğu sıcak bir yemek, eşinin sıcak bir dost selamı; Hanifi Bey’in dostluğu, Ünal Bey’in gençliği, Tuncay Bey’in söyleşisi, Mehmet Bey’in bir buket çiçeği, öğretmenevi çalışanlarının saygılı içtenliğiydin de… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki bunlardan birisi, belki de hepsiydin; ama en çok coşkumu harmanlayan, çalışma isteğimi körükleyen bir rüzgardın, olanca yorgunluğuma karşın, Tire.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ahmed Arif’çe seslendin bana belki de:&lt;br /&gt;“Havva anan dünkü çocuk sayılır/ Ben Anadolu’yum, tanıyor musun?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutulmaz bir haftanın aynası, sıcacık insanların otağı, dostlukların başlangıcı, Anadolu’mun en sıcak köşelerinden biri yeşil Tire… İyi ki seni tanıdım; iyi ki seni yaşadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiyle…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                                                                10.04.2010, Eskişehir&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;  &lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-4805875089787271032?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/4805875089787271032/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=4805875089787271032&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/4805875089787271032'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/4805875089787271032'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2010/04/tire-izlenimleri.html' title='TİRE İZLENİMLERİ'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-6145435818016661904</id><published>2010-03-30T00:15:00.000-07:00</published><updated>2010-03-30T00:16:41.727-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>KARANLIKLAR SUSKUNLUĞUMUZDA GİZLİ</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;KARANLIKLAR HEP BİZE Mİ  VERGİLİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karanlıklar koyulaştı yine. &lt;br /&gt;Bulutlar bile yitirdi güvercin renklerini;&lt;br /&gt; kanatlarından vurulmuşlar yine belli. &lt;br /&gt;Güneş de vazgeçti o çocuksu oyunundan, &lt;br /&gt;hani bir görünüp bir yittiği…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suçlu mu?&lt;br /&gt; Kim değil ki?&lt;br /&gt; Sonuç elbirliğinin eseri.&lt;br /&gt; Ne anlamayı denedik, ne anlatmayı. &lt;br /&gt;Ne de bildik bağışlamayı. &lt;br /&gt;Susmayı bildik yalnızca. &lt;br /&gt;Bir de acımasızca kanatmayı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydi, şimdi zamanı,&lt;br /&gt; birlikte kanayalım suskunluğumuzda. &lt;br /&gt;Güneşi silelim pencerelerimizden, &lt;br /&gt;yüreklerimizdekine yaptığımız gibi. &lt;br /&gt;İzleyelim bu gidişi uzaktan, &lt;br /&gt;bilmediğimiz bir şey değil ki.&lt;br /&gt;Külümüzde savrulalım yalnızca, &lt;br /&gt;unutmadan meltemliğimizi bile yitirdiğimizi.&lt;br /&gt; Bırakalım, direnmeyi,&lt;br /&gt; haydi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arif’i de silelim belleklerimizden:&lt;br /&gt; “dayan tırnak ile/ dayan diş ile/&lt;br /&gt;umut ile sevda ile düş ile/ &lt;br /&gt;dayan rüsva etme beni.” &lt;br /&gt;Tırnağımız dişimiz sökülmüş belli;&lt;br /&gt;umutlarla sevdaları da sildik mi;&lt;br /&gt; işte bitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karanlıklar hep mi bize vergili?&lt;br /&gt;                                                                                                    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      30.03.2010- Eskişehir&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-6145435818016661904?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/6145435818016661904/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=6145435818016661904&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/6145435818016661904'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/6145435818016661904'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2010/03/karanliklar-suskunlugumuzda-gizli.html' title='KARANLIKLAR SUSKUNLUĞUMUZDA GİZLİ'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-6534664552063197851</id><published>2010-03-15T03:28:00.000-07:00</published><updated>2010-03-15T03:32:14.261-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günce'/><title type='text'>"KADINLARA KIYMAYIN EFENDİLER!"</title><content type='html'>AYŞE YAMAÇ&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DAR GELİR BEDENİM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşamın hüznü çökerken yavaş yavaş odama, bedenim dar gelir duygularıma; yorgun, bıkkın, sığmaya çalışırım özenle diktiğim yalnızlığıma. Makas kesmez, iğne işlemez artık düşüncelerime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken, bir haber düşer günüme:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“H&lt;span style="font-style:italic;"&gt;acı D.’nin, imam nikâhlı ve 5 çocuklu kadını kaçırmasıyla çıkan çatışmada 2 kişi öldü. Aile büyükleri toplandı, barış için karısı kaçırılan K.Ç.’ye, 120 bin lira, silah ve Hacı D.’nin 17 yaşındaki kızı N.D.’yi eş olarak verme kararı alıp uygulattı” (Milliyet, 15.03.2010)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Daha da daralır bedenim. Öfkeye dönüşür yorgun, bıkkın duygularım. Şiirle onarmak için yaralı yüreğimi, Ahmed Arif’in dizelerine sığınırım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;“… &lt;br /&gt;Sen çocuk tulumunda&lt;br /&gt;Matbaa mürekkebi&lt;br /&gt;Rüsva olmuş ellerinin emeği,&lt;br /&gt;Manşetlerde kilometre kilometre yalan&lt;br /&gt;Sallanır durur…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sallanır durur görüntüler. Çocuk gelinler geçer gözlerimden, nice N.D’ler. Her biri umut, her biri türkü gözlü Adiloş Bebeler… Umutları solup türküleri büyümeden ağıda dönüşen çocuk kadınlar… İsli yalımlarda tezek kokusu eşliğinde hırpalanan bedenler… Alınıp satılan, uğruna hapis yatılan; Mavi Gözlü Dev’in deyimiyle “soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen”; çocuk olamadan ana olan çocuk kadınlarımız…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;“Bir akşamüstüdür katil, muhteşem&lt;br /&gt;Alıp götürmüşler dost dediğini&lt;br /&gt;Almış rüzgârlar içini,&lt;br /&gt;Ümide benzer, sevdaya benzer...&lt;br /&gt;Soğuk bir namludur kör ve pusuda&lt;br /&gt;Ense kökünde zulüm,&lt;br /&gt;Ve sermiş cânım sofrasını dört başı mâmur&lt;br /&gt;Burnun dibine hürriyet.&lt;br /&gt;Seviyorum mümkün değil;&lt;br /&gt;Aranızda kurşun, yasak bölge var&lt;br /&gt;…” &lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünürüm sonra; hürriyet, zalimlerden yana mıdır hep?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İki gün önce öldürülen genç bir öğretmen gelir usuma bu kez de… Hastalıklı bir aşkın kurbanı, yirmi dördünde daha. Kadın kanlarıyla yazılan manşetler geçer gözlerimden bir bir, çığlık çığlığa… Genç bedenleri yutan yalımlar çıkar anılardan sonra, yanık et konusu burnumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savrulur yorgun yüreğim; kanar durur kadınlara biçilen, hep aynı ellerden çıkan yazgıyla. Bitmeyen ortaçağ karanlığından sızan kanda boğulurum, ay gümüşlenirken dışarda. Ve seslenir yüreğim N.D’lere, Ahmed Arif’in dizeleriyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“…&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Sen genç, sevdan ölünecek kadar güzel&lt;br /&gt;Kanunu yapanlar ihtiyar.”  &lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                          15.03.2010, Eskişehir&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-6534664552063197851?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/6534664552063197851/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=6534664552063197851&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/6534664552063197851'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/6534664552063197851'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2010/03/kadinlara-kiymayin-efendiler.html' title='&quot;KADINLARA KIYMAYIN EFENDİLER!&quot;'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-1889321585592478919</id><published>2010-03-12T12:17:00.000-08:00</published><updated>2010-03-12T12:19:45.737-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='etkinlik-özel ege ilköğretim okulu izmir'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/S5qhmllR2cI/AAAAAAAAACY/Rz8BGl5ZKwc/s1600-h/oel202.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/S5qhmllR2cI/AAAAAAAAACY/Rz8BGl5ZKwc/s320/oel202.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5447844383553608130" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel Ege İlköğretim Okulu öğrencileri, Mart ayının yazar konuğu olarak okulumuza gelen, çocuk kitapları yazarı Ayşe Yamaç ile bir araya geldi.  Öğrencilerimiz tarafından ilgi ve sevgiyle karşılanan Yamaç, öğrencilerin kendisine yönelttiği soruları yanıtlayıp, kitaplarını imzaladı. İlköğretim öğrencilerimizin okumaya karşı olan ilgi ve dikkatini büyük bir memnuniyetle gördüğünü ifade eden yazarımız öğrencilere yani kitaplarının müjdesini verdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-1889321585592478919?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/1889321585592478919/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=1889321585592478919&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/1889321585592478919'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/1889321585592478919'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2010/03/ozel-ege-ilkogretim-okulu-ogrencileri.html' title=''/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/S5qhmllR2cI/AAAAAAAAACY/Rz8BGl5ZKwc/s72-c/oel202.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-1206162810481389108</id><published>2010-03-09T03:06:00.000-08:00</published><updated>2010-03-09T04:01:33.506-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><title type='text'>YOKUZ BİZ</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DÜNDEN BUGÜNE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                         “yapayalnız bir ünlemsin&lt;br /&gt;                                                                         dünyayı ıslatan şu yağmurlarda&lt;br /&gt;                                                                         herşey çeker ve iter&lt;br /&gt;                                                                         anlatamazsın...”*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otuz yıl kadar öncesinden çıkıp gelen bir çift göz… Hüzünle rengini yitirip kararmış o bakışlarda, o yılların elasını arasam da yok…  Bir şiiri yaşıyorum sanki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“birini sevmişsindir geçen yıllarda&lt;br /&gt;açık bir yara gibidir hâlâ&lt;br /&gt;hâlâ ne çok özlersin onu&lt;br /&gt;ağlayamazsın...”*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öfkeyle, kırgınlıkla, acıyla bakan o gözler, beni alıp yıllar öncesine taşıyor; yaşamı toz pembe görmesek de başımızda kavak yellerinin esmesine engel olamadığımız on sekizli yaşlara; hüzünlü dizeler eşliğinde…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“yaşam bir ıstaka&lt;br /&gt;gelir vurur işte ömrünün coşkusuna&lt;br /&gt;sesinde çığlıklar boğulur ama&lt;br /&gt;bağıramazsın…”*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemin göğü yine karanlık o günlerde. Gözlerimiz umut, gözlerimiz türkü… Devrim yapacağız. Ağaracak ülkemin göğü. Aç, açıkta kalmayacak kimse; herkese iş, herkese özgürlük… Ülkemizi sömürgenlerden kurtaracağız. Bunun için söyleşiler düzenliyor, sunumlar yapıyor; pamuk işçileriyle tarlalarda çalışıp onları direnişe hazırlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yan yanayız her alanda, omuz omuza; ama el ele değil. Gönüllerimiz sevgiyle kanatlansa da bunu dillendiremiyoruz bile. Devrim yapacağız, lümpenliğe yer yok… Bütün duygularımızı, kendimizle ilgili kararları yarınlara erteliyoruz; devrimden sonraya… İçimizde kırık dökük ezgiler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“eloğlu sevdalardan dem tutar&lt;br /&gt;aşk büyütür yıldızlardan&lt;br /&gt;yasak senin düşlerin &lt;br /&gt;dokunamazsın.”*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir acı rüzgar esiyor sonra. Savruluyoruz dört bir yana. Umutlarımızın üstünden paletler geçiyor. Daha da kararıyor ülkemin göğü; kararıyor gönüllerimiz. Hüzünlü dizeler salınıyor içimde:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“yolunda köprüler çürür&lt;br /&gt;sesin, sessizlik sanki bir uğultuda&lt;br /&gt;savurur hayat kül eyler seni&lt;br /&gt;doğrulamazsın!”*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar hız yarışında. Takvimlerden eksilen yapraklar, sevgileri de umutları da anılaştırıyor; hatta unutturuyor bile. Yüzümüzdeki çizgiler derinleşip soluyor bakışlarımız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizi anlatan dizeler geçit resminde:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ “tırmandıkça yücelir dağlar&lt;br /&gt;sen mağlupsun sen ıssız&lt;br /&gt;ve kalbinde kuşların gömütlüğü&lt;br /&gt;tutunamazsın.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, karşımdaki yüze bakıyorum, o yıllardan bir iz ararcasına… İçimde,  aynı şiirden dizeler ağlıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“…&lt;br /&gt;ey hayat!&lt;br /&gt;sen şavkı vurulmuş bir dolunaysın.&lt;br /&gt;aslında yokum ben bu oyunda,&lt;br /&gt;ömrüm beni yok saysın.&lt;br /&gt;…”*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar sarıyor çevremi sonra. Onların gözlerindeki umut ışıklarında mutlanıyorum yeniden. Tek dileğim, o ışıkların da sönmemesi…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                  09.03.2010, Eskişehir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Yılmaz Odabaşı’nın EY HAYAT şiirinden alıntılar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-1206162810481389108?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/1206162810481389108/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=1206162810481389108&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/1206162810481389108'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/1206162810481389108'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2010/03/yokuz-biz.html' title='YOKUZ BİZ'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-7450363972749696032</id><published>2010-02-11T14:18:00.000-08:00</published><updated>2010-02-11T14:20:05.198-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><title type='text'>BUGÜN</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;BUGÜN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anam beni soyunmuştu bedeninden, kalmıştı göğsüne yeni ağmaya başlayan sütün sızısıyla. Bense çığlığı giyinip soğuğu kuşanırken umuda açmıştım gözlerimi belki de, ayrımsayamadan anamın gözlerindeki acıyı. Kara yazgısı bacaklarının arasında yazılı doğmuş, yüzünde okkalı bir tükürüğün çekilmiş fotoğrafıydım yalnızca. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anamı yitireli çeyrek yüzyıla yaklaştı, bense devirdim artık yarım’ı. O hazır yazgıyı silip yazsam da yenisini, kurutsam da gözlerimin nemini; ben bir, biz iki... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Analar ağlar yine, hemcinslerini soyundukça bedenlerinden. Oğullarını giyinirler, al bağlayarak başlarına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman eskir, gün düşer. Yıl yıla eklenirken azalır sözcükler, sesler yiter. Gün olur ben de giderim; giyinip hemcinslerimin yazgısının acısını. Kalan, tarihin belleğinde, gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinin utancı olur yalnızca: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;“Medine, diri diri gömülmüş.”&lt;br /&gt;“Güldünya’yı kardeşi vurmuş.”&lt;br /&gt;“Namus cinayetine bir kurban daha.”&lt;br /&gt;“Erkekliğime laf etti, öldürdüm.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün benim doğum günüm.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-7450363972749696032?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/7450363972749696032/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=7450363972749696032&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/7450363972749696032'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/7450363972749696032'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2010/02/bugun.html' title='BUGÜN'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-3474545055107849786</id><published>2010-02-02T12:44:00.000-08:00</published><updated>2010-02-02T12:50:08.566-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><title type='text'>KARANLIK</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;             OKULLU MELEKLER*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; ‘ Okullu melekler’ dik hepimiz; keşke öyle kalabilseydik! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hiçbirimiz bilmiyorduk gizli karanlığını karatahtaların,”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bilmiyorduk, ne kadar bilirsek o kadar acıyacağımızı. Karatahtaların aydınlığa giden yolda bir basamak yerine; karanlığı daha da koyulaştıracağını, karanlık ellerde. Bilmiyorduk, büyüdükçe kirlendiğini dünyanın; kirletenlerin de bizler olacağını… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;”Neden uzakta görünürdü dilimlere bölünmüş küre, bilmiyorduk.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bildiğimiz, çocukluğumuz, dünyamız çevremizdi. Eleni’yle evcilik oynar, Berivan’la kankardeş olurduk. Topumuz da ortaktı, ipimiz de… Oyuncak silahlarımızı bile doğrultmazdık birbirimize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ama bildiğimiz şeyler de vardı:&lt;br /&gt;her şeyin çevresi yuvarlak olmaz geometride,&lt;br /&gt;ay tutulması aklını karıştırır çiçeklerin&lt;br /&gt;ve kuşların uçuşunu hızlandırır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ay tutulmalarına hep tutuklu kalacağımızı bilmiyorduk; el yordamıyla yolumuzu arayacağımızı, alaca karanlıklarda. Tutunduğumuz ellerin, iç dünyalarındaki sayrılıklarının bizi de saracağını; yaralarında kanayacağımızı… Uçuşumuz hızlandıkça kanatlarımızdan vurulacağımızı…&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir şey bilmiyorduk hiçbirimiz:&lt;br /&gt;parmaklarımız çini mürekkebindendi, neden,” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dokunduğumuz yerlerde bıraktığımız izlerin karartılacağını bilmiyorduk; hiç çıkmayan, kapkara kanayan…  Söz savaşlarının izlerini yüreklere kazıyan… Kendi karanlığımızda yiteceğimizi de bilmiyorduk, karardıkça kanayacağımız da…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şafak kitapları açsın diye ikindi pergelleri kapatırdı, neden?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karanlıklar koyulaştıkça şafağın yaklaştığını düşünüp oyalanırken, yeniden güneşlerin tutulacağını bilmiyorduk; pergelleri açıp kıvırdıkça, tersine kapanacağını ve kırılacağını da… Kitapların silahlardan daha tehlikeli sayılıp yakılacağını da bilmiyorduk; masallarımızın mutlu sonlarını yitireceğini de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şunları biliyorduk sadece:&lt;br /&gt;düz bir çizgi isterse kıvrılır, isterse kırılır&lt;br /&gt;ve gezgin yıldızlar aritmetik bilmeyen çocuklardır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düz çizgileri kıvırıp kırdık şimdi; iyi ve güzel olan ne varsa birlikte hem de… İki kere ikinin dört ettiğini ögrendik ama gezginliği de yıldız olmayı da düşlere hapsettik.  Masallarımızdaki kırkıncı odaların kapılarını açıp savurduk düşlerimizi karanlığa. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Okullu melekler’dik hepimiz; keşke öyle kalabilseydik!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;(Rafael Alberti, Sürgünden Şiir,&lt;br /&gt;Türkçesi: Ülkü Tamer,&lt;br /&gt;Cem Yay., İstanbul 1978, s.32-33,) &lt;br /&gt;(*okullu melekler, tırnak içindeki dizeler...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                             02-02-2010, Eskişehir&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-3474545055107849786?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/3474545055107849786/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=3474545055107849786&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3474545055107849786'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3474545055107849786'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2010/02/karanlik.html' title='KARANLIK'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-177264103750082600</id><published>2010-01-22T00:54:00.001-08:00</published><updated>2010-01-23T11:38:01.546-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>KARDAN KADIN</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;kar savrulurken ayazımda&lt;br /&gt;kardan bir kadın diktim&lt;br /&gt;bahçenin tam ortasına&lt;br /&gt;şöyle yapayalnız&lt;br /&gt;dimdik ayakta&lt;br /&gt;gördüm ki sonra&lt;br /&gt;şapkası kaşkolu&lt;br /&gt;bir sokak çocuğunda&lt;br /&gt;ağzı yoktu zaten&lt;br /&gt;burnunda havuç da&lt;br /&gt;kömürden gözleri&lt;br /&gt;bir evsizin avuçlarında&lt;br /&gt;kalan yalnızca&lt;br /&gt;göz çukurunda&lt;br /&gt; donmuş iki damla&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-177264103750082600?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/177264103750082600/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=177264103750082600&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/177264103750082600'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/177264103750082600'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2010/01/kardan-kadin.html' title='KARDAN KADIN'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-977017604226070590</id><published>2010-01-20T08:35:00.000-08:00</published><updated>2010-01-20T08:36:46.754-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZLENİMLER'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;ADANA’DA KİTAP KOKULU ALTI GÜN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                 hep bir b’aşka uyandığım sabahların&lt;br /&gt;                                                                 her gece yıldız yıldız&lt;br /&gt;                                                                 düşlerin koynuna uzandığım&lt;br /&gt;                                                                 mutlu sonlu masallara yazdığım adın&lt;br /&gt;                                                                 tutunup saçlarına güneşin&lt;br /&gt;                                                                 yağmurun iplerine kurduğum salıncağım&lt;br /&gt;                                                                 her biri umut&lt;br /&gt;                                                                 her biri türkü gözlü çocukların&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kapalı bir havada, sarsıntılarla içim dışıma çıkmış bir uçak yolculuğuyla başladı, Antalya’dan Adana’ya yolculuğum; kardeşlerimle yaptığım on günlük tatilin kazandırdığı enerjiyi bir saatte alıp götüren bir yolculukla… Uçaktan inip de dostlarla karşılaşmak, Şebnem Sema Tuncel’in güler yüzlü ev sahipliğiyle Özgür Pencere Derneği’nde sunduğu çayı yudumlamak, alıp götürüverdi sıkıntılarımı. Fuar alanına gidip köşemizi ertesi gün hazırladıktan sonra döndüğümüz evde, Şebnem’in hazırladığı birbirinden güzel yemekler ve şarap keyfinden sonra oğlundan dinlediğimiz keman ezgileri, kusursuz bir gecenin birkaç ayrıntısıydı yalnızca. Ertesi güne, okuyucularımızla karşılaşmaya hazırdık artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Güler, Ayhan Can, Halil İbrahim Ay da derneğimizde imza yapan yazar arkadaşlardı; onlarla da selamlaşıp güne başladık. İlk günkü okuyucuların azlığı, beni fazla umutsuzluğa düşürmedi doğrusu; deneyimlerinden biliyordum. Yanılmadığımı ertesi gün ve daha sonraki günler kanıtladı zaten; imzadan başımızı kaldıramaz olduk. Büyük şehirlerimizin tersine, panellerimizi de dolu salonlarda yaptık. Özellikle Şiir ve Masal konulu panelimizle yarışmamızda ödül alan çocuklarla birlikte düzenlediğimiz söyleşiye ilgi yoğundu. Diğerlerine yoğunluktan katılamadım bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülke genelinde olduğu gibi, okurların ilgisi büyük çoğunlukla çocuk ve gençlik kitaplarınaydı. Ben de bu ilgiden nasibimi fazlasıyla aldım; Adana’da oturmuş bir okuyucu kitlemin olması mutluluk vericiydi; okudukları kitaplar hakkında özgü dolu sözlerini duymak, mutluluktan ağlayarak boynuma sarılıp okudukları romanların devamını isteyenler, benimle fotoğraf çektirmek için gösterdikleri çabalalar; çocuklarını kitaplarımla büyütmüş bazı velilerin çevrelerindeki çocuklara kitaplarımı ulaştırmak için toplu olarak imzalatmaları… Her sey kusursuzdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olumsuzluklar yok muydu? Vardı, kuskusuz. Daha önceki yıllarda Tüyap yönetimine de ilettiğimiz gibi, üniversitelerin final, liselilerin yazılı haftasıydı. Bu yüzden pek çok okulun gelemediğini öğrendik. Zamanlama yanlıştı, anlayacağınız. Yetişkin kitapları satan pek çok yayınevinin de hoşnut kaldığını sanmıyorum. Çoğunun, yer kiralarını bile çıkaramadığını duydum. Ne yapalım; onlar da birleşip Tüyap yönetimiyle bu konuyu görüşsünler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer olumsuzluk da her zamanki gibi bir liralık, belli bir inancı pompalayan kitaplar… Eh! Bu da sistemin sorunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epeyce de yazar dostumla selamlaşıp söyleştik. Birinin bile adını unutursam üzülürüm diye yazmıyorum; ama fuarlar aynı zamanda özlem giderdiğimiz alanlar değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu edebiyatına pek çok değer kazandırmış, verimli bir kent Adana. Üç yıldır düzenlenen kitap fuarı da azımsanmayacak bir okur kitlesine sesleniyor; yalnız Adanalılara değil, Mersin, Gaziantep gibi çevre illerden gelen okurlara da… Zamanlaması yanlış olsa da Adanalıların, en çok da umut ve türkü gözlü çocukların dileği fuarın sürmesi; bizim de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni fuarlarda buluşmak dileğiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                                    20.01.2010&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-977017604226070590?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/977017604226070590/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=977017604226070590&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/977017604226070590'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/977017604226070590'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2010/01/adanada-kitap-kokulu-alti-gun-hep-bir.html' title=''/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-4276365943704847028</id><published>2009-12-09T09:06:00.000-08:00</published><updated>2009-12-09T09:09:48.515-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><title type='text'>EKRANDAN YANSIYANLAR</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;EKRANDAN GÜNÜME&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün soğuk, gün kara; kara ki geceden beter. Soğuk ki, ilikleri titretircesine… Adı üstünde karakış, ama yayılmış dört mevsimin üstüne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyon ekranlarından genç ölümler düşüyor günüme önce, dizi dizi, yanyana; sonra anaların ağırtlara karışmış gözyaşları… Sonra silahlar boy boy; aynı fabrikadan, aynı elden çıkıp farklı ellere verilmiş ölüm makineleri. Aynı ellerin çektiği iplerle imzalanan ölüm fermanları; hiç sorgulanmayan, her ölümle kabaran banka hesapları…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir işsiz kendi ölüm emrini veriyor sonra; ekranda yırtık çoraplı ayaklar görücüye çıkıyor, yalnızca birkaç saniye… Bir koca, karısına kurşun yağdırıyor bir otobüs koltuğunda; küçücük çocuğun gözleri donmuş, annesinin göğsündeki o kızıllıkta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışardan, isli kömür dumanları sızıyor odama, sadaka kokulu; ekrandan isli demeçler… Bir haftalık erzak çuvalına değişilmiş insan iradesi zedeliyor onurumu. Daha bir kararıyor kış, daha bir azıtıyor poyraz kışı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülümsemesi donan güneş; unutulduğu yerde öğreniyor üşümeyi. Bulutlar ağlamayı iş edinmiş, savuruyor donmuş damlaları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diziler aşkı anlatıyor durmadan; aldatışlar özel ayrıntı. Gözlerim yorgun, yüreğim yorgun; agır aksak umudun adımları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçücük bir kız saçlarını bohçalıyor özenle; yeniden kafes arkası kadınların yeri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kirlenmenin güzelliğini anlatıyor reklamlar. Kadınların dört duvar köleliği görsel ayrıntı… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deterjanlar temizlik yarışında. Haydi, yıkayın, akıtın tüm kirleri! Dünya, o zaman yaşanır olur belki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekranım kararıyor. Gece yarısı olmuş; belli. Sabaha kaç var ki?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                                                            09.12.2009, Eskişehir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-4276365943704847028?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/4276365943704847028/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=4276365943704847028&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/4276365943704847028'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/4276365943704847028'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/12/ekrandan-yansiyanlar.html' title='EKRANDAN YANSIYANLAR'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-2450749862669426504</id><published>2009-11-27T00:33:00.000-08:00</published><updated>2009-11-27T00:36:02.350-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>BUGÜN BAYRAM</title><content type='html'>&lt;strong&gt;şekerine gözyaşı karıştıran&lt;br /&gt;işsiz babam&lt;br /&gt;güler yalandan&lt;br /&gt;bugün bayram&lt;br /&gt;koşun çocuklar&lt;br /&gt;deftere yazmaz bugün&lt;br /&gt;çikolatalar&lt;br /&gt;bakkal amcadan&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-2450749862669426504?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/2450749862669426504/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=2450749862669426504&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/2450749862669426504'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/2450749862669426504'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/11/bugun-bayram.html' title='BUGÜN BAYRAM'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-9191105441809575282</id><published>2009-11-16T04:20:00.000-08:00</published><updated>2009-11-16T04:21:02.186-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZLENİMLER'/><title type='text'>NİĞDE'DEN SELAM VAR</title><content type='html'>&lt;strong&gt;NİĞDE-KEMERHİSAR’DAN SELAM VAR&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Anadolu’nun ortasında küçük bir il Niğde. Kemerhisar ise daha da küçük, Niğde’nin bir beldesi; ama bu küçük belde, yüreği kocaman insanların olduğu büyük bir dünya. O dünyaya girdikten sonra şaşırıyor, seviniyor, mutlu oluyor; Anadolu konukseverliğini doyasıya yaşıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayseri havaalanından otogara gelip de Niğde otobüsüne binmeden üşümeye başlamıştım. Bozkırın karasal iklimine alışkın olsam da soğukla bir türlü yıldızım barışmadı. Bü yüzden, otobüsün sıcaklığına karşın, kabanımı çıkarmadım. Yaklaşık iki saatlik bir yolculuktan sonra Kemerhisar’a ulaştığımda, etkinliği düzenleyen Sevgili Ali Kaf, belediyenin hemen önünde beni bekliyordu. Onun güler yüzüyle ısınan yüreğim, evlerine varıp da öğretmen okulundan otuz beş yıllık arkadaşım Zeycan’la kucaklaşınca sımsıcak oldu. Çeşit çeşit yemekler ve sıcacık çaylarla süren söyleşimiz, kızları Gonca’nın(Türkçe Öğretmeni) kitaplarımla ilgili yorumlarıyla zenginleşti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün Kemerhisar’ı şöyle bir gezdik. Gördüğüm tarihi kalıntılar beni gerçekten büyüledi. Böyle güzellikler beklemiyordum doğrusu. Kentin büyük bölümünde su kemerleri vardı. Kentin eski adının Tyana olduğunu da böylece öğrenmiş oldum. Asıl şaşkınlığı da Köşk denilen ve mesire yeri olarak kullanılan havuza gittiğimde yaşadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ROMA HAVUZU &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M.S. 2.-3. YY’da, kentin su gereksinimini karşılayan kaynakta yer alan havuz, düzgün kesme taşlardan yapılmış, olimpik ölçülerdeydi.( 21-61,2 m)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1960-2003 yıllarında iki kez restore edilmiş, havuzdaki aslan başlı fıskiyeler kaldırılmış, havuz başına bir lokanta yapılmış, aslan heykelleri de boyanarak lokantanın önüne konulmuştu. Buna gerçekten üzüldüm. Yine de bu kazılar sırasında Tyana’ya su taşıyan kemerlerin çıkış noktası olan yer altı kanalının başlangıcı ortaya çıkmıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi İtalyan ve Türk arkeologların kazısının sürdüğü kentte, epeyce Apollon heykelli altın sikkeler bulunmuştur. Kentin büyük bölümü sit alanı ve kazı yeridir. Düz bir alana kurulmuş olan kent, Bahçeli beldesiyle de bütünleşmiştir. Kentteki meyve bahçelerinin sonbahar güzelliği, insanın nefesini kesecek ölçüdedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gezimizi bırakıp liseye gittik. Orada  gençlerle yaptığım yaklaşık bir saatlik söyleşiden çok hoşnut ayrıldım. Gençlerin yüzü gülüyordu. Okumaya meraklı olanların yanında yazma denemeleri yapanlar bile vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve gidip dinlenme zamanı gelmişti. Ertesi gün sekiz yüz öğrencisi olan bir okulda söyleşi yapacaktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi sabah saat onda, Sevgili Ali Kaf ve kızı Gonca ile birlikte okuldaydık.  Okul müdürü Fatih Yurddaş ve öğretmenlerin güler yüzüyle karşılandık; bir de sürprizle… Okul müdürü Niğde TV’ye haber vermişti ve tv çalışanı arkadaş, kamerasıyla beni bekliyordu. Niğde’yi atlatıp da kendi okulunda bir yazar konuk etmenin gururunu yaşayan Fatif Bey, hazırladıkları plaketi söyleşi öncesi bana sunarken de mutluydu.&lt;br /&gt;Kemerhisar İlköğretim Okulu, Avrupa Birliği Comenius( dil ve kültür değişimi, gelişimi) projeleri kapsamında Romanya, Polonya; İspanya ve Litvanya’ya geziler yapmış, Mayıs 2010’da da bu ülkelerin temsilcilerini ağırlayacak; ayrıca dergi çıkaran, okuma ve yazma çalışmalarının yanında, derslerde de Niğde’de derece yapmış bir okul.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sekizinci sınıflardan başlayarak beş grupla söyleşi yaptığım ve imzaladığım kitap sayısını bile bilmediğim okulda, şiir ve öykü yazan çocuklarla karşılaşmak beni çok mutlu etti. Çocuklardan birisinin, babasının da yardımıyla, yazdığı bir şiiri okuması, günün en renkli zamanlarından biriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar çok ilgiliydi;öğretmenler de… Böyle okul müdürü ve öğretmenlerin varlığını görüp de umutlarımın tazelenmemesi olası mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukların ve öğretmenlerin en büyük sıkıntıları, kitaplarımıza ulaşamamalarıydı. Ancak internetten ya da yayınevlerinden toplu istekle kitap alabiliyorlar; onun dışında (yüz temel eser ve dini yayınlar dışında), kitapçılarda kitap bulamıyorlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci sürprizi akşam yaşadım. Niğde TV, sekizinci sınıflarla yaptığım söyleşiyi ve benimle yaptıkları röportajı baştan sona ana haber bülteninde yayınladı. Ben de kendimi izleme olanağı buldum böylece)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O bölgeye gelen ilk yazar olduğumu söyleyip nasıl ağırlayacaklarını bilemediler. Beni evinde ağırlayan dostlarımın yanında, eve kadar gelip kitap isteyen okuyucuların olması; Kayseri otogardan bile beni özel arabayla alıp havaalanına bırakacak bir yakınlarını ayarlayan sevgili arkadaşım ve ailesi; başta Mustafa Kemal adında bir öğrenci olmak üzere, beni görmek için on dakikada bir müdür odasının kapısını çalan ve yeni bir kitabımı imzalatmak isteyen, ayrıca arkadaşım Ali Bey’i özel şoförüm, kızı Gonca’yı yardımcım sanan sevgili çocuklar… Her şey, her şey öyle güzeldi ki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu’nun kocaman yürekli bu isimsiz kahramanlarını sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Yeni güzelliklerde buluşmak dileğiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                                                        16.11.2009, İstanbul&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-9191105441809575282?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/9191105441809575282/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=9191105441809575282&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/9191105441809575282'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/9191105441809575282'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/11/nigdeden-selam-var.html' title='NİĞDE&apos;DEN SELAM VAR'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-3765732517071128657</id><published>2009-10-16T14:40:00.000-07:00</published><updated>2009-10-16T14:41:49.847-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='antalya kolejinde'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/StjojLLvvXI/AAAAAAAAACM/U3QBBEwytHM/s1600-h/antalya+kolejinde.bmp"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 214px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/StjojLLvvXI/AAAAAAAAACM/U3QBBEwytHM/s320/antalya+kolejinde.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393316244771290482" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-3765732517071128657?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/3765732517071128657/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=3765732517071128657&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3765732517071128657'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3765732517071128657'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/10/blog-post_5692.html' title=''/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/StjojLLvvXI/AAAAAAAAACM/U3QBBEwytHM/s72-c/antalya+kolejinde.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-5002185344929843610</id><published>2009-10-16T14:12:00.001-07:00</published><updated>2009-10-16T14:12:42.471-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='emirdağ&apos;da'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/Stjhuo_XKjI/AAAAAAAAACE/9xH0Jh4Obu0/s1600-h/ayseyamacimzagunu1.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/Stjhuo_XKjI/AAAAAAAAACE/9xH0Jh4Obu0/s320/ayseyamacimzagunu1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393308745169578546" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-5002185344929843610?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/5002185344929843610/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=5002185344929843610&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/5002185344929843610'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/5002185344929843610'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/10/blog-post_2706.html' title=''/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/Stjhuo_XKjI/AAAAAAAAACE/9xH0Jh4Obu0/s72-c/ayseyamacimzagunu1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-3947796882413358058</id><published>2009-10-16T14:08:00.000-07:00</published><updated>2009-10-16T14:11:03.446-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/StjhTC202lI/AAAAAAAAAB8/79jh8z7FUs4/s1600-h/ay%C5%9Fe+yama%C3%A7.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/StjhTC202lI/AAAAAAAAAB8/79jh8z7FUs4/s320/ay%C5%9Fe+yama%C3%A7.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393308271076760146" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-3947796882413358058?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/3947796882413358058/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=3947796882413358058&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3947796882413358058'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3947796882413358058'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/10/blog-post_1849.html' title=''/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/StjhTC202lI/AAAAAAAAAB8/79jh8z7FUs4/s72-c/ay%C5%9Fe+yama%C3%A7.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-3725147923466404619</id><published>2009-10-16T14:06:00.000-07:00</published><updated>2009-10-16T14:07:47.203-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='antalya envar koleji'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/StjgjOQGiII/AAAAAAAAAB0/VbokCNBHW3A/s1600-h/cocuk-yazari-ayse-cekic-yamac-envar-kolejinde-antalya-83031.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 190px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/StjgjOQGiII/AAAAAAAAAB0/VbokCNBHW3A/s320/cocuk-yazari-ayse-cekic-yamac-envar-kolejinde-antalya-83031.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393307449501845634" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-3725147923466404619?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/3725147923466404619/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=3725147923466404619&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3725147923466404619'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3725147923466404619'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/10/blog-post_1688.html' title=''/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/StjgjOQGiII/AAAAAAAAAB0/VbokCNBHW3A/s72-c/cocuk-yazari-ayse-cekic-yamac-envar-kolejinde-antalya-83031.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-2098711315942439387</id><published>2009-10-16T14:05:00.001-07:00</published><updated>2009-10-16T14:06:45.566-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='emirdağ mithatpaşa ilköğretim okulunda'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/StjgIZx6elI/AAAAAAAAABs/r8jIwwRzEnM/s1600-h/ayse_yamac_mithat.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/StjgIZx6elI/AAAAAAAAABs/r8jIwwRzEnM/s320/ayse_yamac_mithat.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393306988739983954" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-2098711315942439387?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/2098711315942439387/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=2098711315942439387&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/2098711315942439387'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/2098711315942439387'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/10/blog-post_8584.html' title=''/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/StjgIZx6elI/AAAAAAAAABs/r8jIwwRzEnM/s72-c/ayse_yamac_mithat.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-3341623847963829700</id><published>2009-10-16T04:00:00.000-07:00</published><updated>2009-10-16T04:01:12.959-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZLENİMLER'/><title type='text'>DOĞDUĞUM KENT EMİRDAĞ'DA</title><content type='html'>&lt;strong&gt;                                DOĞDUĞUM KENT EMİRDAĞ’DA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Urfa’dan İstanbul’a indikten hemen sonra başladı Eskişehir yolculuğum. 14 Ekim’de Emirdağ Mithatpaşa İlköğretim Okulu’nda söyleşim vardı; yetişmeliydim. Bu yüzden İstanbul’daki küçük oğlumla gelincik kızımı bile göremedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah 8.30 arabasıyla gittim Emirdağ’a. 10.30’da okuldaydım. Söyleşim 11’de başlayacaktı, ama çocuklar öyle heyecanlıydı ki, müdür odasının kapısında bekleşiyorlardı. Söyleşi saatini beklemeden başladım ben de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mithatpaşa İlköğretim Okulu, benim ilk okulumdu. İlk dört sınıfı orada okumuş, sonraki iki yılda da Cumhuriyet’e geçmiştim. Dördüncü sınıfı iki kez kullandığımı farketmişsinizdir. Çok ilginç bir öyküsü vardı bunun:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dördüncü sınıftayken mahallemize yeni okul yapılmıştı: Cumhuriyet İlkokulu. Evi yakın olanların kaydı, bu okula alınmıştı. İlkokul öğretmenimse beni vermek istemiyordu. Övünmek gibi olmasın, ama çok çalışkan bir öğrenciydim. Öbür okulun yöneticileri de beni almak istiyor… Öğretmenler arasında tartışma çıktı. Sonunda, her iki okulda birden okumaya başladım; sabahleyin Mithatpaşa, öğleden sonra Cumhuriyet… her iki okuldan da karne aldım. Beşinci sınıfa geçince, babamın öğretmenden isteğiyle Cumhuriyet’te okudum yalnızca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamanlar da tam bir kitap kurduydum. Beni arayanlar, Şehir Kütüphanesi’nde bulurlardı. İlk ödülümü de kendi yazdığım bir şiirle, dördüncü sınıfta almıştım. Şimdi, öksüz çocuk gibi, ilgisiz duran kütüphane içimi acıttı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Afişlerim hazırlanmış, yerel gazetelere ilanlar verilmiş; kitaplarım önceden alınmış, çocukların çoğu okumuş, yalnızca imzamı ve söyleşimi bekliyorlardı. Kısa bir konuşmadan sonra kitaplarımı imzaladım. Yukarıdaki anımı da anlatmadan geçemedim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukların ilgisi ve sevgisi öyle yoğundu ki, okuldan güçlükle ayrılabildim. Müdür yardımcısı Sevgili Ecevit Gözel’in çabası da beni çok onurlandırdı; özellikle de cacıklı dürüm yok mu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğretmen evinde eski dostlarla söyleşip çay keyfimi yaptıktan sonra ayrıldım; yüreğimde çocukların sevgisi, belleğimde doğduğum kentin anılarıyla…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                     15-16 Ekim 2009, Eskişehir&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-3341623847963829700?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/3341623847963829700/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=3341623847963829700&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3341623847963829700'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3341623847963829700'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/10/dogdugum-kent-emirdagda.html' title='DOĞDUĞUM KENT EMİRDAĞ&apos;DA'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-7143808348807241396</id><published>2009-10-16T02:59:00.000-07:00</published><updated>2009-10-16T03:00:48.042-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='URFA&apos;DA ÖYKÜ OKURKEN'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SthEMtpYuhI/AAAAAAAAABk/Q9IcUXnKvTo/s1600-h/urfada+%C3%B6yk%C3%BC+okurken.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SthEMtpYuhI/AAAAAAAAABk/Q9IcUXnKvTo/s320/urfada+%C3%B6yk%C3%BC+okurken.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393135538978470418" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-7143808348807241396?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/7143808348807241396/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=7143808348807241396&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/7143808348807241396'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/7143808348807241396'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/10/blog-post_16.html' title=''/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SthEMtpYuhI/AAAAAAAAABk/Q9IcUXnKvTo/s72-c/urfada+%C3%B6yk%C3%BC+okurken.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-8251165632777179216</id><published>2009-10-16T02:56:00.000-07:00</published><updated>2009-10-16T02:59:00.017-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BALIKLI GÖL-URFA'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SthDpKzBo5I/AAAAAAAAABc/zcQe59iqcvk/s1600-h/bal%C4%B1kl%C4%B1+g%C3%B6l%27de+gece.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SthDpKzBo5I/AAAAAAAAABc/zcQe59iqcvk/s320/bal%C4%B1kl%C4%B1+g%C3%B6l%27de+gece.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393134928328237970" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-8251165632777179216?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/8251165632777179216/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=8251165632777179216&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/8251165632777179216'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/8251165632777179216'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/10/blog-post.html' title=''/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SthDpKzBo5I/AAAAAAAAABc/zcQe59iqcvk/s72-c/bal%C4%B1kl%C4%B1+g%C3%B6l%27de+gece.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-4880118827053043434</id><published>2009-10-16T02:53:00.000-07:00</published><updated>2009-10-16T02:55:44.512-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZLENİMLER'/><title type='text'>BODRUM'DAN URFA'YA İZLENİMLER</title><content type='html'>&lt;strong&gt;BODRUM’DAN ANTALYA’YA, URFA’DAN EMİRDAĞ’A DOLU DOLU EDEBİYAT&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayramın ilk günü Eskişehir’den başladı yolculuğum. İstanbul, Bodrum, Antalya, Urfa, Emirdağ derken, kocaman bir çokgen çizdim haritanın üzerinde. Gönlümde oluşan çokgenlerse daha büyüktü; edebiyatı dolu dolu soluyup tartıştığımız, okuyucularımızla birlikte olmanın verdiği mutluluk; yeni dostlar edinmenin, eski dostlarla buluşmanın o doyumsuz tadı; ülkemin cennet köşelerini bir kez daha, dolu dolu gezmenin ve yaşamanın güzelliği… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de birkaç ay ya da bir yıla yayılması gereken bunca güzelliği bir aya sığdırmanın tatlı sarhoşluğu ve yorgunluğu içindeyim şu an. Dilimde tükenmeyen bal tadı… Birkaç parmak bal da sizlere sunmak istiyorum; ne dersiniz? Sırasıyla…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BODRUM BODRUM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğullarımız tarafından uğurlandık Sabiha Gökçen’den, Handan Derya ile birlikte. Söyleşiye öyle dalmışız ki uçağın Bodrum’a inmesiyle şaşırdık, yolculuğumuzun bu denli kısa sürdüğüne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Otele vardığımızda gece epeyce ilerlemişti, ama Sevgili Filiz Tosyalı ve eşiyle birlikte yazar dostlarımız bizi bekliyordu. Çoğunu ilk kez tanıyorduk, ama öyle sıcak karşılandık ki bir anda kaynaşıverdik hepsiyle. Kıbrıs’tan Balkanlara ve Avrupa’ya, Anadolu’dan Orta Asya’ya uzanacak bir dostluğun ayak sesleriydi duyduğumuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir otelde değil de evde yaşamanın rahatlığıyla çekildik odalarımıza. Ertesi gün ve daha sonraki günlerde yoğun bir çalışma bizi bekliyordu; her sabah 09-18 saatleri arasında…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25 Eylül sabahı, neşeli bir kahvaltıdan sonra, Marmara Koleji’nin servis araçları tarafından otelden alındık. FilizTosyalı, Kıbatek Genel Başkanı İsmail Bozkurt, Kıbatek Türkiye Başkanı Metin Turan ve okul müdürünün açılış konuşmalarından sonra, sunumlar başladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni en çok etkileyen, açılışta sunulan kısa metrajlı filmdi.   (UÇURTMA – ORKUN BOZKURT’UN ÖYKÜSÜNDEN UYARLANMA). Bir engelli gencin yaşamından, çocukluğundan, sevdasından bir kesit sunuyordu. Sunumlar da birbirinden ilginçti:&lt;br /&gt;   Handan DERYA / Çocuklarda Serbest Okumayı Geliştirme; Suna ATUN /  Yazın Ve Yayın Kültürümüzde Elli Beş Yaşında (Çocuklarımız);   Filiz TOSYALI  /  “Çocuk Edebiyatında Koçluğun Yeri”;   Doç. Dr. Muhsine HELİMOĞLU YAVUZ / Masal Ve Çocuk Eğitimi ;   Çağın ZORT / Kıbrıs Türk Edebiyatı’nda “Çocuk” Olgusu Üzerine Bir İnceleme ;  Gonca TOKUZ / Gaziantep İlinde  Çocuk Oyunları  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tartışmalar, sorular, değerlendirmeler çok verimli geçiyor, bu arada açılan kitap sergisini de öğrenciler geziyordu. Gün sonunda yorgunluğumuzu, Metin Turan, Ayhan Can, Nebahat Ercan ve Bodrumlu şairlerden dinlediğimiz şiirlerle gidermeye çalıştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci gün, sunumlar yine yoğundu: Nebahat ERCAN / Çocukların Gelişiminde Aile Ve Çevrenin Etkisi,  Gülden SARI  / “Çocuk Dergisi”nin Biçim ve İçerik Yönünden İncelenmesi, Ali ŞAMİL / Elekber SALAHZADE’nin Çocuk Şiirleri, Çiğdem ÜLKER / Makedonya’da Çocuklar Ve Yarınlar İçin Edebiyat,  Doç. Dr. Tülin ARSEVEN / Çocuk Gelişimi Ve Eğitimi Açısından Akıllı Pireler Ve Işın Çağı Çocukları &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğleden sonra yazarlarımızdan güzel öyküler dinleyip Bodrum turuna çıktık. Yerel bir gazeteye uğrayıp nefis yiyecekler eşliğinde gazete çıkarmanın keyfini de yaşadık. Limonkafe’de kahkaha, şarkı ve şiir eşliğinde gün batımını izledik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü gün, yine yoğun bir program bizi bekliyordu: İsmail VELİYEV - Gönül MİRZAYEVA / Azerbaycan’da Çocuk Edebiyyatının Çağdaş Durumu Ve Özellikleri, Riayet RÜSTEMOĞLU / Kıbrıs Türk Edebiyatı’nda ‘’Afacan’’ Adlı Çocuk Dergisinin Tanıtımı,  Ayhan CAN / Yazar Ayşe Yamaç’tan Bir Anadolu Romanı “YAZGÜLÜ”nün İncelemesi, Hüsnan ŞEKER / Çocuk ve Mizah,  Nihat ERCAN / Edebiyatsız Çocuk Eğitimi Mi?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sunumları keyifle dinledik. Türkiye dışında yaşayan Türklerle ve onların çocuk yazını çalışmalarıyla ilgili epeyce bilgi sahibi olduk. Benim için en büyük sürpriz de Yazgülü’nün incelenmesi oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci oturum, benim konum olan “Günümüz Çocuk Edebiyatında Sorun Odaklı Edebiyatın Yeri” başlıklı sunumla başladı. Farenjitimin azması nedeniyle yeterince konuşamasam da Kıbrıslı Çağın Zort’un yardımlarıyla sunumumu yapabildim. Sonrasında da diğer sunumları izledik: Osman BAYMAK / Kosova Çocuk Edebiyatı, Nigâr CARULLA KIZI / Çocuk Edebiyatı İle Müziğinin Vahdeti Ve Bunların Çocuğun Şahsiyet Kimi Formalaşmasında Rolü, Bilge ATAY – Mete ATAY /¬¬ Yurtdışında  Yaşayan Türk Kökenli Çocuklar Onların Türkçe ve Türk Kültürü ile İlgili Sorunları Yurtdışındaki Türk Kökenli  Çocuklar için Çocuk Edebiyatı,  Gülay BIRKLY / Çocuk ve Şiir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğle yemeğinden sonraki oturumların konusu da çok ilginçti: Seher KEÇE / Hayat Bir Kervansaray,  Filiz TOSYALI – Mutlu BARIŞ / “Çocuklarımız Tanıyalım”,  Dr. Olga RADOVA-KARANASTAS /  Gagauz Folklorunda ve Edebiyatında Çocuk,  Yrd.Doç.Dr. Sema ÇETİN BAYCANLAR /Öyküleme Tekniği ve Öğreticilik Açısından Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın Çocuk Şiirleri ,  GANİMET SEFEROĞLU / Elekber Salahzadenin Çocuk Şiirlerinin Bedii Değeri, Saime TOPTAN /Çocuklarımız Ve Öyküleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün, çocukların aldıkları kitapları imzalayıp sınıflarda söyleşi yaptık. Ümit Kireççi’nin çizgi roman atölyesi, hepimizinkinden keyifliydi sanırım. Söyleşiyi bırakıp onun sınıfına katılmak için can atsam da bunu ancak Urfa’da gerçekleştirebilecektim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok çalışmış, dinlenmeyi haketmiştik. Bodrum’un en büyük teknesi “okul gemisi” ile yaptığımız turda yaşadığımız keyifli anları anlatmaya sözcüklerin yeteceğini sanmıyorum; ertesi günkü Marmaris gezisini, Sedir Adası yakınında yediğimiz akşam yemeğini ve lokantayı işletenlerin doğayı bozmadan nasıl güzel bir yer yaratmış olmasını, lokantanın içindeki asırlık ağaçları, çağlayanları, ördekleri de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resmi bir sempozyumda değil de keyifli bir aile toplantısında gibi geçen bir haftanın tadı hala damağımda… Orada tanıştığım dostların sıcaklığı ve sevgisi de unutulmazlar arasında yerini aldı; Filiz Hanım ve eşinin, otel çalışanlarının sıcak ev sahipliği de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni buluşmaların heyecanı ve telaşıyla ayrıldık otelden.&lt;br /&gt;                  ÖZGÜR PENCERE, ATEŞ VE SU ŞEHRİM ANTALYA’DA.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antalya, benim ikinci memleketim. Üç kardeşim de orada yaşıyor. Bu yüzden, evime gidiyor gibiydim. Alanda ablamın eşi tarafından karşılanıp eve götürüldüğümde, Antalya Koleji’nden bir öğretmen beni arıyordu, otelde yeriniz hazır diye. Teşekkür ettim. Antalya’da üç evim varken otele gider miyim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir günlük dinlenmenin ardından, 3 ekim’de Antalya Koleji’ndeydim. Özgür Pencere Edebiyat ve Sanat Derneği’nin düzenlediği Çocuk ve Genç Kalem Öykü Yarışması ödül töreninin ev sahipliğini üstlenen kolej, çok iyi bir düzenleme yapmıştı. Okula vardığımda her şey hazırdı. Seçici kurul üyelerimizden Sevgili Mehmet Güler bir gün öncesinden gelmişti. Ne yazık ki, Muzaffer İzgü gelememişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okul müdürü Münire Yıldız’ın konuşmasıyla başladı tören. Sonra Mehmet Güler ve ben konuştuk. Yarışmacılar kadar bizler de heyecanlıydık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ödüllerin insanı yazar yapmadığını ama yazmak için itici güç oluşturduğunu özellikle vurgulasam da gelecekteki yazarların bu kalemler arasından çıkacağına inanıyordum. Dört yüzden fazla öykü arasından seçilmişti öyküleri ve gerçekten çok güçlü kalemler vardı aralarında. Özgür Pencere’nin onlara bu fırsatı sunması, hepsi için olduğu kadar benim için de çok anlamlıydı; çünkü ben de o derneğin bir parçasıydım. Bunu özellikle vurguladım; kuşkusuz “yazabilecek birini bulup çıkartmak, yazmak kadar belki de daha önemli bir iş…” olduğunun da üstüne basarak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adana’da, Aydın’dan, Ankara’dan, Antalya’dan… gelen yarışmacılar çok heyecanlıydı. Hepsi de aileleriyle gelmişti; ama beni en çok etkileyen, Aydın’dan gelen Aleyna olmuştu. Tekerlekli sandalyedeydi. Konuşmasını bile annesinin yardımıyla anlıyorduk, ama okumayı ve yazmayı ne kadar sevdiğini anlatırken, heyecandan zaman zaman tıkanıyordu.&lt;br /&gt;“Annem benim elim oldu. Ben söylüyorum, o yazıyor. Keşke, bilgisayarı kendim kullanabilseydim!” diyordu. İnsanın neler yaratabileceğinin en güzel örneğini veren Aleyna, izleyicilerimize de duygulu anlar yaşatmıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ödül törenine gelemeyenler de vardı. Bir babanın sözleri, beni bu anlamda çok etkiledi:&lt;br /&gt;“Kızım bana, Antalya’ya ödül törenine gidip gidemeyeceğimi sordu. Everest’te olsa gideriz. Sen yeter ki iste, dedim.” Keşke, bütün veliler böyle olabilse, diye düşündüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okul müdürünün ve Türkçe Öğretmeni Şükriye Hanım’ın sıcak ev sahipliğini, öğretmenlerin ilgisini, yarışmacılara olan ikramları, Mehmet Güler’le ikimize yaptırdıkları kent turunu da anmadan geçemeyeceğim. Bu denli sıcak karşılandıktan sonra okul müdürünün, “Çocuklarımızla bir de söyleşi yapabilir misiniz?” isteğini geri çevirebilir miydim… Üç gün sonra yine Antalya Koleji’ndeydim; çok verimli, okuyucularımın inanılmaz ilgisiyle dolu bir söyleşi için…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerek Envar Koleji’nde, gerekse Antalya Koleji’nde yaptığım söyleşilerde yoğun bir okuyucu kitlesiyle karşılaşmam, beni hem şaşırttı hem de mutlu etti; ulusal gazetelerin Akdeniz eklerinde ve yerel gazetelerde bu söyleşilere bol bol yer verilmesi de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok yorulmuştum, ama değmişti doğrusu. Nebahat Ercan ve eşi Nihat Bey’le Bodrum’da başlayan dostluğumuzun orada da sürmesi, Urfa’ya birlikte yolculuğumuz da gerçekten mutluluk vericiydi; bir de yaptığım özel gezilerde yeni bir roman için aldığım notlar ve topladığım malzemeler… Kısaca, çok verimli geçmişti gezilerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MEDENİYETLER KENTİ URFA’DA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Urfa GAP Havaalanı’ndan belediye görevlileri tarafından alınmamızla başladı konukluğumuz. Yemekte yazar dostlarımızla yeniden buluşmanın sevinciyle, ne yediğimizin bile ayrımına varamadık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DUSOD, XS AJANS tarafından düzenlenmişti bu etkinlik. Şanlıurfa  5. Uluslararası Kültür ve Sanat Festivalinin konuğuyduk. Urfa’nın en iyi otellerinden önce Harran daha sonra da Dedeman’daki konukluğumuz, çok özel konuklar olarak ağırlanacağımızın bir işaretiydi sanki.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Gider gitmez, belediye başkanının sunduğu teşekkür plaketleri, belediye başkanıyla birlikte Sakarya’dan tanıdığımız Okutan Vali’nin bizi etkinliklerde yalnız bırakmayışı; öykü okumalar, paneller, söyleşiler ve imzalarla zenginleşen etkinliklerimiz, yerel basının ilgisi; “İyi ki geldiniz! Bize öykü ve roman gibi yazınsal eserleri okumanın tadını duyumsattınız,” diyen havaalanı görevlisi, Filiz Hanım’ın söyleşisine çocuklarıyla gelen kadınların ilgisi; Harran’dan Balıklı Göl’e, Halepli Bahçe’den Çifte Mağara’ya kadar her tarafı gezdiren ve bize Urfa’nın bozulmamış havasını solutan görevlilerin ilgi ve saygıları; Ümit Kireççi’nin çizgi roman atölyesine sokaktan geçen çocukların yoğun ilgisinin yanında bizim de katılışımız; yeni dostlar edinmenin, eski dostlarla yeniden birlikte olmanın güzelliği; ajans sahibi Özge ve Ülkü’nün özverili çalışmaları… Her şey her şey çok güzeldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçağa bineceğimiz son ana dek bizi yalnız bırakmayan Urfa Belediye Başkanı ve görevlilerine, Dusod ve XS Ajans’a, bu etkinlikleri düzenlemek için yoğun çaba harcayan Filiz Tosyalı’ya, Anadolu konukseverliğini doyasıya yaşamamızı sağlayan Urfa halkına gönül dolusu teşekkürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni etkinliklerde adımın doğru yazılmış haliyle( Ayşe Yamaç) buluşmak dileğiyle…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                     15-16 Ekim 2009, Eskişehir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Sırada Emirdağ izlenimleri var. Onu da sonra ekleyeceğim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-4880118827053043434?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/4880118827053043434/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=4880118827053043434&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/4880118827053043434'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/4880118827053043434'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/10/bodrumdan-urfaya-izlenimler.html' title='BODRUM&apos;DAN URFA&apos;YA İZLENİMLER'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-7309501482388666681</id><published>2009-09-12T00:39:00.000-07:00</published><updated>2009-09-12T00:42:24.042-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MEKTUP'/><title type='text'>EYLÜL MEKTUBU</title><content type='html'>AYŞE YAMAÇ                                                                                      &lt;strong&gt;                         &lt;br /&gt;                                                                                                        &lt;br /&gt;                                                                                                          ...............&lt;br /&gt;                                                                                                   o sevdalar yandı, aaah!&lt;br /&gt;                                                                                                          gözyaşlarıyla yıkandı&lt;br /&gt;                                                                                                           kirli sabahlar&lt;br /&gt;                                                                                                          ...................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                       EYLÜL MEKTUBU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Yüreğimde binlerce kuşun kanat çırpınışlarıyla gelmiştim sana. Ellerimde, yediverenlerin yedi rengi, yedi kokusu; bedenimde tüm denizlerden derlediğim tatlı esinti; dilimde, bülbüllerden öğrendiğim nağmeler vardı. Ellerini uzatıp beni kucakladığında, yedi rengim parlamış, tüm bedenim bahara kesmiş, dallarımda cıvıldaşır olmuştu sevda kuşları. Bedenimdeki tatlı esinti, sevdanın fırtınasına dönüşmüş, ikimizi de alıp çıkarmıştı bulutlar ülkesine. O an, ne savaş, ne insan hakları, ne suskunluğumuz, ne de ezilmişliğimiz aklımdaydı. Yalnız sen vardın, yalnız biz vardık, yalnız sevdamız vardı. Dünya, tüm çirkinliklerinden arınmış, sevdamızı kutsuyordu sanki. Güneş, sevgi sevgi parlıyor, rüzgar, sevgi sevgi esiyordu. Tüm yüzlerde, sevgimizin balkıdığını görüyor, daha bir sıkı sarılıyorduk sevdamıza. Aşk şarkılarından başka şarkı, Annabelle’den başka şiir duymuyordu kulaklarımız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Birkaç ay mı sürmüştü yalnızca, bu mutlu günler? Yoksa biz, zaman kavramını mı yitirmiş, çok uzun süre yaşadığımız bu sevginin, bekleyişin sıkıntısıyla acılarla bezenmesini izlerken, çok çabuk bittiğini mi düşünmüştük, hala anlamış değilim. Tek anımsadığım, Orhan Veli’nin o ünlü dizelerini, Anlatamıyorum’u okurken, sık sık ağladığım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      O dizeler, hala ağlatır beni, biliyor musun?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;      “Ağlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda?&lt;br /&gt;               ..............”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Evet, dizelere sığınmıştım, o uzun, korku dolu gecelerin bekleyişinde. Eylül’ün o karanlık gecelerinin birinde, kapımızın çalınıp yaka paça götürülmenin ertesinde. Günlerce karakolları dolaştığım, bir haber, tek bir iz aradığım, yüzünü bir kez olsun görmeyi dilediğim o korkunç bekleyişlerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Ağlıyordum, ama kimse duymuyordu sesimi. Sanki herkes, iz bırakmadan yok oluvermiş, buharlaşıp uçuvermişti. Çaldığım tüm kapılar ya açılmıyor, ya da korkulu bir bakışla hemen kapatılıveriyordu yüzüme. Değil mısralarıma, çığlıklarıma bile sağırlaşmıştı yürekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      O günlerin birinde öğrendim yaşadığını. Yeniden canlanıvermişken renkler, güneş açıvermişken yeniden, yüreğimdeki yaraların kanaması duruvermişken, asılacağını öğrenivermiştim birdenbire. Üstelik, bu haberi veren gardiyan, mutlu bir olayı duyurur gibi gülümsemişti. Belki de gülümsemesi, duyduğum sözlerin anlamını ilk anda kavramama engel olmuştu. Revirde gözlerimi açtığımda, bir sinir krizi geçirdiğimi söylemişler, sonra da bir suskunluğa gömülmüştüm işte.  Bu yüzden, seni son kez görme şansımı da yitirdiğimi, asıldığını gazetelerden öğrendiğimde anlamıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Nasıl da yakışıklıydı fotoğraftaki yüzün! Sanki, hiç yanımdan ayrılmamışsın, hiç o acıları yaşamamışsın gibiydi. Yalnızca, tıraş olmamıştın. Sahi, neden olmamıştın ki? Tıraş takımın mı yoktu, yoksa izin mi vermemişlerdi traş olmana?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Suçunun ne olabileceğini düşündüm aylarca. İnsanları sevmen,  insanca yaşamalarını istemen, ülken için çalışman, aydınlık bir beyin ve yüreğe sahip olman dışında, hiç bir suç bulamadım. Sen, kendinde bulabilmiş miydin?  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Yaşayamam sanıyordum, ama senden sonra da yaşadım. Savunduğun değerler uğruna, bıraktığın yerden sürdürmek istedim. Bana güldüler, biliyor musun? “Kelaynak kuşu, türünün son örneği” “ya da “dinozor” dediler, özellikle duyurmak için yüksek sesle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Savunduğumuz değerler, birer birer unutuldu, unutturuldu. Dünyayı, savaşlar kana boyamayı sürdürüyor, izliyoruz; hem de çekirdek çitleyerek. Nurlu Ufuklar’ın  “N”si düştü. Gelen gün, dünü aratır oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Sana anlattığım, olumsuzlukların yalnızca küçük bir bölümü üstelik. Bir gözümü kör, bir kulağımı sağır  ettim artık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Şimdi, sonbahar bozkırları gibi kurudu yüreğim. Hiç bir sevgi yeşertemez artık, bilirim.         Baharı ve yazı çoktan tükettim. Kışa hazırlanan bir sonbahar bozkırı yüreğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Bekle beni, olur mu? Son mevsimimle geleceğim sana. Yüreğimde, kardelenlerden bir demet, bedenimde son mevsimin esintisi olacak. Bir de sana, yeni açmış badem çiçekleri üzerine yağan kar tanelerini getireceğim; yaşamının ilkyazında gitmen anısına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;      Üşümezsin, değil mi?&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-7309501482388666681?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/7309501482388666681/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=7309501482388666681&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/7309501482388666681'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/7309501482388666681'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/09/eylul-mektubu.html' title='EYLÜL MEKTUBU'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-8944413338214901880</id><published>2009-09-11T23:58:00.000-07:00</published><updated>2009-09-12T00:23:56.243-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günce'/><title type='text'>SABAH NOTLARI</title><content type='html'>&lt;strong&gt;                DAMLALAR HIZ YARIŞINDA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat sabahın beşi. Kent henüz uykuda. Bazen hızlanan, çoğu kez de usul usul yağan yağmurun sesi de olmasa, bu koca kentin yaşadığına inanası gelmiyor insanın; bir de seyrek de olsa yoldan geçen arabaların gürültüleri…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki gün önce cehennemi yaşamıştık oysa. İçinde olmasak da ekranlardan odalarımıza, gözlerimize, yüreklerimize çağlamıştı sel. Ne varsa silip süpürmüştü yaşama ve umuda dair; gözlerimizde tuzunu, yüreklerimizde acısını bırakarak. Odamıza yayılan madeni seslerle, bilmem kaçıncı ölüyü bildiriyordu sunucu. Renksiz camdan kan damlıyordu, masallar, oyunlar, çocuklar susarken. Çığlıklar geçiyordu kalemimden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Gece de çığlık çığlığaydı. Gözlerimi dövüyordu damlaların tuzu. Yıllardır ülkemi saran karanlık, yarına da yolcu olduğunun korkusunu düşürüyordu yüreğime; düşüncelerimizi, belleklerimizi, geleceğimizi esir aldığı gibi, şimdi de bedenlerimizi esir alıyordu. Umutlarım, düşlerim,  balçıklara karışıyordu her çıkan cesetle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğa, kendisinden alınanı geri alıyordu her seferinde. Bunu bir türlü anlatamamıştı para hırsıyla, oy avcılığıyla bugünleri hazırlayan karanlık zihinlere. Marmara depreminde denizi doldurup site yapanlara, yaptıranlara da göstermişti bunu. “Benimle oynamayın! Yaşama hakkımı elimden alırsanız, ben de sizinkini alırım!” demişti pek çok kez, ama dinleyen kim!..&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yıllar önce sormuşum, ama bir kez daha sormadan edemiyorum:&lt;br /&gt;              ne de çok akmış sular/ yıkmış tüm köprülerimi/ ne zaman soldu umutlar/ ne zaman yitirdim gülüşlerimi/ neden  zaman geriye akar/ karabasan eder düşlerimi/ ne zaman söndü ışıklar/ kim kararttı güneşimi/ neden yükseldi duvarlar/ kim gölgeledi beni/ kibele’m neden ağlar/…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;             Şimdi, karbeyazlar teslim bayrağı; göz gözü görmüyor, sis bürümüş dört yanı. Karanlıksa gittikçe koyulaştı. Umut ırak; ağır aksak direncin adımları…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kent uyanmaya başladı(!) Arabaların gürültüsü çoğaldı. Gökyüzü yine de kapkara; damlalarsa hız yarışında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                                          12.09.2009, Eskişehir&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-8944413338214901880?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/8944413338214901880/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=8944413338214901880&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/8944413338214901880'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/8944413338214901880'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/09/sabah-notlari.html' title='SABAH NOTLARI'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-7132073411925891863</id><published>2009-09-02T08:59:00.000-07:00</published><updated>2009-09-02T09:03:00.737-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BASINDAN-HAKKIMDA'/><title type='text'>İYİ KİTAP'TAN</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;br /&gt; SOKAKLAR GÜZELDİR AMA...&lt;br /&gt;                                 Elif TÜRKÖLMEZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokaklar Düş Yangını, sokak çocuklarının yalnızlık, acı ve yoksunlukla dolu hayatlarını tüm gerçekliğiyle gözler önüne seriyor. Ayşe Çekiç Yamaç’ın sokak çocuklarıyla zaman geçirip izlenimlerinden faydalanarak yazdığı bu kitap, bu yönüyle kurgusal bir romandan fazlasını sunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her çocuk büyüyüp kendi kanatlarıyla uçmaya başlayana kadar kendisini seven, koruyup kollayan sevgi dolu bir aileye, sıcak bir odaya ve bir kap yemeğe ihtiyaç duyar. Kimi bunu fazlasıyla bulur, kimi eksik gedik idare eder, kimininse hiçbir zaman böyle bir şansı olmaz; gün yüzü görmez, sokakta yatıp kalkar, bulduğuyla karnını doyurur, suça, belaya daha çocukken bulaşır. Bu, ne ‘kader’dir aslında, ne de nerede kim tarafından işlendiği belli olmayan bir günahın bedeli… Sokakta çocuk olmak, ancak sizi eve çağıran annenize “Beş dakika daha, lütfen!” diye yalvarırken&lt;br /&gt;güzeldir. Tüm sevimliliğinizle ve eksik süt dişlerinizle, “Biraz daha sokakta kalmak, oynamak istiyorum,” derken… Tersi kabul edilemez, canyakar, yürek sızlatır. Sokakta kalmış bir çocuktan daha acı verici ne olabilir? Ama işte onları her gün gördüğümüz,belki şöyle bir başını okşayıp, avucuna üç beş kuruş sıkıştırıp geçtiğimiz için acıya karşı da duyarsız olduk. Sanki onlar gerçekten sokağa ait, şanssız, kadersiz çocuklarmış gibi onlardan tarafa bakmaz, onları görmez olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokak çocuklarının acısına&lt;br /&gt;duyarsızlaştık, onları&lt;br /&gt;görmezden gelir olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayşe Çekiç Yamaç’ın Sokaklar Düş Yangını adlı kitabını okurken, artık duyarsızlaştığımız bu acının aslında ne kadar taze olduğunu hissediyor insan. Kitabın ana karakteri Özgür’ün ‘sokağa düşüş’ hikâyesi aslında sıradan ama bir o kadar da gerçekçi: Parçalanmış, sorumsuz bir aile! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailesinden, sıkıntılarından kaçarken sokağın geçici parlak dünyasını keşfeden Özgür, bunun her zaman böyle olacağına, sokağın kendisine mutluluk ve huzur vereceğine inansa da bir süre sonra aslında bunun hiç de böyle olmadığını keşfedecek, evini&lt;br /&gt;özleyecek ama bunun için çok geç olduğunu fark edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YENİLGİ VE NEFRET&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bu noktada yazarın çocuklara, “Aman ha, evinizden kaçmayın,sokaklar tehlikelidir,” mesajı verip kenara çekilerek kolaya kaçtığını düşünebilirsiniz&lt;br /&gt;ama durum öyle değil. Ayşe Çekiç Yamaç bu konuda araştırma yapan, sokağı gerçekten bilen bir yazar ve çocuklara verdiği mesajlar gerçekten dikkate değer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap boyunca, Özgür’le birlikte sokakların bir çocuk için nasıl tehlikeler barındırdığını görüyoruz. Tiner kokluyor, bali çekiyor, hatta cinsel tacize uğruyoruz. Bütün bunlar Özgür’le birlikte bizim de canımızı acıtıyor, isyan ettiriyor. Özgür yenildikçe sokaktan nefret etse de, başardığı ve kazandığı zamanlarda sokağa bağlanıyor, onu sevmeye, gerçek evi gibi görmeye başlıyor. Tabii bu duygu geçici. Hemen ardından aç kalmalar, kavgalar, dayaklar, soğuklar geliyor. Özgür, birkaç kez rehabilite edilmek için hastaneye yatırılıyor ama oradan da kaçıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında Türkiye’de sokak çocukları için oluşturulan bu merkezlerin işlevsiz oluşu, Özgür gibi çocukların buralardan neden kaçtığını anlatıyor. Çocukların baskı ve zorlama altında olmadan kalacakları, kendilerini ifade edebilecekleri ve tedavi olabilecekleri merkezlerin çoğalması bu sorunun aşılması için elzem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FAZLASIYLA GERÇEK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitapta, Özgür’ün dışında yer alan yan karakterler de sokağın dilini ve rengini iyi yansıtıyor. Gerçi zaman zaman kurgu sarkıyor ve bu durum insanı biraz yoruyor ama romanın genel başarısına üstün gelmediği için gözardı edilebilir. Zira kullanılan&lt;br /&gt;dil ve tasvirler de zaman zaman yorucu oluyor, ama yazar sokakları&lt;br /&gt;bildiğine göre doğrudur herhalde!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roman fazlasıyla gerçekçi bir dünya sunuyor. Öyle ki zaman zaman bu gerçekten kaçmak için kitabı yarıda bırakmak istiyorsunuz. Ama sonuna kadar okuyun ve bu gerçekle baş edebilmek için siz ne yapabilirsiniz onu düşünün. Kitap, sadece bu işe yarasa bile yeter!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokaklar Düş Yangını&lt;br /&gt;Ayşe Çekiç Yamaç&lt;br /&gt;Bu Yayınları&lt;br /&gt;250 sayfa&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi Kitap • Dosya / Çocuk Kitaplığı • Sayı 7 • Eylül 2009&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-7132073411925891863?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/7132073411925891863/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=7132073411925891863&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/7132073411925891863'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/7132073411925891863'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/09/iyi-kitaptan.html' title='İYİ KİTAP&apos;TAN'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-4839294536078142328</id><published>2009-07-21T08:51:00.000-07:00</published><updated>2009-07-21T09:02:36.717-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZLENİMLER'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;                                                 &lt;em&gt;  “sen gündüzlerin &lt;br /&gt;                                                            sefasını süren ey gece&lt;br /&gt;                                                      bir damla gündüz ver&lt;br /&gt;                                                            okunaksız bizlere&lt;br /&gt;                                                                  …”  * &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      &lt;/em&gt;                           GÖZLERİM ÇOCUK GÖZLERİM KİTAP&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasaba ve hatta şehir kütüphanelerinin bile birer birer kapandığı bir dönemde kütüphane açmak; hem de bir köye… “Olacak şey mi; bu zamanda, küçük bir köye!..” diyenler çıkacaktır, ama oldu işte; hem de öyle bir oldu ki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kütüphane, Köy Enstitülerinden yetişen bir kadının, Huriye Saraç’ın onuruna açılan; Köy Çocukları Kütüphaneleri oluşturma Kültür Sanat Derneği’nin yedinci ayda yedinci kütüphanesi… &lt;br /&gt;“…&lt;br /&gt;&lt;em&gt;1940’lı yılların karanlığından&lt;br /&gt;  Köy enstitülerinin aydınlığına çıkmak…&lt;br /&gt;  Yaşam koşullarının bıçak sırtı yılları,&lt;br /&gt;  Yitirilen umutlar, her şeye karşın&lt;br /&gt;Ayakta kalma savaşımı, yaşamın türküsünü&lt;br /&gt;Söyleme direnci, coşkusu…”&lt;/em&gt;Diye anlatıyordu, Huriye Saraç, diğer adıyla Öğretmen Benisa yaşamını. Aydınlığa çıkma savaşımına bir an bile ara vermeden, 1930’lu yıllarda başlayan yaşamı, dirençle, umutla sürüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğretmen Benisa kitabıyla tanımıştım onu ilk. Broy yayınlarından çıkan üç ciltlik kitabı, yalnızca kendi yaşam öyküsü değil, o yıllara tutulan bir aynaydı aynı zamanda. İzmir Kitap Fuarı’nda onu benimle tanıştırmaya getiren Köy Çocukları Kütüphaneleri Oluşturma Kültür ve Sanat Derneği Başkanı  Mesut Tim’di. Mesut Bey’in yanında Huriye Hanım’ı görür görmez, “Öğretmen Benisa” diye ayağa fırlamıştım, daha önce hiç tanımadığım halde. O, kayayı delen bir tohum, Cumhuriyetimizin aydınlık yüzüydü. O zaman almıştım bu kütüphanenin açılış davetini. “Mutlaka geleceğim,” derken, yüzümde güller açıyordu. Nasıl açmasındı ki, bunca kütüphanenin kapısına kilit vurulurken…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekizce, Huriye Hanım’ın öğretmenlik yaptığı ilk köydü. Bu yüzden de dernek, onun onuruna açtığı kütüphane için bu köyü seçmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Öğrencileri dede ya da nine olmuş, ama Öğretmen Benisa’yı unutmamışlardı. Tören konuşmasını yapan Huriye Hanım’ın da onu anlatan öğrencilerinin de gözlerinin dolu dolu olması, gözümden kaçmadı. Afyon Valisi Haluk İmga’nın altı kutu kitapla gelip açılışı yapmasının da ayrı bir anlamı vardı doğrusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekizce; nüfusu, kışın sekiz yüz ya da bine inen, yazınsa kırk binlere çıkan bir gurbetçi köyüydü. Okuyanı çok, aydın, aydınlık yüzlü insanlardı. Benimle ilk kez Emirdağ’a ve bu köye giden Doç. Dr. Nedime Köşgeroğlu’nun da bu aydınlık yüzlü, çağdaş köye hayran kalması da boşuna değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kütüphane binası, köyün ortak malı; iç düzenleme, raflar da ziraat Odası başkanı Ahmet Köycü’nün eseriydi; kitaplar, Mesut Bey’in başkanı olduğu derneğin, bilgisayar ve diğer araçlar Huriye Hanım’ın…  Çocuk kitaplarından yerli ve yabancı romanlara, başvuru kitaplarından yazın dergilerine dek geniş bir okuma yelpazesinin ve bilgisayarlı bir yönetim odasının oluşturulduğu kütüphaneye, okuyucular, tören başlamadan akın etmeye başlamıştı bile. Başta muhtar olmak üzere, bütün köylü canla başla çalışmıştı bu kütüphane için. O da yetmemiş; köyün kadınları, biz konuklar için bükmeler, börekler açmışlar, katmerler yapmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emirdağ Ziraat Odası başkan ve çalışanlarının yoğun çabası da gözümden kaçmadı. Oda sekreteri, Ziraat Mühendisi Necati Doğan’ın yakın ilgisini, bizi Eskişehir’e, evimize dek getirmesini, Sakaryabaşı’ndaki balık ziyafetini de eklemeliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğretim Görevlisi Metin Akın’ın sunuculuğunu yaptığı tören boyunca; Afyon Ulusal kanalı, Kanal 3’ün çekimler yaptı, Anadolu Ajansı temsilcisi ve Halk Eğitim Müdürü Nurettin Diker’in fotoğraflar çekip notlar aldı. Engelliler Derneği temsilcileri, Okul müdürleri ya da yardımcıları, belde belediye başkanları, köy muhtarları, gurbetçilerimizden oluşan yoğun bir kalabalık da töreni izledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziziye İlköğretim Okulu yöresel oyun ekibinin oyunları da görülmeye değerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek çok yeni dostla tanışmanın yanında, eski dostlarla da kucaklaşmanın mutluluğunu yaşadığım; gözümde de gönlümde de gökkuşağının doğduğu; ülkemin geleceğine özgü umutlarımı tazelediğim bir gün yaşadım; önümüzdeki öğretim yılında okullara söyleşi için gelmeye sözler de vererek…  &lt;strong&gt;Kucağımda şair dostlarım; Kazım Okutan’ın Tutku Damlaları, Selahattin Hızlı’nın Yeşil Güneş veBir Damla Gündüz kitaplarıyla zenginleşerek…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağır aksak da olsa, direncin adımları vardı ya… Cılız bir mum alevi olsa da ülkemin karanlığına ışık olmaya çalışanlar… Güneşi büyütmeye çabalayanlar yarınlar için… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kütüphanede bir kitap olmak; çocuk gözlü bir kitap ya da kitap gözlü bir çocuk… O, benim bugün işte…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiyle.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*      Selahattin Hızlı, Bir Damla Gündüz adlı şiir kitabından&lt;br /&gt;                                                          20.07.2009, Eskişehir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-4839294536078142328?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/4839294536078142328/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=4839294536078142328&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/4839294536078142328'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/4839294536078142328'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/07/sen-gunduzlerin-sefasn-suren-ey-gece.html' title=''/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-8150130780141287207</id><published>2009-07-10T14:00:00.000-07:00</published><updated>2009-07-10T14:02:26.321-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>ÇIĞLIKLAR GEÇER</title><content type='html'>&lt;strong&gt;ÇIĞLIKLAR GEÇER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gün son saçlarını toplarken odalardan&lt;br /&gt;hüzün sereserpe uzanır karanlığıma&lt;br /&gt;siyah beyaz fotoğraflardan&lt;br /&gt;unutulmuş gülümsemeler yayılır&lt;br /&gt; eski zaman şarkılarına&lt;br /&gt;gece tutuşur ay solar&lt;br /&gt;karışırım sağanaklara&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir düğmenin ucundan&lt;br /&gt;madeni sesler yayılır odalara&lt;br /&gt;bilmem kaçıncı ölüyü bildirir sunucu&lt;br /&gt;renksiz camdan kan damlar&lt;br /&gt;masallar susar&lt;br /&gt;   oyunlar susar &lt;br /&gt;      çocuklar susar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;çığlıklar geçer kalemimden&lt;br /&gt;                               &lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-8150130780141287207?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/8150130780141287207/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=8150130780141287207&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/8150130780141287207'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/8150130780141287207'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/07/cigliklar-gecer.html' title='&lt;strong&gt;ÇIĞLIKLAR GEÇER&lt;/strong&gt;'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-6051585897653963876</id><published>2009-07-06T07:39:00.000-07:00</published><updated>2009-07-06T12:08:45.173-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZLENİMLER'/><title type='text'>ZAMAN SİLGİSİ</title><content type='html'>&lt;strong&gt; ZAMAN SİLGİSİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmiş otuz iki yılı silip yeniden on yedi yaşına dönmeyi kim istemez!.. Bunu başarmanın mutluluk sarhoşluğunu yaşıyorum yine. On yedi yaşım, on yedi yıldız olup ışıldıyor bakışlarımda; umutlar, beklentiler, düşlerle yüklü on yedi yaş… Yalnız benim de değil üstelik; otuz yıldız öbeği var iki gün boyunca ışıldayan; hepsi de on yedili…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1977 Kütahya Öğretmen Lisesi mezunlarının buluşma yeri bu kez Eskişehir’di. Kentpark’ta başlayan buluşmamız, Eskişehir gezisiyle sürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kütahya’da öğrenciyken, okulda eski bir otobüsümüz vardı; Düldül derdik adına. Okul gezilerinde kullanılan bu otobüs, eskiliğiyle herkesin alay konusu olurdu. Bu alaylarda yine de bir sevgi gizli olmalıydı ki bunca yıl sonra bile onun yeşilini, nezle olmuş gibi duran uzun burnunu, iki göze benzettiğimiz küçük farlarını böylesine net anımsayabiliyorum. Bunu arkadaşlarıma da anımsatmak için tutmuştum midibüsü. Gerçi, bizim düldülümüze benzemiyordu, yeni bir arabaydı ama olsun…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Restore edilen tarihi Odunpazarı evlerini gezip Osmanlı Evi’nde kısa bir mola verdikten sonra, Haller Gençlik Merkezi’nde aldık soluğu. Çay, kahve, söyleşi, Espark’ta kısa bir gezinti derken, öğle yemeği zamanımız gelmişti. Otobüsteki Gülten’in bükmeleri, benim peynirli çörekler ve meyve sularıyla tadımlık bir kahvaltı sunsak da  Çamlaraltı Park’ta doyurduk konuklarımızı asıl. Bilim, Sanat ve Kültür Parkı’na düştü yolumuz sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuklarımız parkı gezerken benim gözüm bir masal gemisine kayıyordu, bir yelkenlilere… Geçmiş yılları teknelerin yelkenlerine bağlayıp kıyıdan epey uzağa gönderdikten sonra, maviyle yıkadım bakışlarımı. Masal kahramanlarının maketleriyle çocukluğuma döndüm. Dostlarım gölet çevresindeki gezintilerinden dönünce, Eskişehir’i maviyle yeşilin cennetine dönüştüren Yılmaz Büyükerşen’i de andık sevgiyle. Anfitiyatroda çektirdiğimiz fotoğraflarla ölümsüzleştirdik birlikteliğimizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskişehir’e gelip de Adalar’da gondol sefasını yapmadan olur muydu? Eh, onu da tamamladık gün kavuşurken. Sıra, müzikle coşmaya gelince de Bomanti’de aldık soluğu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bomanti’deki fasıl heyeti de sarmıştı zamanı geriye; önce, gençlik yıllarımıza götürdü bizi. Yahya Bey ve garsonlarının özenli servisi de sürerken, fasıl heyeti anılarda unuttuğumuz şarkıları çıkardı bir bir, birlikte söyledik.   Sonra oyun havalarıyla coştuk, yerimizde duramaz olduk. Günü bitirip ertesi günün ilk saatinin de sonuna gelince kalkabildik ancak; konuklarımızı düldülümüzle otellerine bıraktık yine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yıllarda bunları hayal etmiş de, “Yıllar sonra, hepimiz değişik mesleklerde kişiler olarak buluştuğumuzda…” diye konuşmuş muyduk, bilmiyorum; ama bildiğim, o iki gün boyunca hepimizin on yedi yaşında olduğuydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci gün de kent içindeki gezimiz sürdü; ama hepimiz, kenti görmekten çok birbirimizi görüyorduk. Bu yıl aramıza ilk kez katılan arkadaşlar da vardı, daha önce katılıp da bu yıl gelemeyenler de… Gelemeyenlerin kulaklarını çınlatmayı unutmadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki günün gençlik iksirini yıldız yıldız yüklenip eve döndüğümde yorgun ama mutluydum. Bakışlarımda Müjgan, Dürdane, Semra, Nazan, Ayşegül, Berna, Behice, Gülnur, Nazife, Emineler, Kutlu, Tülay, Apo, Lütfü, Yılmaz, Toscu, Fatma, Zeycan, Hacer, Ölmezhan, Nermin, Döne, Aynur, Necla, Gülten, Arife ışıldıyordu; yüreğimde gelemeyen dostlardan Nermin Çubuk, Raziye, İsmail, Şadan, Fatma Nur, Hatice ve diğerlerinin özlemi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İyi bir ev sahipliği yaptığımızı umuyor, gelen tüm dostlara gönül dolusu teşekkürlerimi sunuyorum. Bizimle birlikte olan bazı arkadaşların eşleri ve çocuklarına da ayrıca sevgi ve selamlarımı yolluyorum. Eksiğimiz, yanlışımız affola!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelecek yıl buluşmak dileğiyle.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;                                                                                                      06.07.09, Eskişehir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-6051585897653963876?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/6051585897653963876/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=6051585897653963876&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/6051585897653963876'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/6051585897653963876'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/07/zaman-silgisi.html' title='&lt;strong&gt;ZAMAN SİLGİSİ&lt;/strong&gt;'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-2870571652847580310</id><published>2009-07-02T00:03:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T04:15:38.718-07:00</updated><title type='text'>2 TEMMUZDA ÜŞÜMEK</title><content type='html'>&lt;strong&gt;YAZ YAĞMURU/ DÜŞLER VE GERÇEKLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giysim yağmur. Damlalar, yüzümü aşıp bedenime doğru yol alıyor. Dünde kalmış baharlara batıyorum, damla damla gülümseyerek. Damlalardan kanatlar yapıyorum sonra, düşlerime yol almak için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masmavi bir gökyüzündeyim şimdi. Ne hüzün bulutları var çevremde, ne de ateş yağdıran kanatlı makineler. Güneş yüklenmiş çocuk gülüşlerini, büyüyor alabildiğine. Rüzgar, kanatlandırıyor uçurtmalara yüklenen düşleri. Bahar iniyor yeryüzüne, açıyor tüm çiçekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denizlere iniyorum sonra; dalgalarıyla yelkenleri şişiren denizlere. Beyaz köpüklere masallar yüklüyorum, kumsallara sersin diye. Denizle kucaklaşan dolunayın ışığıyla yıkayıp büyütüyorum umutları; mutlu düşlere sarıp seriyorum çocukların yataklarına. Gecenin karnını okşuyorum, güzel günlere gebe. Şişelere sığmayan denizi seriyorum özlemlere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmur kesiliyor, kendime dönüyorum. İçimden geçen poyrazlarda üşüyor düşlerim. Gazeteler, çağın yaralarından sızan kanla yazılıyor. Ekranlar, mutlu düşler doğursun diye karnını okşadığım gecenin rengini koyulaştırıyor, aslını geçmiş gölgeleri daha da büyüterek. Gece, çok fazla sesi çıkanların çok haklı sayıldığı güne gebeymiş; anlıyorum. Kırdığı gönüllere bayrak dikenlere takılıyor bakışlarım; gözlerimden kaçıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşkı tanımlıyor bir adam, bıkmadan; bir başkası aldatmayı… Çağ, dışına sürüyor aşk masallarıyla yüklü dizeleri. Ben’li rüzgarlar, biz’leri yırtıp kendini yüceltiyor durmadan; gök gürültüsü, ben’li yıldırımlara gebe…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneşteki lekelere dalıyorum sonra; her biri yüreğimi kavuran otuz yedi ozanın korlaşmış bedenlerine…  Alevler arasından otuz yedi dize sızıyor, barışı ve sevgiyi anlatan;  insanlığımdan utanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanlı yangınlarda kaynıyor Uğur kaynar. &lt;em&gt;Uzandım usulca cigarama;/Yavan ömrüme katık./Ben o gün öldüm gülüm,/Bir daha ölmem artık... &lt;/em&gt;diyen  Metin Altıok’un dumanı savruluyor havaya. Yüreğinin onmaz acılarıyla Aziz Nesin’in çığlığı düşüyor dizelere. Umuda tutunan Asım Bezirci’nin sözleri aslılı kalıyor havada. Nesimi Çimen’in “kuşlar uçtukça…” sürecek umut türküleri alev alıyor sonra… Ve diğerleri… Ve sonra… Otuz yedi hançer saplanıyor özgürlüğümüzün tam ortasına. Gün ağarırken, Sivas’tan yükselen dumanlarla kararıyor ülkemin göğü.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün tutulup ay soluyor; masallarım utanıyor, düşlerim de… Ozanlarını yakanlarla aynı havayı soluyor olmanın hesabını, masallarımla büyüttüğüm çocuklara nasıl vereceğimi düşünüyorum şimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gökkuşağım renklerini yitirip kararıyor; denizlerim de… Yağmur, yeniden yağmaya başlıyor, kapkara damlalarla bu kez. Damlalar, indiği yerlere koyu lekeler bırakıyor, hiç silinmeyecek lekeler hem de… 2 Temmuz’da üşüyorum.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-2870571652847580310?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/2870571652847580310/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=2870571652847580310&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/2870571652847580310'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/2870571652847580310'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/07/2-temmuzda-usumek.html' title='2 TEMMUZDA ÜŞÜMEK'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-657760271649724605</id><published>2009-07-01T14:01:00.000-07:00</published><updated>2009-07-01T14:02:18.033-07:00</updated><title type='text'>2 TEMMUZU YAŞAMAK</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Yaşamak &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir karıncanın topraktaki izi olmak&lt;br /&gt;ya da bir dalı umudun&lt;br /&gt;mihricanın vurduğu&lt;br /&gt;bir türküde otuz yedi ses olmak ya da&lt;br /&gt;halay nefeslerinin unutulduğu&lt;br /&gt;güneşi büyütmek örneğin&lt;br /&gt;bile bile&lt;br /&gt;cılız bir mum alevi olduğunu&lt;br /&gt;bir gülün alında&lt;br /&gt;sevdaya durmak durup dururken&lt;br /&gt;kokusunu yitirse de&lt;br /&gt;inadına gülümsemek ya da&lt;br /&gt;unutmasan da&lt;br /&gt;tuzlu sellerde boğulduğunu&lt;br /&gt;anımsamak belki de&lt;br /&gt;yaşamanın&lt;br /&gt;karanlığı katıp önüne&lt;br /&gt;kovalamak olduğunu&lt;br /&gt;otuz yedi kez kavrulmak belki de&lt;br /&gt;her yıl 2 temmuzu düşünürken&lt;br /&gt;ozanlarını yakan bir ülkenin çocuğu olduğunu.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-657760271649724605?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/657760271649724605/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=657760271649724605&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/657760271649724605'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/657760271649724605'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/07/2-temmuzu-yasamak.html' title='2 TEMMUZU YAŞAMAK'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-5744681137940001727</id><published>2009-06-30T00:32:00.000-07:00</published><updated>2009-06-30T00:33:53.481-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>KARDELENLER ÜŞÜRKEN</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;kardelenler üşürken&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; kendini tüketir&lt;br /&gt;koşaradım zaman&lt;br /&gt;utanır ak’ın kirinden&lt;br /&gt;kanar güller&lt;br /&gt;sabırtaşinı umutla örerken&lt;br /&gt;çoğalır saman alevinde üşüyenler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c’an kavrulur can düşer&lt;br /&gt;d’alı solar umudun&lt;br /&gt;ç’alınmış yas’ak rengi&lt;br /&gt;kar utanır&lt;br /&gt;kardelenler üşürken&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;t’aş sert, t’aş ağır&lt;br /&gt;kararsız adımlarda karıncalar&lt;br /&gt;ışık rengini yitirir&lt;br /&gt;dinle’r g’örünürken&lt;br /&gt;s’ağır k’ulaklar&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;poyrazlar geçer kalemimden&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-5744681137940001727?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/5744681137940001727/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=5744681137940001727&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/5744681137940001727'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/5744681137940001727'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/06/kardelenler-usurken.html' title='KARDELENLER ÜŞÜRKEN'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-3193845802263870329</id><published>2009-06-27T03:29:00.000-07:00</published><updated>2009-06-27T04:12:34.381-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günce'/><title type='text'>YÜREĞİM ÇOCUK BUGÜN</title><content type='html'>&lt;strong&gt; YÜREĞİM ÇOCUK BUGÜN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün usulca yükseliyor ufuktan. Rüzgar nefesine yüklemiş umudu, savuruyor gönlünce. Çocuklar, ah sevgili çocuklar, güneşin saçlarına tutunup rüzgarın nefesiyle bütünleşiyorlar. Umut oluyor her biri, yaşam... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakkarili bir çocuğun deniz suyunu şişeye doldurduğu haberi düşüyor günüme sonra. Deniz deniz hüzne kesiyor gözlerim; İstanbul İstanbul çalkalanıyor; gün gün kızarıyor utancından. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denizler can çekişiyor oysa. Belleğimden Ali Yüce’nin dizeleri geçiyor:&lt;br /&gt;“…&lt;br /&gt;  Haydi bakalım çocuklar&lt;br /&gt;Binmeyin bu kör gemiye&lt;br /&gt;Bu can çekişen denizi&lt;br /&gt;Götürüp koyun yerine&lt;br /&gt;….”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can çekişen yılları birer birer geriye sarıyor belleğim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başörtüsü kaçırılan bir kız kendini yakıyor. Çocuk-kadın olmak istemeyişi, yalım yalım savruluyor havaya. Havada yanık kokusu, kül kokusu, gazyağı kokusuna sarılmış soru işaretlerinin çengelleri; deniz, İstanbul özlemleri asılı duruyor. Kalak yapan bir kadının sırtındaki çocuğun çığlığı harç oluyor tezek duvarlarına; kadın mı daha çocuk, umarsızlığının acısıyla. Kışın tezekle birlikte yanıyor çığlıklar, umutlar, düşler; yarınsız yarınlar… Günler uzarken kısalıyor okul düşleri;  tarlalar işe uyanırken, ıssız okul bahçelerinde unutuluyor oyunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belleğimdekileri YAZGÜLÜ’ye sarıyor  gülüş yoksunu gözlerim; savurup hüznünü çocuk bakışlarını yükleniyor yeniden. Gökyüzü, kuşanıp denizin rengini, özlemleri bilediğinin ayrımında olmaksızın, salınıyor. Utancını gizleye gün gülümsüyor alabildiğine, rüzgar neşeli...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masallar doğuruyorum avuçlarıma sonra, çocuk gülüşlerinin yitmediği; gemilere göz, denizlere can suyu verdiğim masallar… Çıktıkça yükselmeyen dağlar çiziyorum gökkuşağının renkleriyle; umut, sevgi kanatlı kuşlar ekliyorum resimlerime…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukların gülüşüne karışıyor içimdeki çocuk. Kanatlarımı onarıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                                  26.06.2009, Eskişehir&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-3193845802263870329?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/3193845802263870329/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=3193845802263870329&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3193845802263870329'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3193845802263870329'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/06/yuregim-cocuk-bugun.html' title='&lt;strong&gt;YÜREĞİM ÇOCUK BUGÜN&lt;/strong&gt;'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-7765409041547887676</id><published>2009-06-09T15:40:00.000-07:00</published><updated>2009-06-09T15:41:20.474-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>TUZ DA KOKTU</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;TUZ DA KOKTU TUZLA/DA&lt;br /&gt;hava sıcak&lt;br /&gt;alev sıcak&lt;br /&gt;çekilin&lt;br /&gt;yanık bedenler tuzlanacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;umut uzak&lt;br /&gt;deniz tuzak&lt;br /&gt;yüzden sonrası&lt;br /&gt;yirmi iki basamak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;canlar duman&lt;br /&gt;durdu zaman&lt;br /&gt;sustukça&lt;br /&gt;diller kan kokacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;açılın&lt;br /&gt;ölü canlar&lt;br /&gt;kokan tuz&lt;br /&gt;tuzla’da tuzlanacak.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-7765409041547887676?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/7765409041547887676/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=7765409041547887676&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/7765409041547887676'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/7765409041547887676'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/06/tuz-da-koktu.html' title='TUZ DA KOKTU'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-4021018237413677714</id><published>2009-06-05T22:33:00.000-07:00</published><updated>2009-06-05T22:34:15.586-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><title type='text'>HOŞÇA KAL İSTANBUL</title><content type='html'>&lt;strong&gt;HOŞÇA KAL İSTANBUL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir akşam üstü gelmiştim sana; yüzümde gülücükler, yüreğimde özleminle. Oğul oğul kokuyordun ilk kucaklaşmamda, hanımeli, yasemin ve menekşe, bir de deniz deniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vapurlar, telaşından ayakları birbirine dolaşanları taşıyordu; gülümsemeyi unutmuş, her an parlamaya hazır trafik yorgunu insanları… Sergilediğin güzelliklere bile dönüp bakmayan; Boğaz’a bakan bir tepede bahar rüzgarları saçlarını okşarken çay yudumlamanın keyfini unutmuş iş, aş peşindeki yığınları… Sen, mavi mavi gülümsüyordun yine, yeşil yeşil, umut umut…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boğazda yatlar süzülüyordu nazlı nazlı… Seni tepe tepe kullananları taşıyan yatlar… Milyonların yalnızca uzaktan gözlerine değen…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otağtepe’nde, yeşil mavi sarıyordun beni. Tam karşımdaki Rumeli Hisarı’ndan Orhan Veli’nin dizelerini savuruyordun gönlüme doğru, yeşille mavin oynaşırken gözlerimde:&lt;br /&gt;“…&lt;br /&gt;Urumeli Hisarı’na oturmuşum&lt;br /&gt;Oturmuş da bir türkü tutturmuşum.&lt;br /&gt;…”&lt;br /&gt;Emirgan’da gülüşün deniz kokuyordu; maviliğinde serinlemeye çalışan çocukların neşeli çığlıkları okşuyordu yüreğimi. Çamlıca’da bir kez daha sarıyordun gönlümü. Ada’da faytonlarınla dolaştırıyordun içimdeki çocuğu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Turgut Uyarca sesleniyordun sonra: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam, &lt;br /&gt;Uykudan uyandırsam seni: &lt;br /&gt;Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliç`ten. &lt;br /&gt;Vapur düdükleri ötmededir. &lt;br /&gt;Etraf alacakaranlık, &lt;br /&gt;Köprü açıktır henüz. &lt;br /&gt;Bir gün sabah sabah kapıyı çalsam...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, gelişim değil gidişim sabah vakti. Sen uyanmamışsın daha İstanbul. Sis kaplamış yürekleri, henüz uyanmayan Haliç’in üstü gibi. Vapur düdükleri çığlık çığlığa ama… Sen, gecenin, karanlıkta dönen dalaverelerin, üçkağıtların; üç kuruşluk aşkların, beş kuruşluk hesapların, en ucuza insan pazarlamanın; dedikoduların, kırgınlıkların, kavgaların, cinnetlerin, cinayetlerin; tinerlerin, balilerin, geleceği ellerinden alınan sokak çocuklarının yorgunusun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu sabah kapını çalmayacağım İstanbul; akmış makyajınla yüreğimi sızlatıyorsun; kapatıyorum gözlerimi. Köprün henüz açıkken ve Anadolu’m boyasız yüzü ve açık yüreğiyle kollarını açmışken, gitmeliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoşça kal İstanbul. Yüreğinde çocuk saflığını, umudunu, düşlerini koruyabilen dostlara selam söyle.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                                          06.06.2009, İstanbul&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-4021018237413677714?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/4021018237413677714/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=4021018237413677714&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/4021018237413677714'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/4021018237413677714'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/06/hosca-kal-istanbul_05.html' title='HOŞÇA KAL İSTANBUL'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-1878173028903793082</id><published>2009-05-19T08:14:00.000-07:00</published><updated>2009-05-19T08:16:57.956-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZLENİMLER'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;VİYANA İZLENİMLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                           ….&lt;br /&gt;                                                                           yüreğimi bağladım&lt;br /&gt;                                                                           bir uçurtmanın kuyruğuna&lt;br /&gt;                                                                           bırakıverdim&lt;br /&gt;                                                                           uzak dostluklara&lt;br /&gt;                                                                           ….&lt;br /&gt;VİYANA’DA ŞENLİK VAR&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Uçak, Viyana üzerinde yavaş yavaş alçalırken önce yeşillikler çarptı gözüme, sonra Tuna’nın mavisi. Çocuk yüreğim coştu; yeşil yeşil salınıp mavi mavi dalgalandı. Yurtlarından kopan, koparılan insanlarımıza götürmek üzere yüklendiği selamı bağlayıverdi yağmursuz çıkan gökkuşağının renklerine, salıverdi yüreği çocuk sevinciyle coşan tüm dostlara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havaalanının çıkışında ilk kez gelmenin ürkekliğiyle bakınırken çevreme; gülümseyen bir çift göz buldu beni önce, sonra sıcacık bir dost eli uzandı, “Hoş geldin Ayşe” diyerek. Bir ikinci dost sımsıkı kucakladı. “Yolculuğunuz iyi geçti mi?” diyen Asmin’di bu. Ürkekliğim de tedirginliğim de eriyiverdi ilk kez karşılaştığım Güngör Şenkal ve Asmin’in sıcaklıklarında. Şehir merkezine dek olan yirmi kilometre yolu nasıl geçtiğimizi bile anlamadan, kendimi Viyana’ya yukardan bakan tepelerin üzerinde buldum. Kahlenberg tepesindeki görüntü insan eliyle yaratılan güzellikleri gösterse ve biraz yapaylık koksa da Leopoldsberg’deki doğal görüntü nefes kesiciydi.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehir, tüm güzelliğiyle bakışlarımın altındaydı artık. İçinden nehir geçen şehirlere hep hayran olmuşumdur. (Bu yüzden de Eskişehir’i çok severim ya…) Tuna’nın iki koldan nazlı nazlı salınışını gördükten sonra, Viyana’ya da hayran olmamak elde değildi. Şehrin içine yayılan yeşilliğim yanı sıra, bulunduğumuz tepeden başlayan ormanın güzelliği de Doğu Karadeniz’deymişim izlenimi uyandırınca, daha bir büyülendim. O sırada gökyüzünde beliriveren gökkuşağı, içimdeki coşkunun yansımaydı sanki. Hava kararıp da görüntü ışıklarla renklenince, bir masalın içindeydim artık. Kafamda, sayısız masal kurgusu da sırasını beklemeye başlamıştı. Viyana kuşatmalarının izlerini de gördüm bu tepelerdeki surlarda ve kurtuluş anısına Polonya Kralı’na ithaf edilen kilisede.  Ünlü Viyana kahvelerimizi içip dinlenmek üzere otele döndüğümde, yorgunluğumdan eser kalmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün, Güngör Bey tarafından otelden alınıp şenlik için Viyana Türkiyeli Öğrenci Derneği’ne götürüldüğümde, onlarca çift gülümseyen gözle karşılaştım.  Çocuklar, aileleriyle birlikte gelmiş; evlerde hazırlanan yiyeceklerle uzunca bir masa hazırlanmış; çocukların yüzleri çizgi roman ve masal kahramanlarının görünüşlerine boyanmış-boyanıyordu. Sıraya girip biz masal kahramanına benzetilmek istediysem de sanırım içimdeki çocuğun utangaçlığı tuttu; ama ritim atölyesinde gönlünce salıverdim o çocuğu, doyasıya ritim tutsun diye. Tuttu da. Bazen zil çaldı, bazen darbuka, bazen tamtam… Halk oyunları ekibiyle horon tepti, halk müziğiyle oynadı; müzik grubuyla türkülere eşlik etti. Çocukların çektikleri fotoğrafları da alkışladı, kendi çekmişçesine mutlanarak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşmak için karşılarına geçtiğimde, kendimi hiç de konuk gibi duyumsamıyordum. Kırk yıldır onlarlaydım, aralarındaydım sanki; çocuklara öykü okurken de, kitap imzalarken de… Götürdüğüm yetmiş kadar kitabın kısa sürede tükenmesi sonucu, eğlenceye geri döndük. Evine davet eden Cafer Bey’in arabasına bindiğimde, dernekteki arkadaşların tamamı, dağıtıp kirlettiğimiz salonları eski durumuna getirmek için çalışmaya başlamışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cafer Bey ve eşi Serap Hanım’ın inanılmaz konukseverliği, evdeki diğer konuklar; İlksen, Helena, Gülten hanımlar; Talip ve Selman beylerin çağdaş düşünceleri ve sıcaklıkları karşısında zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım. Perinaz’la genç olurken; Deniz, Berfin ve Arda’yla çocuk olup uzun süre oyuncaklarla oynamıştım. Gün boyu tanıştığım Ayça, Candaş, Tuana, Cansu, Ali, Tiyera, Onatkut, Melisa, Esra Evgilan… ve isimlerini saymakla bitiremeyeceğim güzel çocuklarla çocuk olmanın güzelliğini ve tadını yaşamıştım zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçünü günün sabahı Adolf Loos Volkschule adında bir okuldaydık. Okul müdiresinin sıcak karşılamasının ardından girdiğimiz Türk sınıfında da doyurucu bir söyleşi yaptım. Çocuklara kitaplarımdan bölümler okuyup sorularını yanıtladım. Benim ilk kitaplarımdan okuyan okuyucularla karşılaşmak beni şaşırttığı kadar sevindirdi de; ayrıca, derneğin ve sınıf öğretmeninin benimle ilgili internetten edindikleri bilgileri ve fotoğrafımı basıp çocuklara önceden dağıtmış olması da…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Niye yazıyorsunuz? Nasıl yazıyorsunuz? Çok mu para kazanıyorsunuz? Yazmak zor değil mi? Kitaplardaki resimleri de mi siz yazıyorsunuz?” sorularını, kitabımdan bir bölüm okuduktan sonra; “Yine gelecek misiniz? Öykünün devamında ne oluyor? Bunları nasıl düşünebiliyorsunuz?”  soruları ve “Ne olur yine gelin!” sözleri aldı. Önce çekingenlikle yaklaşan çocuklar, ayrılırken müdür odasının kapısına dek gelip bana el salladılar. Benim için önceden hazırladıkları çiçeği sunarken bile kokmadığı için özür dilediler. Okul müdiresinin çikolata armağanı da iyi bir jestti doğrusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müdire hanımla yaptığım söyleşide, özellikle Türk çocuklar için, anadile önem verilmeye başlanmasından son derece hoşnut kaldım. “ Anadilini iyi bilmeyen çocuklar, yabancı dili de iyi öğrenemezler. Bu yüzden, anadillerinde bol bol kitap okumalılar.” Sözleri, onlardaki anlayış değişikliğinin en belirgin yansımasıydı bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orada ulaşabildiğim, söyleştiğim, sorularını yanıtlamaya çalıştığım çocukların sayısı yüze ulaşmadı belki; ama, sayıları az da olsa, ne kadar çocuğa ulaşıp onları okur olarak kazanabilirsek, bunu azımsamamak gerektiğine inandım hep; özellikle de yabancı ülkelerdeki kayıp kuşakları düşünürsek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalan kısıtlı zamanı en iyi şekilde değerlendirmek için insanüstü bir çaba harcayan Cafer Bey, kenti arabayla gezdirdi. Özellikle Birinci Viyana’daki tarihi yapıların mimarisine hayran kaldım. Bunların başında parlamento ve belediye binaları ile Stephansdom kilise ve müzesi çok ilgimi çekti. Özellikle de veba salgını döneminde oluşturulan toplu mezarlardaki kemiklerin sergilendiği alt bölüm; bir de kilise ile aynı adı taşıyan meydandaki, ünlü kral, komutan ve müzisyenlerin maketlerinin saat başı geçit yaptığı hareketli saat… İşkence müzesi, botanik ve hayvanat bahçesiyse yorgunluğum nedeniyle uzaktan bakmakla yetinebildiğim yerler oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatice Hanım’ın orkide saksısı ve Asmin’in armağanlarıyla beni havaalanına götüren Güngör Bey’den ayrılıp uçağa yürüdüğümde, kırk yıllık dostlarımdan ayrılmışçasına üzgün; güzel insanları tanımaktan da son derece mutlu ve kazanımlıydım. O sırada öğrendim Türkan Saylan’ı yitirdiğimizi… Yüreğimden kocaman bir parça kopup gözlerimde sele durdu; ama hemen kendimi toparladım. Onun bıraktığı ışık yolumuzu aydınlatmaya yetecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benden önce Viyana Türkiyeli Öğrenci Dernekleri ile bu etkinliği gerçekleştiren yazarlara (Tacim Çiçek, Fatih Erdoğan, Gülten Dayıoğlu, Muzaffer İzgü ve Mavisel Yener), kucak dolusu sevgi ve selam getirdim; her günümüz insan sıcaklığı ve dostluk sevgisiyle ışısın diye…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                                                           19.05.2009, İstanbul&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-1878173028903793082?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/1878173028903793082/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=1878173028903793082&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/1878173028903793082'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/1878173028903793082'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/05/viyana-izlenimleri.html' title=''/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-1799013654436372836</id><published>2009-05-09T12:48:00.000-07:00</published><updated>2009-05-09T12:49:56.840-07:00</updated><title type='text'>ANNELER GÜNÜNE DOĞRU- BİR ANNENİN MEKTUBU</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Canım yavrularım,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç gün sonra anneler günü. Bu günü hep anlamsız bulurdum; çünkü yanımdaydınız, benimleydiniz. Sevmek istediğim zaman size sarılabiliyordum, kızdığım zaman bağırabiliyordum; ekmeğinizi paylaşıp yemek yemenizi; kısaca büyümenizi izliyordum gururla. Bana gereksiniminiz vardı kısaca ve bu beni mutlu ediyor belki de…  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dar zamanları yaşıyordum oysa.  Ekmek yapılmalı, yemek pişirilmeli, su taşınmalı, ev temizlenmeli, çamaşır-bulaşık- bez yıkanmalı ve derse yetişilmeliydi. Sizinle yeterince oynayamadım bile.  Bedenim, bunca yükü kaldırmaktan hep yorgun oluyordu; ama sizi emzirirken ya da mutlu uykunuzda izlerken tüm yorgunluğumu unutuyordum.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu günlerde, anneliğin ne olduğunu sıkça düşünür oldum. Doğanın kadına verdiği sonsuz bir sevgi ve koruma içgüdüsüydü belki de…   Kendi canından, kanından bir insanın adım adım büyümesini izlemenin gururu… Bir yenilenme ya da yarattığı bu canlıyla ölümsüzleştiğini düşünme de olabilir. Belki de hepsi birden… Bunların hepsini sizlerle yaşadım çünkü. Başardıklarınız, sizlerden çok beni sevindirdi. Mutluluğunuz mutluluğum, hüznünüz yaram oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman zaman bana sorarlar: “ En büyük eseriniz hangisi?” diye. Okuyucuların sormak istediği, en güzel kitabımın hangisi olduğudur aslında. Yanıtımsa; “ Benim en büyük eserim, çocuklarımdır,” olur; onları şaşırtmak için değil, gerçekten öyle düşündüğüm içindir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;Şimdi büyüdünüz; kendi kanatlarınızla uçmayı öğrendiniz. Kendi işiniz, arkadaşlarınız, planlarınız var. Zaman size bir türlü yetmiyor. Koşturarak yaşadığınız bu dönemde, bir anneye ayıracak zamanınız yok. Yooo; hemen karşı çıkmayın! Yakınmak için söylemiyorum. Yaşamın gerçeği böyle. Ben de sizin yaşlarınızda böyle düşünüyordum, unutmadım. Beni kırmamak için kendi yaşamınızdaki kısıtlı zamanlardan çalmanızı istemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizlere uçmayı öğretmeye çalışırken, kendi kanatlarımı budadığımı yeni ayrımsadım; biraz çocuk kaldığımı da… Sizlerden ayrı bir yaşam düşünmediğim için istediğim zaman yanımda olacağınızı sandığımı, benim gözümde hep çocuk kaldığınızı da… Bu yüzdendi belki de hırçınlığım, yakınmalarım, hayal kırıklıklarım; kısacık birlikteliklere isyanım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün 6 Mayıs. Bir yandan darağacında sallanan fidanlar geldi aklıma ve onların anaları… Utandım, içim yandı. Diğer yandan gül ağacının dibine dileklerini gömen insanların umutları yeşerdi göz pınarlarımda… Oğul oğul, ana ana çağladım bir an. Sonra, ben de dileklerimi astım sizler için… Dilek ağacıma kendimi gömdüm bir de; bir an önce büyüyeyim diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, anneler gününün ne demek olduğunu daha iyi anlıyorum sanırım; yılda bir gün olsun annelere ayrılacak zamanın değerini de, uçmak için kanatlarımı yeniden canlandırmam gereğini de… &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sizden armağan istemiyorum. Bana vereceğiniz en güzel armağan,  bugünden ayırabildiğiniz kadar zamanı benimle paylaşmanız. Bunun değeri ne altınla, ne pırlantayla ne de dünyanın en pahalı armağanıyla ölçülür çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizler için canımı düşünmeden veririm. Bana gerek duyduğunuz her zaman da yanınızda olmaya çalışacağım; yeter ki her şey gönlünüzce olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizi sevgiyle kucaklıyor, bebekliğinizdeki gibi, doyasıya öpüyorum yavrularım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                                                                 Anneniz.&lt;br /&gt;                                                                                               06.05.2009, İstanbul&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-1799013654436372836?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/1799013654436372836/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=1799013654436372836&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/1799013654436372836'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/1799013654436372836'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/05/anneler-gunune-dogru-bir-annenin.html' title='ANNELER GÜNÜNE DOĞRU- BİR ANNENİN MEKTUBU'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-475234228775299501</id><published>2009-04-30T08:06:00.000-07:00</published><updated>2009-04-30T08:07:21.179-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>SUSMA</title><content type='html'>SUSMA&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;içimdeki en uzun yolu&lt;br /&gt;çoktan tükettim&lt;br /&gt;öteki ben, ben oldukça&lt;br /&gt;sustum&lt;br /&gt;en büyük ceza değil&lt;br /&gt;insan insana&lt;br /&gt;dost&lt;br /&gt;susma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir erdem midir susma&lt;br /&gt;yoksa&lt;br /&gt;boyun eğiş mi sayrılı saldırılara&lt;br /&gt;hep suskunluğum boyamadı mı&lt;br /&gt;her rengi siyaha&lt;br /&gt;yüreğim susma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;siyahlar çarpışır içimde&lt;br /&gt;asırlık suskunluğum&lt;br /&gt;boyun eğişlerim sessizce&lt;br /&gt;kılıçtan keskin&lt;br /&gt;kıldan ince sabrım&lt;br /&gt;susma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;alıcısı yok&lt;br /&gt;ayarını yitirmiş gümüşlerim&lt;br /&gt;“söz gümüşse”&lt;br /&gt;aldatılmış suskunluğum&lt;br /&gt;altın halkalar dilimde&lt;br /&gt;“Sükut altındır” mı&lt;br /&gt;sözü unutmuş dilim&lt;br /&gt;susma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yalnızlığımı öper yüreğim,&lt;br /&gt;sustukça&lt;br /&gt;çözülür halkalarım&lt;br /&gt;inadına söyle dilim&lt;br /&gt;susma&lt;br /&gt;ben’den biz’e yol ola&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AYŞE  YAMAÇ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-475234228775299501?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/475234228775299501/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=475234228775299501&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/475234228775299501'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/475234228775299501'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/04/susma.html' title='SUSMA'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-6668753466108386448</id><published>2009-04-28T04:31:00.001-07:00</published><updated>2009-04-28T04:31:32.420-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><title type='text'></title><content type='html'>AYŞE YAMAÇ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HOŞGELDİN ERGUVAN MEVSİMİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmur bulutları çekilmiş gökyüzümün en uzak köşesine; gecenin karasına bulaşmış düşlerim de… Karşımda güneş ışıklarıyla oynaşan erguvan çiçekleri; yüzümde çoktandır unuttuğum mor bir gülümseme… Erguvanlar umut aşılıyor yüreğime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kara gecelere alışmıştım oysa; gazetelerden günüme düşen kara haberlere de. Yaşadığım kent küsmüştü bana; üşütüyordu yüreğimdeki o yalnız kuşu. Haritada kızaran rengi bile yetmemişti ısınmama; Anadolu’nun pek çok yöresindeki karanlığa takılı kalmıştı bakışlarım. 23 Nisanları kutlu doğumlara odaklayan kafaların çocuk sevinçlerini tırpanlamasındaydı aklım; mevsimler boyu peşinden koştum aydınlığın gittikçe ıramasında…  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir mum ışığı olabilmekti amacım oysa; cümle karanlık rüzgarlarıyla söndürüp dursalar da kendi kendini yeniden yakmaktan usanmayan bir mum alevi… Kırılan kanatlarıyla bıkmadan uçmayı deneyen yaralı bir kuş belki… Düşmekten yorulmayan… Vurulup durmaktan… Ya da yorulmadığını sanan… Belki de dolunayken yarımaya, sonra da hilale dönüşen ama karanlığa bütünüyle teslim olmaktan korkan, güneşe vurgun bir gezegen… Sürekli açık bir yaraydım anlayacağınız, durmadan kanayan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, yeniden, yeniden deniyorum uçmayı. Umut devşiriyorum erguvanlardan, morötesi gözlerimi geleceğe odaklayarak. Yıldızlardan ışık topluyorum, kararan umutlarımı bilemek için. Sessizliğimde boğduğum çığlıklarımı salıveriyorum gönlümce. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir erguvan ağacı oluyorum anlayacağınız, dallarında çocukların oynaştığı. Hoş geldin benim mevsimim; hoş geldin erguvan mevsimi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                               28.04.2009, Eskişehir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-6668753466108386448?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/6668753466108386448/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=6668753466108386448&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/6668753466108386448'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/6668753466108386448'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/04/ayse-yamac-hosgeldin-erguvan-mevsimi.html' title=''/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-8980965557273242582</id><published>2009-04-26T04:02:00.000-07:00</published><updated>2009-04-26T04:04:34.681-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZLENİMLER'/><title type='text'>İZMİR KİTAP FUARI 2009'DAN İZLENİMLER</title><content type='html'>GÜN AKŞAMA DÖNÜYOR &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  İzmir’e indiğimde, Eskişehir yedi saatlik bir yolculuğun gerisinde kalıyor. Kordon’da, deniz kokusu eşlik ediyor kahvaltıma. Yorgunluğum, denizden esen imbatın serin okşayışlarında eriyor. Gözlerim maviye dalıp gidiyor, bir de çığlık çığlığa vapurları kovalayan martılara. Kanatlanıyor yüreğim. Zamanı durdurmak geçiyor içimden gülümsüyorum; okuyucularımı ve dostlarımı da deniz kadar, belki daha da fazla özlediğimi ayrımsıyorum; ama şu an maviye olan özlemimi dindirmeliyim; zaman, acımasızca koşuyor çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fuarda bu yıl imzam yok aslında; yayınevim katılmıyor. Birkaç yayınevinin temsilciliğini yapan Aydın İleri’nin Anfora standına konuk oluyor, orada okuyucularımla buluşuyorum. Bilgin Adalı’yla tatlı itiş-kakışımız, bir hafta boyunca sürüyor. Aydın’ın sıcacık çay ve kahveleriyle yoğunlaştırıyoruz söyleşilerimizi. &lt;br /&gt;İlk iki gün utandırmıyor bizi okuyucular. Fuar kalabalık. Üçüncü günkü panelimiz de – yirmi beş-otuz kişilik bir öbeğe seslensek de-çok verimli geçiyor. Nur İçözü yönetiyor paneli; Sevgi Koşaner’le ikimiz konuşmacıyız. Kendi kitaplarımı engelliler açısından kıyasıya eleştirsem de dinleyicilerin birkaçının kitaplarımı imzalatmak için çok hevesli oluşlarına şaşmadan edemiyorum. Sonraki iki gün fuar çok sakin. Bol bol kitap okuyorum. Perşembe ve Cuma günleriyse, yüzümüz gülüyor; imzadan başımızı kaldıramıyoruz; hayranlarımızla resim çektirmekten de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşamları da benim için çok renkli… Öğretmen lisesinden, hatta ortaokuldan arkadaşlarım buluyorlar beni. Her akşam birkaçıyla yemeğe çıkıyor, eski günleri anıyoruz. Eee, dile kolay; otuz yıldan fazla zaman geçmiş o yılların üstünden…&lt;br /&gt;Geleneksel günbatımlarımız ve enginar akşamlarımızın tadına da doyum olmuyor. Güler Özger’in( Bu Yayınevi’nin eski temsilcisi; şimdiki Arma Kültür Sanat’ın sahibi) kurabiyeleriyle günün denizle vedalaşmasını izliyoruz önce:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşıyaka vapurları toplamış güneşi, götürüyor Kordon’dan. Yolcular, güneşin son saçlarına tutunmuş bakışlarıyla, maviyle yıkanıp kızılla soluyorlar havayı; ılık imbat esintisiyle oynaşıyor solukları. Bu, vapur değil düşler teknesi sanki. Çağlar ötesinde unutulmuş uygarlıklardan izlerle çalkalanıyor Ege. Dalgalar, kıyıdaki kumları okşuyor büyük bir aşkla. Gün utanıyor, koyulaşıyor kızıllığı. Kara bir bulut, usulca perde oluyor güneşin son demlerine. Gün, akşama dönüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enginar akşamları, yine Güler Hanım’ın hüneri. Fransız Kültür Merkezi’nin yakınındaki bir lokantada başlıyor akşamımız. Güler Hanım, enginar dolmasını kendi elleriyle yapıp getiriyor her yıl. Nur İçözü, Sevgi Koşaner, ben ve Güler Hanım dörtlüsüne bir bey eşlik ediyor. Geçen yılın konuğu Savaş Ünlü’yken, bu yıl Süleyman Bulut katılıyor aramıza. Beyaz şarabın eşlik ettiği kahkahalarımız çınlıyor nezih ortamda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gündüzleri okuyucularla ve dostlarla kucaklaşmamız- birkaçını unuturum belki diye isim yazmıyorum-, geceleri eski dostlarla söyleşiler derken, benim zamanım doluyor. Cumartesi sabahı güneşin ilk ışınlarına tutunup beni eve getirecek otobüse biniyorum; yüreğimde yaşanmışlıkların sıcaklığı, dudaklarımda gülümsemeyle.&lt;br /&gt;                                                                                        26.04.2009, Eskişehir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-8980965557273242582?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/8980965557273242582/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=8980965557273242582&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/8980965557273242582'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/8980965557273242582'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/04/izmir-kitap-fuari-2009dan-izlenimler.html' title='&lt;strong&gt;İZMİR KİTAP FUARI 2009&apos;DAN İZLENİMLER&lt;/strong&gt;'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-5369799102823736525</id><published>2009-04-15T05:39:00.000-07:00</published><updated>2009-04-15T05:41:39.941-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><title type='text'>KARARAN GÜNLERE İNAT</title><content type='html'>KARARAN GÜNLERE İNAT &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Batırırlar&lt;br /&gt;ve yıkarlar bizi Tufan’ın suyuyla&lt;br /&gt;ıslatılırız&lt;br /&gt;zarına kadar yüreğimizin” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kara bir tufanı yaşıyoruz sanki; aydınlıktan korkan yarasaların tufanını. Düşünen, soran, sorgulayan; ülkemin kararan göğünü aydınlatmaya çalışan kim varsa, prangalanıyor şimdi. Öfkemiz bilenirken, ıslanıyoruz yüreğimizin zarına kadar. Duyguluyuz, duyarlıyız alabildiğine.&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;“Işe yaramaz &lt;br /&gt;bir yer dilemek&lt;br /&gt;bu tarafında gözyaşı sınırının&lt;br /&gt;işe yaramaz&lt;br /&gt;dilemek hep çiçek baharı olsun&lt;br /&gt;dilemek bana bir şey olmasın”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aydınlık bir ülke düşlemiştik oysa; çocukların mutlu gülücükleriyle yıldızlanmış barış şarkılarının bulutlara ulaştığı, kitaplarda çiçekli baharların açtığı, acının ve yoksulluğun olmadığı, prangaların ve zincirlerin unutulduğu bir ülke…  . İnsanlığımızı, “Bana bir şey olmasın”ı değil, “bize bir şey olmasın”ı  onurumuzla, sevgimizle yaşayabilmekti dileğimiz. Yalnızca düşlemekle ya da dilemekle de yetinmemiş; dileklerimizin gerçekleşmesine harcamıştık ömrümüzü. “İşe yarar istemek” diye düşünmüştük;&lt;br /&gt;“gün doğarken güvercinin&lt;br /&gt;getirmesini dalı zeytin ağacından&lt;br /&gt;olmasını çiçeği kadar rengarenk meyvesinin&lt;br /&gt;ve gülün yerdeki yapraklarının bile &lt;br /&gt;oluşturmasını bir taç ışıldayan”&lt;br /&gt; Olmadı. Oldurmadılar inatla. Biz sisi dağıtmaya uğraştıkça, küçücük bir mum alevi kadar bile olsa, ışımaya çalıştıkça; cümle karanlıklarıyla geldiler üstümüze. Sayılmazdık parmak ile, sayılır olduk; tükenmezdik kırmak ile, kırılır olduk. Ekildik, ekin gelmedik; tuzlu sellerde yittik. Ezildik, un gelmedik; kendi yalnızlığımızda yittik.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Ve şimdi, tüm tufanların yorgunuyuz, dalgaların vurduğu; ama zaman yeniden ayağa kalkmanın ve istemenin zamanıdır:&lt;br /&gt;“Ve istemek, bizlerin Tufan’dan&lt;br /&gt;aslanlar kuyusundan ve alevli fırınlardan&lt;br /&gt;giderek daha yaralı ve daha sağlam&lt;br /&gt;hergün yeniden&lt;br /&gt;kendimize&lt;br /&gt;teslim edilmemizi”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemin kararan göğünü yeniden ağartmak, zincirleri ve prangaları yeniden kırabilmek için, benleri biz yapmanın zamanıdır; unuttuğumuz kendimiz olabilmek için…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                        *tırnak içindeki dizeler: (İstek) Hilde Domin, çev. Dalyan Nacarlı&lt;br /&gt;                                                                                 15.04.2009, Eskişehir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-5369799102823736525?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/5369799102823736525/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=5369799102823736525&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/5369799102823736525'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/5369799102823736525'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/04/kararan-gunlere-inat.html' title='&lt;strong&gt;KARARAN GÜNLERE İNAT&lt;/strong&gt;'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-1343179527505480029</id><published>2009-03-21T06:34:00.000-07:00</published><updated>2009-03-21T06:36:29.488-07:00</updated><title type='text'>BİR EDEBİYAT KONGRESİNDEN NOTLAR</title><content type='html'>&lt;strong&gt;  AYŞE YAMAÇ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİR KONGREDEN NOTLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18-20 Mart 2009 tarihlerinde, üç gün boyunca yazınsallığı dolu dolu yaşadık. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi fen Edebiyat Fakültesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümünün düzenlediği 3. Uluslar arası karşılaştırmalı Edebiyatbilimi Kongresinden söz ediyorum; 21. Yüzyıl Başında Edebiyatta Biz ve Öteki Sorunu konusunda onlarca bildirinin sunulduğu, tartışmaların yapıldığı; yurt içinden ve yurt dışından pek çok konuğun katıldığı kongreden…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açılış konuşmalarını, kongrenin mimarı Prof. Dr. Ali Gültekin, Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Halil Buttanrı, Osmangazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fazıl Tekin yaptılar. İlk oturuma hemen geçildi. Felsefe ve Edebiyatta Öteki Sorununun masaya yatırıldığı oturumun başkanı Prof Dr. Gürsel Aytaç, konuşmacı da onur konuğu Prof. Dr. Onur Bilge Kula’ydı. Bu oturumu izlemeye doyamadığımı ve çok yararlandığımı belirtmeden geçemeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oturumlar, üç ayrı salonda eş zamanlı olarak yapıldı. Bu yüzden de ancak üçte birini izleyebildim sunumların. Bazı salonlarda oturacak yer bile bulamazken, bazı salonların dinleyici sıkıntısı çektiği gözümden kaçmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk yazınından tanıdığımız Yard. Dç. Dr. Necdet Neydim, Arş.Gör. Arzu Yetim, Gülsüm Cengiz ve benim konuşmacı olduğum oturum da özellikle öğrenciler tarafından ilgiyle izlenen oturumlar arasındaydı; Necdet Neydim’in “Çocuk Edebiyatı Metinlerinde Suçluluk ve Arınma Temalarının Kültürel Art Alan Alımlamasının Karşılaştırmalı İncelemesi”, Gülsüm Cengiz’in Dünya Halk Masallarındaki Benzerlikler ve Bu Benzerliklere Örnek Olarak Ötekileştirme Konusu”, benim “Sokaklar Düş Yangını Romanına Yansıyan Toplumun Öteki Yüzü: Sokak Çocukları” sunumlarımız…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çeviribilimden göstergebilime, kadınlar hakkında (aldatma) yazılan eserlerden( Madam Bovari, Aşk-ı Memnu, Anna Karenina, Uyanış) Kadın haklarına (Nedime Köşgeroğlu); Aytül Akal, Mavisel Yener, Gülsüm Cengiz ve İncila Çalışkan’ın kitaplarına kadar pek çok konuda sunumların ve tartışmaların yapıldığı çok verimli bir kongre oldu. Profesörlerden öğrencilere ve yazarlara dek çok geniş bir katılım yelpazesi vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskişehir’in gecikmiş karı ve soğuğu, konuklarımızı epey üşüttü. Yarım günlük şehir turu, ben de içinde olmak üzere, çoğumuzu hastalandırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kongrede pek çok güzel insan tanıdım. Yazınsal paylaşımın güzelliğini olabildiğince yaşadım. Bize bu güzelliği yaşatan Sevgili Ali Gültekin ve ekibine; her türlü sorunumuzla ilgilenen sevgili öğrencilerimize gönül dolusu teşekkürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni paylaşımlarda buluşmak dileğiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                                         21.03.2009, Eskişehir&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-1343179527505480029?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/1343179527505480029/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=1343179527505480029&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/1343179527505480029'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/1343179527505480029'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/03/bir-edebiyat-kongresinden-notlar.html' title='BİR EDEBİYAT KONGRESİNDEN NOTLAR'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-6648086053700493704</id><published>2009-02-14T04:02:00.000-08:00</published><updated>2009-02-14T04:03:48.140-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><title type='text'>ENKAZ DÖNEMİ</title><content type='html'>&lt;strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ENKAZ DÖNEMİ&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sesleniyorsun çağlar ötesinden. Zamanı eskittiğini söylüyorsun sevdanın; çoğalttığını beni avuçlarında. Oysa ben, kavgalıyım yaşamla, anlamıyorsun.&lt;br /&gt;Gözlerim bulut bulut; hazır güz yağmurlarına oysa. Unutmuşum erguvan sabahları, baharlarım gibi. Barışmaya niyetim yok, eskimiş masallarda kaldığına inandığım sevdayla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağanaklarımı sele vermişim ben, her yitirdiğimle biraz daha yiterken. Zamansız gemiler uğurlamışım limanlarımdan, yelkenlerini hüznümün karayeliyle şişirerek; kaç kez parçalayıp dibe yollamışım, unutsun diye düşlerini. Fırtınam durulmamış, kıyılarım paramparça olmuş sevgili.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Şimdi yanmış denizlerim. Tuz rengi sağanaklarım karışmış sellerime. Hüzün kanayan güllerim, çoktan yitirmiş rengini. Güneşlerimi dünde unutmuşum; kar mevsimindeyim.&lt;br /&gt;İçimde karmakarışık labirentler şimdi. Nereye dönsem kendime çarpıyorum. Mevsimim yağıyor düşlerime; gecenin rengi yağıyor, ben yağıyorum.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boşuna uğraşma! Barıştıramazsın beni kavgalı yaşamım ve tövbelim sevdayla. Yüreğim çarpmaz yeniden; havalanamaz göğsümden güvercinler. Buzullarım erimez; tanıştıramazsın yeniden kışımda bahar güneşiyle. Unuttuğum ışıltıları yerleştiremezsin gözlerime. Kar rengi saçlarım yanmaz avuçlarında. Geri veremezsin unuttuğum gülüşleri. Sevdan, hüznümü silemez ki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şubat soğuğunda, ilk soluğumu almışım yaşamdan; o zaman yerleşmiş belki de yüreğime ilk kar. Ne sen eritebilirsin buzullarımı, ne başka sevdalar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanı geriye saramazsın sevgili; şimdi enkaz dönemi.&lt;br /&gt;                                                                                                14.02.2009&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-6648086053700493704?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/6648086053700493704/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=6648086053700493704&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/6648086053700493704'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/6648086053700493704'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/02/enkaz-donemi.html' title='ENKAZ DÖNEMİ'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-8712127877880653896</id><published>2009-01-31T00:51:00.000-08:00</published><updated>2009-01-31T00:55:03.524-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iletişim'/><title type='text'>iletişim</title><content type='html'>Değerli okurlarım,&lt;br /&gt;Bana ulaşabileceğiniz elektronik posta adresimi yazıyor, görüşlerinizi bekliyorum:&lt;br /&gt;okurkosesi@gmail.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler.&lt;br /&gt;Ayşe Yamaç&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-8712127877880653896?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/8712127877880653896/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=8712127877880653896&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/8712127877880653896'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/8712127877880653896'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2009/01/iletisim.html' title='iletişim'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-1213264149518886881</id><published>2008-12-29T00:26:00.000-08:00</published><updated>2008-12-29T00:27:33.618-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><title type='text'>KAR YAĞIYOR</title><content type='html'>&lt;strong&gt;KAR YAĞIYOR&lt;br /&gt;Penceremden izliyorum sokağı. Kar taneleri uçuşan kelebekler gibi; donmuş düşlerimi taşıyor kaldırımlara. Anılarım, masalsı bir beyazlığın altında kalıyor, tüm kirlenirden arınırcasına; tüm acılarımdan. Çamlar, beyaz gelinliklerini giymiş. Sokak lambalarının solgun ışığı, daha bir masalsı kılıyor görüntüyü. Ben, masallarda yitiyorum, mutlu sonla bitmeyen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anamı uğurluyorum on dokuz yıl önce bugün, son gelinliğiyle. Beyazlığa gömüyorum onu, tüm acılarından arındırarak. On dokuz yıldız seriyorum üzerine, kar tanelerinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyondan odama Filistinli çocukların çığlığı yayılıyor. Kızıla boyanıyor kar taneleri; acıya, sağanağa, zulme. Başından yaralı bir bebeğin üzerindeki “kimliği belirsiz” yazısı seriliyor kaldırımdaki beyazlığa; isyanım yayılıyor, insan olmaktan utancım. Kar yağıyor, ben yağıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokakta kartopu oynayan çocukları izliyorum sonra. Onların gülüşlerine tutunuyorum, yaşama tutunurcasına. Kar tanelerinden umut devşiriyorum, gözü yaşlı tüm çocuklar için. Masallar derleyip aydınlıktan, seriyorum karanlığa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kar, tüm hızıyla yağıyor.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                                                                     29.12.2008&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-1213264149518886881?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/1213264149518886881/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=1213264149518886881&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/1213264149518886881'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/1213264149518886881'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2008/12/kar-yaiyor.html' title='KAR YAĞIYOR'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-7625402906165974396</id><published>2008-12-26T00:01:00.000-08:00</published><updated>2008-12-26T00:03:06.866-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><title type='text'>YILDÖNÜMÜ</title><content type='html'>&lt;strong&gt;                              ……………&lt;br /&gt;                                                                                     dünde kalmış güneşlerim&lt;br /&gt;                                                                            şimdi mevsimim kar                       &lt;br /&gt;                                                                                     ……………&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GECE VE BEN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sessiz bir bekleyiş içindeyim. Biraz sonra elektrikler gelecek, bu sessizlikten kurtulacağım; duvarda korkulu gölgeler oluşturan mum ışığından, usumda sese dönüşemeyen çığlıklardan, üstüme üstüme gelen duvarlardan, içimde yırtılan denizlerden, göz pınarlarımdaki sellerden, geçit resmine çıkmış anılardan, söze dönüşmek isteyen düşünce ve duygu dizilerinden de… Bilgisayarı açacağım; televizyonu, radyoyu ve müzik setini de… Sese boğacağım karanlığı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;El yordamıyla albümü getirip seriyorum masanın üstüne. Birer birer çeviriyorum sayfaları, her resimde uzun uzun duraklayarak. Siyah, gür saçlarda dolaştırıyorum parmaklarımı, kalın kaşlarda, umut ışıkları saçan gözlerde. İri burnunu okşuyorum sonra. Hafifçe gülümseyen dudaklarında konaklıyorum uzun süre. Yeni tıraş olmuş, pürüzsüz görünen tenine değiyorum; sanki sakalları olsa elime batacakmış gibi.&lt;br /&gt;Kış mevsimi olmalı. Üzerinde kareli, oduncu gömleği… Elleri görünmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kış mevsimini sevmiyorum; özellikle de aralık ayını. Umutlarımın bütün çiçeklerini solduruyor. Bir yandan üşütürken, bir yandan dağlıyor acılarla yüreğimi. Göz pınarlarımda kuruyor tuzlar. Mermiler geçiyor çığlık çığlığa, kan renginde.&lt;br /&gt;Gitgide daha da soğuyor odam. Tüten sobam değil, hüzünlerim; on altı yılın küllerinde harlanıyor yeniden. Savuruyor poyrazında, kara yelinde. Kendime çarpıp duruyorum; paramparçayım. Kanıyor küllerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüreğim kararmış bir kurşun deliği; bir değil on altı kurşun deliği, her yıl yenisi eklenen. On altı siyah çarpışıyor içimde, tuz rengi gözlerimden savruluyor damla damla. Gece kanıyor, kent kanıyor karanlığımda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün düşerken zaman eskiyor. Yürüdüğüm yollar eskiyor. Sözler eskiyor, boşluğa savurduğum. Yüzüm, ellerim, bedenim eskiyor da bir hüzün eskimiyor nedense, bir de on altı yıldır yüreğimi yakan özlem. Geceye düşüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mum dibine varmış. Elektrikler ne zaman geldi acaba? Bu gece kendi karanlığımdan ayrımsayamamışım demek ki; on altı yıl önce, kör bir kurşunla kardeşimi yitirdiğim gecenin karanlığına… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne televizyona uzanıyor ellerim, ne de radyoya. Ayaklarımı sürüyerek yatağıma gidebiliyorum güçlükle. Işıkları söndürüyorum; yansa da farketmez ya…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;                                                                                                 26.12.2008, Eskişehir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-7625402906165974396?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/7625402906165974396/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=7625402906165974396&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/7625402906165974396'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/7625402906165974396'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2008/12/yildnm.html' title='YILDÖNÜMÜ'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-2520578456221145458</id><published>2008-12-18T02:57:00.000-08:00</published><updated>2008-12-18T02:58:22.792-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZLENİMLER'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;EMİRDAĞ’I YENİDEN SOLUMAK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emirdağ, doğduğum kent. Suyunu içtiğim, ekmeğini yediğim; kaldırımlarında ayak izlerimi, toprağında anılarımı bıraktığım; anamın masallarını, öykülerini, anılarını, ağıt ve türkülerini dinleyip bugünkü yazma sevdama temel yaptığım kent. İşte, yine orada, Emirdağ’dayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğretmen Mustafa Eker ve Aziziye İlköğretim Okulu Müdürü Levent Aytek’in çağrılısıyım. On bir yıl önce öğretmen olarak ayrıldığım okula, bu kez yazar olarak gideceğim. İçimi, tanımsız bir duygu ve coşku sarıyor. Türkiye’nin pek çok kentinde, pek çok okulunda, hatta yurtdışında bile etkinlikler yapmışım; ama burası başka. Burası Emirdağ.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17 Aralık Çarşamba sabahı erkenden, amcamın kızı Fahriye Yamaç tarafından evden alınıyorum. Arabayla Emirdağ yolundayız. Benim coşkum ve heyecanım onu da sarıyor. Yol boyunca Emirdağ’la ilgili anılarımızı tazeliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okula varıp dostlarla kucaklaştıktan sonra, okul çalışanı Ceylan Bey’in sıcacık çayları ve dumanı üstünde taptaze simitlerle kahvaltımızı ediyoruz. O sırada yine bir sürprizle karşılaşıyorum. O okuldan yıllar önce mezun ettiğim bir öğrencim-Perihan- bu kez okulun öğretmeni olarak karşıma çıkmasın mı? Az sonra bir öğrencim daha… Orada staj yapıyormuş. Sevincimi ve mutluluğumu varın siz hesaplayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okul çok değişmiş ve gelişmiş. Okul müdürü ve öğretmen arkadaşlar o denli çalışmışlar ki çok güzel bir kütüphane kurmuşlar. Oysa biz öylesine yoksunluklarla boğuşuyorduk ki, böyle bir kütüphane bizim hayallerimizin bile ötesindeydi. Bir kez daha göğsüm kabarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük oğlumun arkadaşı Mehmet Emin Kalender geliyor daha sonra. Türkçe öğretmeni olmuş. Aynı zamanda gazetecilik yapıyor ve bir internet sitesini yönetiyormuş. Onunla kısa bir söyleşiden sonra Emirdağ’ın ilk edebiyat dergisi Edebdağ’ı tutuşturuyorlar elime. Dergi yöneticilerinden ikisi gelmiş. Dergiye abone olup asıl söyleşiye geçiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleşide Emirdağ Kaymakamı Zekeriya Güney, Emirdağ Belediye Başkanı L.İhsan Dağ, Emirdağ İlçe Milli Eğitim Müdürü Gıyasettin Taş, İl Genel Meclisi Üyesi Yusuf Demir, okul müdürleri, öğretmenler ve öğrencileri görüyorum. Emirdağ’da bulunmanın coşkusuyla öğretmenlik anılarımdan yazın tutkuma dek pek çok konuda konuyor, öykülerimden örnekler okuyor, soruları yanıtlıyorum. Ünlü masal yazarı Ezop’un Emirdağlı olduğunun ortaya çıkmasından kendime de pay çıkartmıyor değilim doğrusu. Ben de Ezop’un torunu olmuyor muyum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetişkinlerle, gençlerle, çocuklarla söyleşi ve imza derken, zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyorum. Yemek yemeye bile zaman bulamamışız. Pasta çay ve simit güzel, ama bir cacıklı dürüm olsa diye de aklımdan geçiriyorum doğrusu. Yine de zaman darlığı nedeniyle Sevgili Mustafa Eker’in yemek davetini geri çeviriyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mayıs ayında yeniden gelmeye söz vererek okuldan ayrılıyorum. Mutlu, coşkulu, gururlu ve onurluyum. Bu denli duygulanmakta haksız mıyım dersiniz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;                                                                                                    18.12.2008, Eskişehir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-2520578456221145458?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/2520578456221145458/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=2520578456221145458&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/2520578456221145458'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/2520578456221145458'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2008/12/emirdai-yeniden-solumak-emirda-doduum.html' title=''/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-6152391961744746830</id><published>2008-12-15T08:05:00.000-08:00</published><updated>2008-12-15T08:08:04.203-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günce'/><title type='text'>MUTLULUĞU PAYLAŞMAK</title><content type='html'>&lt;strong&gt;YILLAR ÖNCESİNDEN BİR SES&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasım ayının üçüncü haftasından bir gün. Almanya’da, bir okuldan söyleşiden dönmüşüm. Arkadaşım ve çevirmenim Regina’nın evinde çay içip yorgunluğumdan sıyrılmaya çalışıyorum. Ondan izin isteyerek bilgisayarın başına geçiyor, elektronik postamı açıyorum. Bir çok ileti gelmiş. Hepsine bir göz gezdirip birinde duraksıyorum. Beni, yaklaşık otuz yıl öncesine götüren bir ileti bu.&lt;br /&gt;Öğretmenliğimin ikinci yılında üçüncü sınıftan aldığım öğrencileri, beşinci sınıftan mezun ediyorum. Çocukların velileriyle görüşüp öğrenimlerini sürdürmelerini sağlamaya çalışıyorum. Pek çoğunu ikna etsem de birini edemiyorum. Baba, yoksul olduğunu, çocuğu okutamayacağını söylüyor. Sonunda,  çocuğu okula ben kaydettiriyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sınıfta pek çok ilki yaşamışım. En sevdiğim öğrencilerimden birini kuduzdan yitirmişim ve günlerce kendime gelememiş, yıllar sonra da onun romanını yazmışım.(Ali’nin Öyküsü, Bu Yayınevi, 2. Baskı 2008) Yüksel’in kekemeliğini geçirme çalışmaları yapmışım aylarca. Çok sevmişim çocuklarımı. &lt;br /&gt;Şimdi, o gençlik yıllarımda değilim. Emekli olduğumdan bu yana bile sekiz yıl geçmiş. İşte bu ileti, beni koltuğuma çiviliyor ve gözlerim doluyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Merhaba Hocam,&lt;br /&gt;Ben sizin Afyon'un Emirdağ ilçesi Bademli Kasabası İ.Ö.O&lt;br /&gt;öğrencilerinizdenim. İnternetten sizin iletişim adresinize ulaştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben sizin sayenizde okudum ve 10 yıl Marmara Üniversitesinde görev&lt;br /&gt;yaptıktan sonra Afyon Kocatepe Üniversitesine geçtim.&lt;br /&gt;Gerçekleştirebilirsem amacım Prof.Dr kariyerine ulaşmak. Her zaman size&lt;br /&gt;minnet duymaktayım. Sevgili ve benim için çok değerli hocam ellerinizden&lt;br /&gt;öperim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarım yazdığım mail size ulaşır. Sizi her zaman saygıyla anan ve çok seven&lt;br /&gt;Öğrenciniz  Y.O&lt;br /&gt;En içten saygılarımla...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen yanıtladım. Yüreğim sevgiyle doluydu, gözlerim yaşla. &lt;br /&gt;Ertesi gün bir ileti daha:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Merhaba hocam,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazdığım mailin size ulaşmış  olması na ve&lt;br /&gt;sizin cevap vermenize inanamadım  hocam  ve çok&lt;br /&gt;sevindim. 25 yıl aradan sonra Ayşe öğretmenime&lt;br /&gt;ulaşmanın inanılmaz mutluluğunu&lt;br /&gt;yaşıyorum. Sizi Türkiye’ ye döndüğünüzde ziyaret etmek&lt;br /&gt;istiyorum. Benim için çok değerlisiniz öğretmenim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatta bir kez daha öğrendim DÜNYA ÇOK KÜÇÜK öğretmenim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Size olan  sevgim ve saygım hiçbir zaman eksilmedi, aksine artarak&lt;br /&gt;büyüdü. Bugünkü konumumu ve durumumu size borçluyum.&lt;br /&gt;Hakkınızı hiçbir zaman ödeyemem ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Size ulaşmanın mutluluğu içinde, hayatta her şeyin&lt;br /&gt;dilediğiniz gibi gerçekleşmesi ümidiyle ellerinizden öperim&lt;br /&gt;öğretmenim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrenciniz Y. O”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Öğretmenliğin en güzel yanı bu, değil mi?  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle mutluluklar yaşamanız dileğiyle.&lt;br /&gt;                                                                                                       15.12.2008, Eskişehir &lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-6152391961744746830?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/6152391961744746830/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=6152391961744746830&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/6152391961744746830'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/6152391961744746830'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2008/12/mutluluu-paylamak.html' title='MUTLULUĞU PAYLAŞMAK'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-1188268524621280052</id><published>2008-12-13T11:13:00.000-08:00</published><updated>2008-12-13T11:16:00.969-08:00</updated><title type='text'>ALMANYA SUNUMU</title><content type='html'>AYŞE YAMAÇ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRK VE ALMAN DOSTLUĞU EDEBİYATLA PERÇİNLENİYOR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili öğretmen arkadaşlarım, değerli yöneticiler ve sevgili edebiyat dostları,&lt;br /&gt;Genelde sanat, özelde edebiyat; insanları birbirlerine yaklaştıran, onların birbirlerini tanımalarını ve anlamalarını sağlayan en önemli araçtır. Kitaplarla sağlanan dostluk öylesine kalıcıdır ki, dünya barışının temellerinin bile bu yolla atılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2008 Frankfurt Kitap Fuarı’nda Türkiye’ ye, Türk edebiyatına önemli bir yer ayrıldı. Yıllardır zaten iç içe yaşadığımız Alman toplumuyla bütünüyle kaynaşmamızı sağlayan bu organizasyon için emeği geçen herkese, Türk Toplumu ve Türk Edebiyatı adına, teşekkür ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizler, Türk Edebiyatını Nazım Hikmet, Yaşar Kemal; Orhan Pamuk ve kitapları dilinize çevrilen diğer Türk yazarlarımızla tanıyorsunuz. Bu alanda emek veren onlarca yazarımızla da Frankfurt Kitap Fuarı bünyesinde yapılan okuma ve diğer etkinliklerde tanıdınız. Ben de onlardan biriyim. Size Türk yazarlarından, öğretmenlerinden, çocuklarından ve tüm Türk halkından selam getirdim.&lt;br /&gt;Biz de Alman edebiyatını Goethe ile tanıyıp sevdik. Çocuk edebiyatı yazarlarınızdan Christine Nöstlinger ( Hadi Ama Baba, İşte Şimdi Hapı Yuttum), Joachim Friedrich’le( Uçan Sineğin Sırrı, Cadılar da tatil yapar) bu sevgimiz pekişti. Umarım bu etkinlikler, birbirimizi anlamamıza ve  sevgi ilişkimizin sürmesine katkıda bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Şimdi de Çağdaş Türk Çocuk Edebiyatı  hakkında bazı bilgileri, düşüncelerimi ve anlayışımı sunmak; kitaplarımdan örnekler vermek istiyorum:  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetişkinler olarak bizler, çocuk edebiyatının ne denli önemli olduğunun farkında değiliz belki. Gelişme ve kişiliğini biçimlendirme çağında olan çocuklarımız, çocuk kitaplarından yeterince yararlanamazlarsa, gelişimleri eksik kalır. Niteliksiz ürünlerle karşılaşırsa da kişiliğinde bozukluklar olur, yanlış yönlendirilir, ya da okuma sevgisi ve alışkanlığı kazanamaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu alan, yıllarca boş bırakılmış, gereği ve önemine inanılmamış, çocuklar için ayrı bir edebiyat olamayacağı düşüncesi kabul görmüştür. Bakınız, bir İtalyan Atasözü ne diyor: &lt;br /&gt;"Küçük çocuklar baş ağrısıdır. Büyüdüğünde kalp ağrısı olurlar." &lt;br /&gt;Çocukları masal ve fabllarıyla büyüleyen La Fontaine bile,"Çocuklar acımasızdır." demiştir. &lt;br /&gt;Ünlü ingiliz düşünürü Francis Bacon, "Çocuklar, babaları için bir ayakbağıdır." demiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada bu düşünce yaygınken, çocuk edebiyatının gelişmesini nasıl bekleyebilirdik ki? &lt;br /&gt;Bizdeki durumun da çok farklı olduğunu sanmayın. &lt;br /&gt;Tarihteki ilk önemli eserimiz Kutad-gu Bilig' de Yusuf Has Hacip şöyle diyor: &lt;br /&gt;"Kızlar hiç doğmasalar daha iyi olur. Kız çocuk doğarsa, iyisi mi toprak ananın bağrına &lt;br /&gt;düşsün, yaşadığı ev mezarlığa yakın olsun." &lt;br /&gt;En yaygın atasözlerimizdeki iğrençliğe bakar mısınız? &lt;br /&gt;"Dayak cennetten çıkmadır" &lt;br /&gt;"Kızını dövmeyen dizini döver." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğu ve Batı uygarlığı bir olmuş, yüzyıllarca, çocuğu baş belası görmüştür. Bu anlayış son yıllara kadar pek değişmemiştir. Yüz yıl kadar önce Avrupa'da, sonra da bizde yavaş yavaş çocuk edebiyatının önemi anlaşılmaya başlanmış, bu alanda eserler verilmeye başlanmışsa da ilk eserler, çocuğa öğüt vermekten öteye gidememiştir. Çünkü çocuk, büyüklerin küçültülmüş birer kopyası olarak görülmüş, onun ayrı bir birey olduğu düşünülmemiştir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bugün artık, aydınlanma sayesinde, çocuk bir birey olarak görülmeye başlamış, ona yönelik ürünler de artmıştır. Nitelikli pek çok eserin yanı sıra, niteliksiz eserler de kitapçı raflarında boy göstermiştir. Çünkü çocuk kitapları, ticari olarak büyük bir pazardır. Yalnız ticari olarak da değil üstelik; geleceğini karanlık-totaliter rejimlere bağlayan düşünceler tarafından da kullanıma açık, geleceğe yapılan en büyük yatırım olarak görülmektedir. Çünkü onlar da çocuk eğitiminin yanı sıra çocuk kitaplarının da önemini kavramışlardır. Bu kitapların edebi ürün olup olmaması, onlar için önemli değildir. Önemli olan, tep tip düşünen, seçeneksiz insanlar yetiştirmede çocuk kitaplarından yararlanabilmektir. Oysa çocuk edebiyatı, çocuğu bir birey olarak görür; hem de yetişkinlerle eşit, hatta onlardan biraz daha eşit bir birey. Bu yüzden, didaktizm(Öğreticilik), eklektizm(Siyasi), çocuk edebiyatında kesinlikle olmaması gereken öğretilerdir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Size, çocuk edebiyatımızın tarihçesini sunmayacağım; çünkü bunu internetten de bulabilirsiniz. Ben, günümüzden örnekler vermek istiyorum. &lt;br /&gt;Son yıllardaki gelişmeler, çocuk edebiyatımız açısından umut vericidir. Bu alanda emek veren yazarlarımızın çoğalması, birbirinden değerli ürünler vermesi, üniversitelerimizin bu alana eğilmesi umutlarımızı arttıran en önemli göstergelerdendir. İşte onlardan birkaç örnek:&lt;br /&gt;"……. &lt;br /&gt;Benim istediğim gizli saklı koşmak değil. Çocuklar gibi korkusuz, kaygısız, özgür olmak… &lt;br /&gt;Çocuklar gibi duru, yalın, içten olmak. Özgürce koşmak. Ne dün, ne yarın. İlkesiz, kuralsız. &lt;br /&gt;Hiçbir zaman aralığına sığmadan, sığınmadan…"( K.Tay, s:10) &lt;br /&gt;"…….. &lt;br /&gt;Yarış bitti; ama değerlendirmesi, tartışması bitmedi. Birin üstüne beş koydular. Olmayanı &lt;br /&gt;oldurdular. Gülmeyeni güldürdüler. Tayfun'a at değil, bir dağ kartalı olduğunu söylediler, &lt;br /&gt;yaydılar. Bir süre sonra kendileri de inandılar. &lt;br /&gt;……….."(Küçük Tay, s:119) (KÜÇÜK TAY,Hamdullah Köseoğlu,Çınar Yay.Birinci Bas:Ekim-2007, &lt;br /&gt;İstanbul)&lt;br /&gt;Mehmet Güler'in "Yeryüzü Aşk Gökyüzü Sevda" adlı çocuk romanından birkaç cümle:  &lt;br /&gt;"Bir yönü duvar gibi dağlarla sıralanırken, bir yönü ovalarla sonsuzlanırdı. Dağların, &lt;br /&gt;ovaların ardında yeni ufuklar, yeni dünyalar vardı. Köydeki güvercinlerini saldı mı onlara &lt;br /&gt;kadar giderlerdi. Kanatlarında bir tutam mavilik ve uzakların kokusuyla dönüp gelirlerdi. &lt;br /&gt;Onlara bakarak güvercin olmak isterdi. Oralarda ne gördüklerini sorarlardı. Kendisi çocuk &lt;br /&gt;diliyle konuşurdu, onlarsa kuş diliyle. Çok uzak değildi bu iki dil.Epeyce anlaşırlardı. Ama &lt;br /&gt;yine de bir şeyler eksik kalırdı. Gün gelecek, ben de gideceğim oralara, derdi &lt;br /&gt;güvercinlerine."( Sayfa 82) (Bu Yay.Birinci basım. İst, 2006)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ateş Kuşları, adlı öykümden(Hani Her Şey Oyundu, adlı antolojide yayınlandı) birkaç cümle: &lt;br /&gt;"Çevresine, hüzünlü gözlerle baktı. Bir an, doğadaki seslere kulak verdi. Sonra da kendini, &lt;br /&gt;ormanda gezintiye çıkmış gibi düşlemeye başladı. Doğanın seslerini yüreğine yerleştirmek &lt;br /&gt;ister gibi, başını gökyüzüne kaldırıp öylece kaldı. Gözlerini yumdu sonra. Yüzünü, güneşin &lt;br /&gt;ılık ışınlarına verdi. Kuş seslerine karışan çeşmenin şırıltısı, ninni gibi geldi kulağına. &lt;br /&gt;Uyku ile uyanıklık arasında gidip geldi bir süre. Uyku, daha baskın çıkmıştı. Bedeni, ağır &lt;br /&gt;ağır gevşedi. Yüzündeki hüzünlü gülümseyiş silinmeden, uykuya daldı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de çevirisi daha önceden yapılmış ve çocuklar için de okuduğum KARA BULUT adlı öykümü, tercümanım Frau Höfer sizlere okuyacak:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“KARA BULUT &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gökyüzündeki bulutlar ülkesinde sakin bir gün yaşanıyordu. Hava çok güzeldi. Beyaz tüy bulutları neşeyle dans ediyorlar, Güneş’in saçlarında oynuyorlardı. Mutlu gülüşleri gökyüzünde çınlıyordu. Güneş Ana da gülümseyerek bu mutluluğu izliyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gökyüzünde, bir bulut daha vardı. Tüy bulutlarının oyununu üzüntüyle izliyordu. Bu, Kara Bulut’ tu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kara Bulut, adı gibi kapkaraydı. Diğer bulutlardan iri ve şişmandı. Onlar da bu yüzden kendisiyle alay ediyorlar, onu oyunlarına almıyorlardı. Bu durum, Kara Bulut’u çok üzüyordu. Kendi kendine konuşmaya başladı: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ne olurdu, ben de onlar gibi beyaz ve küçük olsaydım! O zaman, beni de aralarına alırlardı. Ben de neşeli oyunlar oynayabilirdim. Böyle, bir kenarda tek başıma kalmazdım. Ne şanssız bir bulutum! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; ………………( öykünün tamamını buraya almadım)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce çekinseler de sonradan hep birlikte oyuna başladılar. Özellikle saklambaç oyunu çok hoşlarına gidiyordu. Çünkü, Kara Bulut’ un kanatları altına saklanan tüy bulutlarını kimse bulamıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanın nasıl geçtiğini anlamamışlardı. Derken, hava kararmaya başladı. Önce hafiften esen rüzgar, sonra fırtınaya dönüştü. Tüy bulutları, korkudan ne yapacaklarını şaşırmışlardı.  &lt;br /&gt;Kara Bulut: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hiç korkmayın sevgili arkadaşlarım! Gelin, kanatlarımın altına girin! Size bir şey olmasına izin vermeyeceğim, dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi, Kara Bulut’un kanatlarının altına saklandılar. Kara Bulut, gittikçe büyüyor, büyüdükçe de yerinden kımıldaması zorlaşıyordu. Tüy bulutları bu duruma seviniyor, kendilerini güvencede hissediyorlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kara Bulut: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Şimdi, birbirimize sıkıca tutunalım, dedi. Biraz sonra, yağmur olarak yeryüzüne ineceğiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kara Bulut daha sözünü bitirmeden üşümeye başladılar. Kara Bulut’a sıkı sıkı tutundular. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kara Bulut’taki yağmur damlaları gittikçe çoğaldı. Tüy bulutları, çok küçük birer damla olmuşlardı. Kara Bulut’taki damlalar, onları yalnız bırakmadılar. El ele tutuştular. Yeryüzüne doğru inerken, hiç birinin renginin kalmadığını şaşkınlıkla gördüler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü hepsi, renksiz su damlalarıydı.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KARA BULUT, adlı öykü kitabından.&lt;br /&gt;1. Baskı: Yuva Yay. İstanbul, 2004&lt;br /&gt;2. Baskı Esk. Sanat Der.Yay. 2005&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de gençlik romanım Düşlerin Ötesi’nden(S:152-153) bir bölüm dinleyeceksiniz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“…………………&lt;br /&gt;      Dışarıya adımını atar atmaz, pırıl pırıl bir güneş selamladı Umut’u. Umut, bir süre gözlerini kırpıştırdı. Sonra da hızlı adımlarla otobüs durağına yönelmişti ki, duraksadı. Bu güzel havayı otobüse boğdurmaya hiç niyeti yoktu. Yürüyecekti. İçinden bir ses,  “Geç kalacaksın!” dese de aldırmadı. İlk derse biraz geç kalsa, ne olurdu? Bu havayı, doyasıya solumak istiyordu. Çok sürmez, arabaların egzos gazları ve tozlarla, solunmaz olurdu nasılsa; ya da en azından, şimdiki temizliği ve güzelliği kalmazdı.&lt;br /&gt;      Uzun süredir göstermediği kadar bir özenle, çevresini gözleyerek yürümeye başladı. Bir önceki günkü yağmurun da etkisiyle, tüm renkler pırıl pırıldı; evlerin dış cephelerinin boyası, çatılardaki kiremitler, tramvay yolunun iki yakasındaki çimler... İnsanların yüzleri bile daha aydınlıktı sanki. Yanından ağır ağır geçen tramvay da pırıl pırıldı. İçindeki insanlar, Umut’a gülümsüyor gibiydiler.&lt;br /&gt;      Umut’un  yaşama sevinciyle dolu olan yüreği, iyice coştu; aydınlandı. İlkokul çocuğu gibi sekmeye başladı. Bir de şarkı tutturdu. Kendisine gülerek va şaşkınlıkla bakan insanlara aldırmadan, onları en güzel gülümsemesiyle ödüllendirdi. Sonunda, okul bahçesine girebildi.&lt;br /&gt;      Okul bahçesinde kimse yoktu. Herkes, derste olmalıydı. Yüreğini sıkan görünmez elin varlığını duyumsamamaya çalışarak, müdür yardımcısının odasına yürüdü. Derse girebilmesi için, geç kağıdı alması, bunun için de uygun bir gerekçe bulması gerekiyordu.&lt;br /&gt;      Müdür yardımcısına  uydurduğu gerekçeyi söylerken, yüzünün kızardığını duyumsadı; aldırmadı. Şimdi, gözlüğünün üstünden kızgın gözlerle kendisine bakan öğretmene gerçeği söyleseydi, anlar mıydı? Yaşama sevincini, otobüse sığdıramadığı coşkusunu, temiz havayı yeterince solumak için duyduğu dayanılmaz isteği anlatsa... Yüreğindeki aşkın yakıcılığını, Selin’e olan tutkusunu, böyle güzel bir havada sınıfın boğuculuğuna tıkılmak istemeyişini, Selin olmasa, bugün, okula bile gelmek istemediğini, yüreğindeki yaşama sevincini ve coşkusunu anlatsa... İnsanları çimdiklemek, yüzyıllık uykularında uyandırmak ve yaşadıklarını anımsatmak için, içinde yoğun bir istek olduğunu haykırsa... “Hatta buna,  sizden başlamak istiyorum!”dese... “Okullar, neden bu kadar sıkıcı?” diye sorsa... “Bizleri yaşamdan soğutmak, bezdirmek, bunalımlara sürüklemek için mi bunca çaba?”dese... “Ben, arkadaşlarımı seviyorum. Neden, durmadan bizi yarıştırıyor, birbirimize rakip olmamızı istiyorsunuz? İnsan, rakibini sevebilir mi?”diye sorabilse... “Şu anda, sizin içinizden ne geçiyor? Bu güzel havada, bu sıkıcı odaya, bu kişiliksiz masaya mahkum olmaktan hoşnut musunuz?”diyebilse... Anneannesinin hasta olmadığını, tersine, çok iyi olduğunu, yalan söylemek zorunda kaldığı için duyduğu hoşnutsuzluğu dile getirebilse... “Bizi duyun! Çığlığımıza kulak verin! Uyanın heeey!”diye bağırabilse...&lt;br /&gt;………………….”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarım, dinlediklerinizi beğenmişsinizdir.  Düşüncelerimi aktarmayı bitirdikten sonra, sorularınızı alacağım.&lt;br /&gt;Kötü örnekler, çocuğu kitaptan soğutur. Onun eğlenmesine, merakını gidermesine yardımcı olmadığı gibi, onu yanlış da yönlendirir.  Böylece, tep tip düşünen, seçeneksiz çocuklar yaratılmış olur. &lt;br /&gt;Çocuk, kendini ve başkalarını gözleyerek, “Ten ve ruh duvarları çizer.” Ötekilerden farklı olan yönlerini ayrımsar. Bu ayrımsama, beğendiklerine öykünme de getirir. Çocuğun yetiştiği ortama ve aldığı eğitime göre bu öykünme, kimi zaman toplumun başarılı ve iyi insan olarak kabul ettiği kişi olurken, kimi zaman da bir mafya lideri ya da kapkaççı olabilir. Ya da okuduğu bir kitabın kahramanıyla kendini özdeşleştirir. İşte bu noktada çocuk kitaplarının niteliği devreye girer. &lt;br /&gt;Didaktik, parmak sallayan, yalnızca çocuğu eğitmeyi amaçlayan kitaplardan, çocuk edebiyatı diye söz edebilir miyiz? Bu tür kitaplar, çocuğun okuma sevgisini yok edeceği gibi, yaşam boyu kitaplardan uzak kalmasına da neden olabilir?  Çocuk, aptal yerine konulmaktan hoşlanmaz çünkü. Küçük okuru olmayan bir toplumun, büyük okuru olabilir mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar için yazmak, gerçekten zordur. Öncelikle, çocuğu, çocuk yazınını çok iyi tanımak gerekir. En önemli öncelik de okumaktır kuşkusuz.  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Okumaktan kastım, çocuk yazınına yönelik kuramsal kitapların yanında, çocuk ve gençler için yazılmış nitelikli kitapları okumaktır. Başkaları bu işi nasıl yapmış, bunu anlamaktır. Yoksa, kimse gibi yazmak değildir.  Bizim yazarlarımız da (ben dahil) tüm dünya edebiyatını inceliyor, nasıl yazıldıklarını gözlüyoruz; ama sizler gibi yazmaya çalışmıyoruz. Kendimiz gibi olmaya çalışıyoruz. Aslı varken kopyasına kimse bakmaz, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Hepinize sevgiler sunuyorum.  Bundan sonra, bizim kitaplarımıza daha yoğun ilgi göstereceğinize inanıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya çocukların olsun. Onlara barış içinde bir dünya ve güzel kitaplar sunalım; hep birlikte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                              19.11.2008, Fulda-Almanya&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-1188268524621280052?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/1188268524621280052/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=1188268524621280052&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/1188268524621280052'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/1188268524621280052'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2008/12/almanya-sunumu.html' title='ALMANYA SUNUMU'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-6523833876469620036</id><published>2008-12-10T10:57:00.000-08:00</published><updated>2008-12-10T11:00:24.597-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZLENİMLER'/><title type='text'>ALMANYA İZLENİMLERİ</title><content type='html'>&lt;strong&gt; &lt;br /&gt;ALMANYA’DAN IZLENIMLER &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hessen Kultur Bakanliginin daveti uzerine 14.11.2008 tarihinde geldigim Almanya’dan 25.11.2008’de ayrildim. Hessen-Kessel-Fulda’da  Turk-Alman ogrenci ve ogretmenleri ile yabanci ogretmenlerle  yaptigim soylesilerden sonra cok hos izlenimlerle ayrildigim Almanya’dan birkac cumle de sizlere soz etmek istiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ucak Frankfurt’a indiginde icimde bir telas ve sikinti vardi. Almanca bilmiyordum. Beni karsilayacaklarini soyleseler de gumrugu asip beni bekleyen tercumanim Regina Hofer’i gorunceye dek de bu sikintim surdu. Kirk yillik dostmuscasina beni sicacik karsilayan Regina Hofer tum sorunlari unutturdu. Trenle bir saatlik bir yolculuktan sonra Fulda’ya geldik. Bolgenin tarihi ve turistik yerlerini iceren iki gunluk bir gezi programindan sonra soylesilere basladim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ilk soylesim Sturmis Schule’deydi. 7-14 yas yabanci ogrencilerin cogunlukta oldugu bu okulda cevirmen araciligiyla konustum; Zaten  konusma metinlerim ve okuyacagim oykuler daha onceden istenmis; tumu de Almanca’ya cevrilmisti. Soylesi sonunda sorular o denli yogundu ki uc saate yakin suren programi sorular bitmeden kesmek zorunda kaldik. Program bittiginde hem ben hosnuttum; hem de Turk-Alman ogretmen ve ogrenciler… Bu durum; bitmeyen alkislardan ve sevgi gosterilerinden anlasiliyordu. &lt;br /&gt;Sorulardan birkac ornek vermek istiyorum:&lt;br /&gt;“ Almanya’yi nasil buldunuz?” “Bizimle ilgili de bir kitap yazmak ister misiniz?” “Incili Kavak romanina bir Alman kahraman koymak nereden akliniza geldi?” “Frankfur Kitap Fuarindaki kataloglarda, kitaplarinizin tanitim yazisi neden Almanca degil de Ingilizceydi?” “Kitaplarinizin tamami Almanca’ya ne zaman cevrilecek?” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukaridaki sorular yabanci ogrencilerden gelen sorularin bir bolumuydu. Sturmis Schule’deki cocuklar(Turkler de) duzey olarak oldukca iyilerdi. Turk Cocuklari da benim Turk olmam dolayisiyla, son derece gururluydular. Onlar da oturdugum kent, ulkemizdeki yasitlarinin kitaba olan ilgisi ve okudugum oyku(Kara Bulut oykusu ve Duslerin Otesi romanindan iki sayfa) ile ilgili guzel sorular sordular. Ayrilirken, beni cikolata ve ciceklerle ugurladilar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gun gittigim Cono-Raabe-Schulede ve Harpschule’de Turk siniflari ile soylesiye basladim. Bes Turk sinifi vardi ve bu soylesiler bes gunumu aldi. Oradaki Turk Cocuklari, duzey olarak oldukca dusuktu. Sorulardan birkac ornek verirsem, ne demek istedigimi daha iyi anlarsiniz saniyorum: &lt;br /&gt;“Yazmak icin neden bu kadar ugrasiyorsunuz?” “Bu isten cok para kazaniyor musunuz?” “Ben okumak istemiyorum. Annem zorla okula gonderiyor. Okuyup de ne olacak?” “Peygamber efendimizin hayatini da yazdiniz mi?” “Kuran okumayi biliyor musunuz?” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukaridaki sorular en ilgincleriydi. Guzel sorular da vardi kuskusuz, ama o kadar azdi ki… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorulari en uygun sekilde yanitladigimi saniyorum ki cocuklarla cok iyi dost olduk, Disarda, alisveris merkezlerinde beni gorduklerinde, kosarak yanima gelip sariliyorlardi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, Turk, Alman, Yugoslav, Italyan ve diger yabanci ogretmenlere iki saatlik bir sunum yaptigimi ve onlarin sunumdan cok etkilendiklerini de eklemeliyim. Konu; Turk Cocuk Edebiyati &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanya cok soguktu. Kar-kis derken sonunda biraz rahatsizlandim ve Stanhau ile Welberg soylesilerini geri cevirmek zorunda kaldim. Oysa Stanhau Grimm masallarinin besigiydi ve orayi gormeyi istiyordum. “Bir baska sefere” deyip trene bindim. Almanya soylesilerim planlanandan zaten uzun surmustu ve Bruksel’deki programim baslamak uzereydi. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Gozlerim, yol boyunca, yemyesil cimenler ya da karli orman goruntuleriyle senlendi. &lt;br /&gt;                                                                                  30.11.2008, Bruksel &lt;br /&gt; &lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-6523833876469620036?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/6523833876469620036/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=6523833876469620036&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/6523833876469620036'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/6523833876469620036'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2008/12/almanya-izlenimleri.html' title='ALMANYA İZLENİMLERİ'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-4474364291312473070</id><published>2008-11-11T06:56:00.000-08:00</published><updated>2008-11-11T06:58:22.310-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZLENİMLER'/><title type='text'>27. İSTANBUL KİTAP FUARININ ARDINDAN</title><content type='html'>FUARIN ARDINDAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dokuz günlük bir fuarı daha geride bıraktık. Ülkemizdeki kötü gidişin tersine, fuara ilgi daha yoğundu bu yıl. Standlar doldu taştı. Ben de okuyucularımla bol bol söyleşme olanağı buldum.&lt;br /&gt;Fuar süresince İstanbul'da oturmuş bir okuyucu kitlem olduğunu gözlemek, beni mutlu etti; hem de epeyce kalabalık bir kitle. Daha önceki yıllarda okudukları kitaplarla ilgili beğenilerini sunmaya gelenleri mi dersiniz, benimle fotoğraf çektirmek için yarışanları mı, yeni kitaplarımı almak için birbiriyle yarışanları mı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fuarda pek çok dostla da görüşme ve söyleşme olanağı buldum. Hamdullah Köseoğlu, Mehmet Güler, Savaş Ünlü, İncila Çalışkan, Mehmet Erdoğan,Nur İçözü, Aytül Akal, Mavisel Yener, Ayla Çınaroğlu, Canan Tan,Zeynep Oktuğ, Berrin Çoruk Aksu, Filiz Tosyalı, Nuran Turan,H. Hüseyin Yalvaç, Kadir İncesu, Tekin Gönenç, Seviye Merih, Aydın İleri, Bilgin Adalı, Nedime Köşgeroğlu(Adını unuttuğum dostla beni bağışlasın)...bunlardan bazılarıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 Kasım Salı günü Edebiyatçılar Derneği adına, GÜNÜMÜZ ÇOCUK EDEBİYATINA GENEL BAKIŞ, başlığı altında bir panelimiz vardı.Nemika Tuğcu, Hasan Güleryüz, Yahya Türkeli, Şebnem Sema Tuncel ve ben konuşmacılardık. Şebnem gelemediği için onun bildirisini de ben sundum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"...Bu alan, yıllarca boş bırakılmış, gereği ve önemine inanılmamış, çocuklar için ayrı bir edebiyat olamayacağı düşüncesi kabul görmüştür. Bakınız, bir italyan Atasözü ne diyor: "Küçük çocuklar baş ağrısıdır. Büyüdüğünde kalp ağrısı olurlar." Çocukları masal ve fabllarıyla büyüleyen La Fontaine bile,"Çocuklar acımasızdır." demiştir. Ünlü ingiliz düşünürü Francis Bacon, "Çocuklar, babaları için bir ayakbağıdır." demiştir. Dünyada bu düşünce yaygınken, çocuk edebiyatının gelişmesini nasıl bekleyebilirdik ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizdeki durumun da çok farklı olduğunu sanmayın. Tarihteki ilk önemli eserimiz Kutad-gu Bilig' de Yusuf Has Hacip şöyle diyor: "Kızlar hiç doğmasalar daha iyi olur. Kız çocuk doğarsa, iyisi mi toprak ananın bağrına düşsün, yaşadığı ev mezarlığa yakın olsun." En yaygın atasözlerimizdeki iğrençliğe bakar mısınız? "Dayak cennetten çıkmadır" "Kızını dövmeyen dizini döver." Doğu ve Batı uygarlığı bir olmuş, yüzyıllarca, çocuğu baş belası görmüştür. Bu anlayış son yıllara kadar pek değişmemiştir. Yüz yıl kadar önce Avrupa'da, sonra da bizde yavaş yavaş çocuk edebiyatının önemi anlaşılmaya başlanmış, bu alanda eserler verilmeye başlanmışsa da ilk eserler, çocuğa öğüt vermekten öteye gidememiştir. Çünkü çocuk, büyüklerin küçültülmüş birer kopyası olarak görülmüş, onun ayrı bir birey olduğu düşünülmemiştir." den başlayarak günümüz çocuk edebiyatı üzerine düşüncelerimi dillendirdim. Gerici düşüncelerin çocuk kitapları pazarını ele geçirme çabalarından iyi örneklere kadar, kısaca konuştum."...Bir çocuk kitabını büyükler de beğeni ve zevkle okuyabiliyorlarsa, çocuk edebiyatından söz edebiliriz." diye bitirdiğim konuşmamın sonunda, diğer konuşmacı arkadaşlarımla birlikte, tıklım tıklım dolu olan salondaki dinleyicilerin kafasında soru işaretleri bıraktığımızı düşündüm; biraz da kafalarındaki soruların bir kısmını yanıtladığımızı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salondan çıktığımda, okuyucularım hemen kapının önünde yine beni bekliyorlar; ellerindeki kitaplarımı (Düşlerin Ötesi) imzalatıp bir an önce servise yetişeceklerini söylüyorlardı.Ayrıca, fuarın son üç gününe yetişse de iki yeni kitapla okurlarımın karşısında olmak( GEZEGENLER ARASINDA 1-2), beni ayrıca mutlu etmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derneğimizin standında Frankfurt Kitap Fuarı'nda sergilenen ingilizce kataloğu da görme olanağım oldu. Emeği geçen herkese gönülden teşekkürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dahaki fuarda görüşmek dileğiyle...&lt;br /&gt;Sevgiyle kalın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-4474364291312473070?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/4474364291312473070/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=4474364291312473070&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/4474364291312473070'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/4474364291312473070'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2008/11/27-istanbul-kitap-fuarinin-ardindan.html' title='27. İSTANBUL KİTAP FUARININ ARDINDAN'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-2712316155904164498</id><published>2008-10-29T08:20:00.000-07:00</published><updated>2008-10-29T08:23:31.139-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZLENİMLER'/><title type='text'>ADIYAMANLI ÇOCUKLARDAN SELAM VAR-2</title><content type='html'>EĞİTİMİ BAYRAM YAPABİLMEK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- ADIYAMAN-BESNİ İZLENİMLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde eğitim bayramının kutlandığını hiç duymuş muydunuz?&lt;br /&gt;Ülkemizde yıllardır İlköğretim Haftası adı altında etkinlikler düzenlenir. Okulların açıldığı ilk hafta yapılan bu etkinlikler, şiirlerle kutlama ya da ders etkinlikleriyle sürer. Okul sınırlarının dışına pek taşmayan bu etkinliklerden, doğal olarak, halkın pek haberi olmaz. Ya bu kutlamaları bayram haline getirirsek neler olur, hiç düşündünüz mü? Bir de halkın tamamını kucakladığını görürsek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte, geçtiğimiz günlerde(22-26 Ekim) biz bu olaya tanık olduk. On yıldır Eğitim Bayramı'nı kutlayan Besni'nin konuğuyduk.Gözlerimiz de gönüllerimiz de aydınlandı. Biz Kim miyiz? Çocuk edebiyatı yazarlarından İncila Çalışkan, Nurettin İğci ve ben Ayşe Yamaç. Ayrıca, Nasrettin Hoca 800 Yaşında Karikatür Sergisi, Eşekli Kütüphane Fotoğraf Sergisi ve kitabıyla en genç yazarlarımızdan Aydın İleri de bizimle birlikteydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlçe merkezine asılan duyurularla program tüm ilçe halkına duyurulmaya çalışılmıştı. Programı incelediğimde, yoğunluğu karşısında şaşırmadığımı söylesem yalan söylemiş olurum. Neler yoktu ki!.. Kitap fuarı ve bizim imza günlerimiz, Prof Dr Alparslan Işıklı'nın ÜLkemizde Eğitimin Güncel Sorunları konulu konferansı,Doğuş Üniversitesi Sanat Tasarım Fakültesi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İsmail Kaya'nın Resim ve Çocuk Kitapları Sergisi,Prof Dr. Ayşe Ferda Ocakçı'nın Aile İçi İletişim konulu konferansı,IBB Kültür A.Ş Genel Müdürü Nevzat Bayhan'ın Toplum ve Kültürümüz ile Eski Milli Eğitim Bakanlarımızdan Namık Kemal Zeybek'in Hoca Ahmet Yesevi ve Milli Kültürümüzdeki Yeri konulu konferansları; Latif Doğan, Sabahat Akkiraz ve Betül Çağlar'ın halk konserleri... Bütün bunların yanında tüm öğrencilerin ve halkın katıldığı Eğitim Bayramı Yürüyüşü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylesine bir coşkuyu görüp de gönlü de gözü de aydınlanmayan olur mu? İşte ben ve arkadaşlarım da bu coşkunun bir parçası olmaktan mutlu ve gururluyduk. Gülüşlerimiz, yüreğimizdeki aydınlığı yüzümüze yansıtıyordu. Zaten, havaalanına ayak bastığımız andan başlayarak, tüm bayram süresince, başta İlçe Kaymakamı Sayın Hulusi Şahin olmak üzere, tüm Besnililerin sıcak ilgisi ve konukseverliği karşısında yüreğimiz sıcacık olmuştu. Özellikle de Kaymakam Bey ve eşinin kitap fuarına özel ilgi göstermeleri, kendileri ve çocukları için bol bol kitap almaları bizi mutlu etmişti. Yalnız onlar da değil üstelik; bizi yakın bir aile dostu gibi karşılayıp son ana dek yanımızdan ayrılmayan fuar sorumlusu Taner Dağtekin ve ailesi, komisyon üyeleri Mustafa Bey, Süleyman Bey, Hasan Tosun Bey, Eski Milli Eğitim Müdürü Resul Bayhan, yeni Milli Eğitim Müdürü Mehmet Aslan; öğrencileriyle tek tek ilgilenip kitap seçimlerine yardımcı olan örnek öğretmenler Zeyrek Üstün ve Kız Meslek Lisesi Çocuk Gelişimi Öğretmeni Aysel Karadayı... belleğimizdeki yerlerini çoktan almışlardı. On beş gün önce bizi ilçesinde ağırlayan Gölbaşı Kaymakamı'nın ziyareti de çoşkumuzu arttıran önemli unsurlardandı.Ayrıca Nukdat Bey, Abdurrahman Beyler de Gölbaşı'ndan tanıdığımız dostlardı ve bizi hiç yalnız bırakmadılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bayramda izlediğim önemli olgulardan birisi de Türkiye'nin neresinde olursa olsun, ilçelerini destekleyen ve bayram için gelen Besnililerin ilçelerine olan düşkünlüğü... İstanbul'dan, İzmir'den, Ankara'dan ilçelerine koşan Besnililer... Bunlarba birisi de Besni'nin yöresel yemeklerini bize tatırmak için durmadan çabalayan Koza Yayınları Temsilcisi Sevgili Ergün Kaplan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzelliklerin hangisini anlatayım ki? Belki de bu etkinliğin kusursuz olduğunu düşündürttüm size. Hayır! Kusurların en büyüğü okullarda imza konusunda yeterli duyurunun yapılmamış olması; Bakanlık Müsteşarından Adıyaman Valisine dek bürokratların çoğunluğuyla öğretmen ve öğrencilerin müze gezer gibi, kitapları izleyip çıkmaları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En iyisi ben, güzellikleri anlatmayı sürdüreyim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlçeye vardığımız ilk akşam Endüstri Meslek Lisesi yatılı öğrencileriyle yaptığımız söyleşi, "İyi ki gelmişiz!" dedirtmişti bize. Özellikle de bir öğrencinin, "Neden hepiniz birden geldiniz? Keşke tek tek gelseydiniz de sizleri sık sık görebilseydik!" sözleri, genç yüreklere ulaştığımızın bir göstergesiydi sanki. Ertesi akşam Yatılı Kız Yurdu'nda da yaptığımız söyleşinin tadıysa, hala damağımızda. Genç kızların bizi sevgi gösterileriyle uğurladığını ve daha biz çıkmadan kitap okuma listeleri yapıldığını söylesem, başka söze gerek yok sanırım; bir de yıllar önce yayımlanmış kitaplarımızı okuyup bizimle karşılaştığında gözlerine inanamayan, ilk gün aldığı kitabı hemen okuyup bize beğenisini anlatacak sözcük bulamayan okurlarımızın olması...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemize, gözlerimize ve gönüllerimize bayram coşkusu yaşatan Besnililere, Besni Kaymakamı Hukusi Şahin'e, Besni Eğitim Vakfı başkan ve üyelerine, Besni Belediyesine, ADD ve Halk Eğitim Merkezi yetkililerine sonsuz teşekkürler. Gelecek yılki bayramda kitapla olan dostluğu biraz daha gelişmiş görmek dileğiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayşe Yamaç, 27.10.2008, İstanbul&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-2712316155904164498?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/2712316155904164498/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=2712316155904164498&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/2712316155904164498'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/2712316155904164498'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2008/10/eitimi-bayram-yapabilmek-2-adiyaman.html' title='ADIYAMANLI ÇOCUKLARDAN SELAM VAR-2'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-3992555701486568110</id><published>2008-10-16T04:37:00.000-07:00</published><updated>2008-10-16T04:40:05.258-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><title type='text'>SES BAYRAĞIMIZIN SESİ</title><content type='html'>SES BAYRAĞIMIZIN SESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçimden yağmurlar geçiyor, sellerinde yittiğim. Mavi Kuşa Ağıt yazan bir koca çınarı uğurluyorum sonsuzluğa. “Siz dal üstündeydiniz, uyuyordunuz belki/ siz vurulmadınız belki”* ama bir dalım daha kırılıyor benim, yiten her değerle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**“İşte karanlık büyümüştür,” onun yokluğunla. “Dağ daha dağ/su daha su/yıldız daha yıldız olmuştur ötelerde.” O da yıldızlara karışıp gitmiştir, gönlümüze bir ses bayrağı bırakarak. Daha da koyulaşmıştır bir türlü yırtamadığımız karanlık, onun da bırakıp gitmesiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İşte karanlık büyümüştür” koca bir çınarın daha devrilmesiyle. Yeni dizeleri çiçeğe durmayacaktır artık, yeni dalları sürgün vermeyecektir kitap kitap. “Göklere, göklerin karasına karışmıştır kocaman.” Gönüllerimizi de peşi sıra sürükleyerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa,* “ne zaman bir yaban arısı çiçeğe konduysa, emdiyse üzümünü yaz boyunca,” oradaydı o. Dize dize çağlardı hemen. Çağların dışındaki söz buluşmaları ondan sorulurdu, aydınlığın karanlığı kovacağına olan inancı o pompalardı şiir şiir.* “Küçük bir otun yeşere yeşere/kocaman göğü köpük köpük yürüttüğünü” de gören oydu, “Her gece yavaşça/Yatağınıza girerken/Karanlığa karşı/Anılarınızla ağarırsınız/” diyen de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrenin açık kalmış kapısından girip yine aynı kapıdan çıkarken aydınlığı bırakıyor bize şiirleriyle. Yine kendi sesi yankılanıyor belleğimde: “Abartılmasın tasalar yaslar haydi/ Kurtulmak biraz öncesinden haydi /Haydi sevgide karanlıkta nerde olursan ol/Haydi bulunulan yerden başlamak”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulunan yerden başlıyorum yeniden. Yas tutmanın zamanı olmadığını haykıran ses bayrağımızın sesiyle.&lt;br /&gt;16.10.2008, Eskişehir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fazıl Hüsnü Dağlarca (* Haydi’den **Yenilen Büyür’den.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-3992555701486568110?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/3992555701486568110/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=3992555701486568110&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3992555701486568110'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3992555701486568110'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2008/10/ses-bayraimizin-sesi.html' title='SES BAYRAĞIMIZIN SESİ'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-5087652687963598735</id><published>2008-10-13T11:32:00.000-07:00</published><updated>2008-10-13T11:36:17.064-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZLENİMLER'/><title type='text'>ADIYAMANLI ÇOCUKLARDAN SELAM VAR</title><content type='html'>1- GÖLBAŞI İZLENİMLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayram tatilinin ikinci günü… Çocuklarımla keyifli bir alışverişteyiz. Birden, telefon çalıyor. Yayınevimden bir ses: “ Adıyamanlı çocuklarla söyleşmek ister misiniz? Bayramdan hemen sonra… Üç günlük bir çalışma.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçimden yükselen heyecana engel olamıyorum. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da çalıştığım yıllar geliyor aklıma. O yörelerdeki yoksulluğu, yoksunluğu, kitaba olan açlığı biliyorum. Fazla düşünmeden kabul ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Valizimi hazırlayıp bayram tatilini bitiren çocuklarımın arabasına yerleşip İstanbul’un yolunu tutuyorum; üç gün sonra da Adıyaman’ın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havaalanında bizi karşılayan kaymakamlık görevlisi, Gölbaşı’na gideceğimizi söylediğinde, o zaman dek hangi ilçeye gideceğimizi bile merak etmediğimi düşünüyorum. Sık sık sorduğumuz sorularla Gölbaşı’nın otuz bine yakın nüfusu olduğunu, ilçe halkının okuma yazmaya düşkün olduğunu; verimli topraklarında üzüm, nar, incir ve tahıl yetiştirildiğini öğreniyoruz. Öğreniyoruz, diyorum çünkü bu yolculukta yalnız değilim. Yazar arkadaşım Sevgili İncila Çalışkan da yanımda. Yol boyunca bir karışı bile boş olmayan toprakları, meyve ağaçlarıyla süslü tepeleri hayranlıkla izliyor; tertemiz havayı doya doya soluyoruz. Sürücümüzün sevgi ve saygı dolu yakınlığı, çay molasında içtiğimiz çayın tadını daha da güzelleştiriyor.&lt;br /&gt;Akşam yaklaşırken ilçeye ulaşıyoruz. Yorgunuz ama göl kıyısında sunulan nefis yemeği yemeden yatmamıza izin verilmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi sabah saat 07.30 olmadan otelden alınıyoruz. Bizi götürdükleri alanda büyük bir sürprizle karşılaşıyoruz: Meydanı baştanbaşa kaplayan bir kitap fuarı… Yüzlerce kitap… Gözlerimize inanamıyoruz. Bize ayrılan masaya oturup sabah çayımızı içerken ilçe kaymakamı, belediye başkanı ve bu işin asıl mimarı emekli öğretmen ve kırtasiyeci Taner Dağtekin’in sevgi ve saygı dolu sözleriyle karşılaşıyoruz; sonrasında da “Siz gerçek yazar mısınız? Buraya neden hiç gelmiyorsunuz?” diyen çocuk ve gençlerin yoğun ilgisiyle… Bir yandan bizleri ağırlamak için evlerine götürmek isteyen yaşlı kadınları kırmadan geri çevirmeye çalışırken bir yandan da kitaplarımızı imzalamayı sürdürüyoruz ve akşam olmadan tüm kitaplarımız neredeyse tükeniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç günün nasıl geçtiğini anlamıyoruz. Organik ürünlerin sergilendiği tarım fuarını bile gezecek zamanı güçlükle yaratıyoruz. Konserlerle diğer etkinliklereyse hiç katılamıyoruz. Ancak, sendikada öğretmenlerle içten bir söyleşi olanağı yaratıyoruz o kadar!&lt;br /&gt;Kitaplarımızı daha önce okul kütüphanesinden okuyanların yanı sıra, ilk gün alıp okuyarak heyecanlarını ve beğenilerini bize yansıtmaya çalışan okurlarımızın sevgi çemberi içinde kalıyoruz. Sonunda, yoğun ısrarlara dayanamayıp, 22 Ekim’de başlayacak olan Besni Kültür ve Sanat Festivali’ne de gelmeye söz veriyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okurlarımızın yanı sıra SMG Yayınları temsilcisi Sevgili Kenan Taşbilek’i, Koza Yayınları temsilcisi Sevgili Ergün Kaplan’ı, Yazar Etem Karaüzüm’ü, şair Mehmet Girişit’i, Final Pazarlama temsilcisi Abdurrahman Bey’i,amatör tiyatrocuları, bize özel konser veren müzisyen Ayhan Bey’i, Taner Bey’in eşi Sevgili Gülay Hanım’ı; en küçük fırsatta kitabımı okuyan emekli öğretmen ve fuar görevlisi Abdurrahman Bey’i, tahtacıları, tavacıları, tenekecileri, otistik M. Ali’yi, bizi yalnız bırakmayan emekli öğretmenleri tanıyor, tanıdıkça varsıllaşıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dördüncü gün… Dönüş için uçağa bindiğimizde, Gölbaşılı çocukların, gençlerin, öğretmenlerin ve tüm halkın sevgisiyle ne denli güçlendiğimizi düşünüp mutlanıyor; Kitabın girdiği yere silahın kolay kolay giremeyeceğini düşünüp mutluluğumuzu katlıyoruz.&lt;br /&gt;Eskişehir, 13.10.2008&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-5087652687963598735?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/5087652687963598735/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=5087652687963598735&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/5087652687963598735'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/5087652687963598735'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2008/10/adiyamanli-ocuklardan-selam-var.html' title='ADIYAMANLI ÇOCUKLARDAN SELAM VAR'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-3929011844840790224</id><published>2008-10-07T08:05:00.000-07:00</published><updated>2008-10-07T08:10:22.569-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZLENİMLER'/><title type='text'></title><content type='html'>AYŞE YAMAÇ&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;İÇİNDEN DENİZ GEÇEN SÖYLEŞİLER&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;26-27 Eylül 2008’de DKK Foça Deniz üssündeydim. Öykü ve masallarımla sıcacık söyleşilerimize giren deniz kokusundan bir nefes de size sunmak istedim.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu söyleşinin asıl mimarı Sevgi Koşaner’dir. İçinden Deniz Geçen Masallar çalışmasını geçtiğimiz yıl başlatan Sevgi, bu yıl da bu çalışmayı deniz izcileri için yaşama geçirme önerisi almış, çalışmanın bir ayağı olan okur-yazar buluşması için de bazı yazar arkadaşlarla birlikte beni de çağırmıştı. Diğer arkadaşlar gelemeyince, söyleşiyi tek başıma yapmak zorunda kaldım; ama bundan yakındığımı sanmayın sakın! Öylesine dolu dolu bir söyleşi oldu ki, yorgunluğum da keyifliydi, çalışmanın diğer ayaklarını izlemek, Foça’yı doya doya gezmek ve Sevgi’nin çektiği bulut fotoğraflarını izlemek de…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;26 Eylül Cuma sabahı Sevgi, ben ve Sevgi’nin yeğeni kağıt katlama sanatçısı Şenkal Kileci,askeri araçla İzmir’den alındık.Onurumuza verilen öğle yemeğini komutanlarla birlikte Karamürselbey gemisinde yedik. İlk kez askeri bir gemi görüyordum. Geminin görkemi de askeri personelin bize olan ilgisi de her türlü sözün üzerindeydi. Kahvelerimizi içip gemiyi gezdikten sonra, Foça’ya döndük. Ben dinlenmek için otele, Sevgi ile yeğeni de ertesi günün hazırlıklarını yapmak için deniz müzesine gittiler. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Birkaç saat dinlenip Eskişehir_İzmir yolunun yorgunluğunu üzerimden attıktan sonra, Sevgilerle birlikte Foça’yı gezmeye çıktık. Sevgi, gördüğü her bulut ve günbatımı görüntüsünü fotoğraflamak için durmadan çalışırken ben de Foça’nın güzelliğinin tadını çıkarıp sıcakkanlı Foçalıları hayranlıkla izliyordum. Sonunda akşam yemeği için yerimizin ayrıldığı sahildeki lokantaya gidince ne denli yorulduğumu ayrımsayabildim. Çok güzel bir akşamın ardından otelimize döndük.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu arada, bir ayrıntıyı anlatmadan geçemeyeceğim: Foça ‘nın bir tepesinde nöbetçi kulübeleri var. Bunlar uzaktan keçi görüntüsü veriyor; hem de Süleyman Bulut’un KAYABEYİ isimli kitap kapağındaki resmin aynısı… Süleyman Bulut ve Mustafa Delioğlu’nun kulaklarını da epeyce çınlattık.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ertesi sabah bizi arabasıyla alması gereken Barış Binbaşı gecikince otel sahibinin bizi arabasıyla müzeye dek götürmesi, üstelik de bunu kendisinin önermesi Foçalıların sıcakkanlılığı konusundaki düşüncelerimi pekiştirdi. Müzeye(Denizciliği Tanıtma Sevdirme Yaygınlaştırma Merkezi) vardığımızda İzmir’den gelecek resim ve baskı ekibi de hazırdı. Müzeyi gezdikten sonra herkes işinin başına gitti, ben de söyleşilerime başladım.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yaklaşık yüz öğrenciyle, üç grup halinde söyleşi yaptım. Bu öğrenciler, köylerden katılan deniz izcileriydi. İçinden deniz geçen masallar ve öyküler okudum. Söyleşilerimi komutanlar, Foça Kaymakamı, Cumhuriyet Savcısı ve komutan eşleri de izledi. Hepsinin ilgisi de yoğundu; özellikle çocukların sordukları sorular, öyküleri sonuna dek soluksuz dinlemeleri beni çok mutlu etti.&lt;br /&gt;Öğleden sonra, kağıt ve kumaş boyama çalışmasına komutan eşleriyle birlikte ben de katıldım. Bu çalışma öylesine zevkliydi ki, hepimiz çocuklar gibiydik. Özellikle de okumasını yaptığım İKİ YUNUS adlı öykümü çağrıştıran iki yunus boyadım ki sormayın gitsin! Elif Yeşil ve Yeşil Sanat Evi ekibinin özverili çalışmasını da söylemeden geçemeyeceğim. Bize ne yapacağımızı sabırla anlatıyordu çünkü.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sevgi ile yeğeninin hazırladığı İçinden Deniz Geçen Kağıtlar sergisi de büyüleyiciydi. Sevgi bu kağıtlardan hazırlanmış bir tabloyu , ben de okuduğum kitapları müzeye armağan ettik. Ayrılırken, yeni bir çalışma için sözleşmiştik bile…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İşimiz bittikten sonra Ertuğrul gemisine götürüldük. O gemiyi de bütünüyle gezip kahvelerimizi içtikten sonra, askeri araçla izmir’e döndük. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sevgi’den ayrılıp otobüse bindiğimde yüreğim sıcacıktı. Başta Sevgi Koşaner ve Amiral Fatih Bey olmak üzere, bu çalışmada emeği geçen herkese gönül dolusu teşekkürlerimi yolladım.&lt;br /&gt;5 EKİM 2008, İstanbul&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-3929011844840790224?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/3929011844840790224/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=3929011844840790224&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3929011844840790224'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3929011844840790224'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2008/10/aye-yama-iinden-deniz-geen-syleiler-26.html' title=''/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-7827436007654575625</id><published>2008-09-09T03:10:00.000-07:00</published><updated>2008-09-09T03:12:47.268-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>ZAMANSIZ</title><content type='html'>zamansız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zamansız bir sevda tutuştururken kanımı&lt;br /&gt;sığmazken yüreğim göğüs kafesine&lt;br /&gt;bir kent ağıda durur&lt;br /&gt;kentte kadınlar&lt;br /&gt;içimde&lt;br /&gt;doğururum sevdaları&lt;br /&gt;ya bin yıl sonra&lt;br /&gt;ya bin yıl önce&lt;br /&gt;bu yüzden aşk ölür&lt;br /&gt;karşılaşma&lt;br /&gt;enkaz döneminde&lt;br /&gt;hüznünü sırtlamışım yılların&lt;br /&gt;suyu tutuşturur dumanım&lt;br /&gt;seni tutuşturur&lt;br /&gt;yüreğimdeki yaralar&lt;br /&gt;kimbilir kaç kerem’in gözyaşı&lt;br /&gt;kaç aslı’nın külüdür&lt;br /&gt;yürüdüğüm yollar eskir&lt;br /&gt;söz eskir boşluğa savurduğum&lt;br /&gt;her akşam azalırım bir parça&lt;br /&gt;her yarın biraz daha eskirim&lt;br /&gt;geleceğe susmam ondandır&lt;br /&gt;ondandır soruları duymazlığım&lt;br /&gt;bu sevda deli&lt;br /&gt;bu sevda zamansız sevgilim&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-7827436007654575625?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/7827436007654575625/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=7827436007654575625&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/7827436007654575625'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/7827436007654575625'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2008/09/zamansiz.html' title='ZAMANSIZ'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-6658970893053961688</id><published>2008-08-23T02:43:00.000-07:00</published><updated>2008-08-23T02:54:52.510-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BASINDAN-HAKKIMDA'/><title type='text'>Sokaklar Düş Yangını</title><content type='html'>&lt;strong&gt;SOKAKLAR DÜŞ YANGINI&lt;br /&gt;-------------------------------------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;Mehmet GÜLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayşe Çekiç Yamaç, çocuk ve gençlik yazını alanında hızla yükselen yazarlarımızdan birisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hızla yükselmek" deyimi birtakım olumsuzlukları, yapaylıkları, kendi öz gücüne dayanmayan itişleri, çekişleri, hormonlanışları içerebilir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hızlı yükselmek" kalıbını o anlamda kullanmıyorum. A. Ç. Yamaç'ın yükselişi yapaylıklardan uzak. Her şey kendi emeğiyle, öz gücüyle ilintili. Yakından tanıdığım için biliyorum; gece/gündüz okuyarak, yazarak, tartışarak, eleştirerek, panel ve söyleşi ortamlarına girerek, herkesten önce kendini eleştiri süzgecinden geçirerek, her şeyin en iyisini ben yaptım havalarına girmeyerek, yazınsal yaşama sonuna dek asılarak, kendi kendini sürekli yenilemesini, aşmasını bilerek başarıyor bu yükselişini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başarı grafiğini başkalarının destek ve torpiline odaklamadığı gibi, kaba bir çalışkanlığa ve inatlaşmaya da dayandırmıyor. O, "hızla yükselirken" bir umudun, direncin, eleştirinin, iyimserliğin ortamında kendi kendini var etmesini biliyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğrusu az şey değil bunlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SOKAKLAR DÜŞ YANGINI(1)&lt;br /&gt;Pek çok yazar sokakları, tinercileri, balicileri anlatmıştır. Ama bunu ilk gençlik çağındaki çocuklara çok az yazar anlatmıştır. Her şeyden önce sevimli bir konu değildir bu. Pek çok hassasiyetleri vardır. Hatta yazar iç için handikaplarla, tehlikelerle doludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tinerci çocukları yazmanın handikabı, tehlikesi de nerede, diye bir soru aklımıza gelebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rakamlara vurulduğunda, İstanbul'da 2.200, Türkiye genelinde 500 bin sokak çocuğunun olduğun biliyoruz. Bu rakam insani açıdan çok yüksek, edebiyatın Pazar alanı açısından düşük bir rakamdır. Yazdığınız kitabı bu beş yüz bin insanın okumayacağını düşünürseniz, Pazar alanı iyice daralır. İşte size bir handikap. Onları yazmakla bir anlamda boşluğa taş atmış gibi oluyorsunuz. İşin güç ve zor yanı, bu alanı şaşmadan, yanılmadan, kırılmadan doğru anlatmaktır. Her türlü belalarla, kötülüklerle dolu bir alanı anlatmak zordur. O kesime tam olarak ulaşamazsınız. Bu çocuklar arasında ne kadar gözlem yapsanız da çoğu şeyi yine düşüncelerimize, duygularımıza havale etmek zorunda kalırsınız. Belleğimiz ve duygularımız her an yanıltabilir bizi. Gerçekler istemeden gölgelenebilir, çarpıtılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, tinerci çocukların dünyası tehlikelerle dolu kapalı bir kutudur. Alanın doktorları bile gerçekleri bire bir öğrenmekte çok zorlanırlar. Ayrıca toplum/okur böyle bir alanla kolay kolay yüzleşmek istemez. Yazar olarak bu kesimi doğru anlatabilmek için onların ekonomik-sosyolojik-psikolojik sorunlarını doğru bilmeniz gerekir. Bunu başarabilmek için çocukların aileleri arasında da yaşamanız gerekebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapalı bir kutuya dönüşen bu dünyada sorunlar etik, estetik ve eğitsel açıdan kördüğüm olduğu için bu dünyanın gizini her yazar çözemez. Kısacası, yazarın durumu, bembeyaz bahriyeli giysileriyle kömür ocaklarına dalmak gibidir. Kara, kirli ortamı anlatırken kendinizi, kaleminizi başlarda olduğu gibi apak tutamayabilirsiniz. Kendinizi de kaleminizi de türlü nedenlerle karartıp kirletebilirsiniz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A. Ç. Yamaç, daha önceki gençlik romanlarında da sosyal içeriklerle dolu, en zor, en çetin(Irak savaşı, baba oğul yabancılaşması) konuyu seçmiştir(Düşlerin Ötesi, Bu Yayınevi, 2006).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sokaklar Düş Yangını" adlı son romanında daha acımasız, daha katı, daha çok kanayan bir yaraya parmak basıyor yazarımız. Daha doğrusu kolunu sıvayıp dirseğine kadar kor ateşin içine daldırıyor. Bu yangınla pişe pişe, gerçeklerin kirli, acımasız, sevgisiz yüzüyle okurlarını tanıştırmaktan korkmuyor. Okurunu tutup sarsıyor, silkeliyor, gerçeklerle yüzleştiriyor. İçinizin bir yanını sürekli kanamaya açık tutuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pembe düşler peşinde koşan okurların A. Ç. Yamaç kolay kolay okuyacaklarını sanmıyorum. Ama anlatımdaki dil tadına, kocaman bir yürek sıcaklığına tanık olduktan sonra ellerinden bırakamayacaklarını da düşünerek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanın kahramanı Özgür, ayrılmak zorunda kalan anne babanın mutsuz, sevgisiz çocukları. Daha doğrusu sevilmediğini sanan, bu sevgiyi sokaklarda arayan çocuklardan birisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokaklar, tıpkı horoz şekeri gibi ona bir süre yalancı mutluluk verir. Yaladıkça altındaki oduna, sert dokuya çabuk ulaşır. Onları bu sert, keskin, yaralayıcı dokudan kurtaracak olan yine tiner(mazot), bali(bal) olacaktır. Onları çektikçe "uçacaklar", acılarını göreceli de olsa unutacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgür, arkadaşları tarafından aşağılandıkça, adam yerine konma duygusu, başardıkça, çete reisi olma arzusu kamçılanır. Her iki durumda da içinde yaşadığı hayatla daha da bütünleşir. Kirli, zor, acımasız yaşamın mengenesi her gün biraz daha sıkar onu: "…Bakışlarını karanlığa dikiyor. Ağzındaki sigara sönmeden sızıp kalıyor. Ağzından düşen sigara omzuna yapışıyor Tişörtünü delip tenini yakmaya başlıyor. Uykusunu bölmemden, yanan sigarayı bir eliyle iteliyor. Parmağını ağzında ıslatıp yanan yere sürüyor. Olduğu yerde yan dönüyor. Gecenin nemini çimlerle birlikte emen bedeninin sızılarını da duymadan uykusunu sürdürüyor(s.128).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgür, birkaç kez hastaneye yatırılıp rehabilite edilmek istenmesine karşın oralardan da kaçar. Bu yaşamdan kurtulmak için zaman zaman çaba gösterse de tutarlı bir irade ortaya koyamaz. Godoş adlı birinin yatağına düşmesi onu tümden yaralar, kahreder. Bu kez intikam alma duygusu diri tutacaktır onu kirli hayatın içinde..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgür, yaşamın katı, acımasız yüzü tarafından sürekli ezilirken, köleleştirilirken, düşlerine tutunmayı ihmal etmez. Düşlerinin öznesi, bir dönem babasıyla birlikte kırlarda uçurduğu uçurtmasıdır: "Şu en parlak yıldız uçurtmam olsun. Diğerleri de onun kuyruğu…Ben de uçurtmamın üzerinde… Gökyüzünün sonsuzluğunu dolaşıyoruz… Her yer yıldız ışıltısı…Kavga olmasın… Bıçaklar da zincirler de… Kimse beni ezmeye çalışmasın…(s. 123)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanı okurken yer yer duygulanıyor, öfkeleniyor, ağlıyor, seviniyor, umutlanıyor, düşler dünyasının içinde yüzüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sokaklar Düş Yangını", yürekli bir yapıt. Gerçekçi edebiyatın işlevi yürekli ve doğal olmak değil mi? Gerçeklerin üstüne bu denli gidebilmek doğrusu her yazarın harcı değil. Bu anlamda A.Ç. Yamaç'ın önünde şapka çıkarmaya değer…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜÇ KAHRAMAN&lt;br /&gt;"Sokaklar Düş Yangını"yla Ayşe Çekiç Yamaç yazarlık çıtasını daha bir yükseltiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar, deyim yerindeyse romanını gerçek anlamda sokağa çıkartıyor. Sadece çıkartmakla da kalmıyor, onu ayaza, soğuğa, ölüme, açlığa bırakıyor. Her türlü zorlukla, tehlikeyle, kirlilikle sınıyor. Bir başka deyişle, sokakların en kirli, en belalı, en dip noktalarının romanını yazarak farklı, zor bir yapıt ortaya koyuyor. Şükran Kurdakul'un bir dizesinde dediği gibi, bunca zorluklardan, yangınlardan "Ellerini kirletmeden geçmesini" de biliyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bize göre bu romanda anladığımız klasik anlamların dışında başka kahramanlar da var. Kuşku yok ki baş kahraman, romanın içindeki Özgür adlı çocuk. Aile ortamında itildiği, sevgisizlikler yaşadığı için kendini sokağa atan çocuğu baş kahraman saymak zorundayız. Özgür, evden çıktıktan sonra adı gibi özgür olmak istiyor. Mutluluğu tinerciler, baliciler arasında arıyor. Bir anlamda buluyor da. Yanıltıcı, yapay bir cennet yaşıyor bir süre. Yaşamın acımasız eli bir kez tırnaklarını geçirince, Özgür'ü içine alıp burgacında yemeye, eritmeye, yok etmeye başlıyor. Onun körpe bedeni, körpe ruhu aç kurtlar için iyi bir av olmaya başlıyor. Yiyenlerin haz aldığı, yenilenlerin giderek bağımlılık kazandığı bir dünya kurulmaya başlıyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu acımasız sokakların ikinci kahramanı bana göre romanın kendisi. O yaştaki çocuklara pembe düşler, renkli rüyalar gördürmek, romanı birtakım risklere atmaktan kurtarmak varken, Ayşe Çekiç Yamaç bunu yapmıyor. İnadına en kirli, en zor, en belalı yaşamın içine sürüyor romanını. En keskin bıçağın ağzında dolaştırıyor, mayınlı tarlalarda gezdiriyor. Romanını çok zor bir yaşam biçimiyle yüzleştirerek, anlatılması zor, tehlikeli, handikaplarla dolu bir ortama bilerek çekiyor. Roman bu zorluklarla biline bile pişiyor. Tıpkı birinci kahraman Özgür gibi çelikleniyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu romanın çevresinde üçüncü bir kahraman var ki o doğrudan yazarın kendisi. Edindiğimiz bilgiye göre, tam bir buçuk yıl tinercileri, balicileri, sokak çocuklarını gözlemiş Ayşe Çekiç Yamaç. Bu alandaki doktorlarla, terapi uzmanlarıyla konuşmuş. Sonra tüm bunları içselleştirmiş, annelik ve yazarlık duygularıyla besleyip varsıllaştırmış, oturup yazmış. İtiraf etmek gerekir ki bu bağlamda kahramanlıklardan bir tanesi, belki de en önemlisi doğrudan yazarın kendisine düşer. Tıpkı birinci kahramanımız Özgür, ikinci kahramanımız roman gibi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SONUÇ&lt;br /&gt;Doktorların hastanede kurtaramadıkları tiner, bali bağımlısı Özgür'ü teyzesinin çocuğu Kaya Ağabeyin sevgisi kurtarıyor en sonunda. Burasını abartılı bulmamak olanaksız. Sonuç itibarıyla, her tinerli çocuğu bir ağabeyin, ablanın sevgisi kurtarabilir yargısı çıkar ki bu da çok bireyci bir ileti olur roman için. Öyle de oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanda yer yer sarkmalar var. Özellikle uçurtmayla ilgili imgelerde görülüyor bu durum. Yazar, zaman zaman bir kişiye peşi peşine birden fazla konuşma imi kullanıyor. Ayrıca virgül, ünlem imini çok seviyor, gereğinden fazla kullanıyor. Yayınevinden kaynaklanan dizgi ve baskı yanlışları da bu kusura eklenebilir…&lt;br /&gt;Tüm bunlara karşın, ayakları yerde duran, gerçekleri tüm çıplaklığıyla önümüz seren, okuru iki yakamızdan tutup sarsan bir roman bu. Kitabı okurken, Norveçli ressam Edvard Munch'un "Çığlık adlı tablosunu, ya da İtalyan sinemasının en iyi örneklerinden birisi olan, Antaonio Frazzi'nin suça itelen çocukları anlatan "Certi Bambini" adlı filmini anımsamamak olmuyor. Dilerim bir gün de Ayşe Çekiç yamaç'ın "Sokaklar Düşler Yangını" romanı filme alınır. Neden olmasın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(1): Sokaklar Düş Yangını, Bu Yayınevi, Gençlik romanı, 2007, 250 sayfa)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet Kitap- 8 Mayıs 2008&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-6658970893053961688?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/6658970893053961688/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=6658970893053961688&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/6658970893053961688'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/6658970893053961688'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2008/08/sokaklar-d-yangn.html' title='Sokaklar Düş Yangını'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-3559477476641286320</id><published>2008-08-23T02:36:00.000-07:00</published><updated>2008-08-23T02:55:23.204-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>Yaz Şiirini</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;YAZ ŞİİRİNİ &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Ay ışığında yeşerir aşk. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Poseidon’um ben, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Dalgalar elimde tutsak. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Şimdi önünden geçen tank, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Babil’in asma bahçelerinde, uzak &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Korkular büyütür gözlerinde çocuklar. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Ölüm karanlık bir yar. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Ölüm amansız tuzak. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Miskete bürünmüş bombalar, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Ellerinde oyuncak. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Yaz şiirini ozanım yaz, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Bu karanlıkta tutuklanır aşk. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Mendil satar çocuk. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Kazancı, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;çocukluktan ödünç alınma umut. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Boyacı çocuk ellerini yıkar. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Ellerinden akmayan boyalar, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Yarınlara akar. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Yaz şiirini ozanım yaz, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Sarhoşluk, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Tiner torbalarında başlar. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Bak, bir güvercin havalandı daldan. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Sen, güzelliklerde yaşarsın. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Yaz şiirini ozanım, yaz. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Gülümsemelede açar tomurcuklar. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm -23.4pt 0pt 27pt; TEXT-INDENT: 27pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-3559477476641286320?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/3559477476641286320/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=3559477476641286320&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3559477476641286320'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3559477476641286320'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2008/08/yaz-iirini.html' title='Yaz Şiirini'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-5982809561306458394</id><published>2008-08-23T02:35:00.000-07:00</published><updated>2008-08-23T02:54:04.717-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BASINDAN-HAKKIMDA'/><title type='text'>Yaşamı Kırk Beş Geçe</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Beşparmak Dergisi, Temmuz-Ağustos sayısı. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm 6pt 63.65pt; TEXT-INDENT: 7.15pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“İPEK” &lt;/em&gt; KANATLI BİR KAPIDAN GEÇMEK!.. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;                                                                               &lt;u&gt;Ahmet GÜNBAŞ&lt;/u&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="TEXT-DECORATION: none;font-size:85%;" &gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Ayşe Çekiç Yamaç’ı, çocuk edebiyatına ilişkin ürünleriyle tanırsınız genelde. İçi dışı çocuk biri olarak. Ama yetişkinler için kaleme aldığı kısa öyküleri de yabana atmamak gerek. &lt;em&gt;Yaşamı Kırk Beş Geçe’&lt;/em&gt;yi (*) okuduğumda daha iyi anladım bunu. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Kitabı oluşturan otuz dört öyküyü okuduktan sonra, her nedense adı &lt;em&gt;İpek &lt;/em&gt; olan bir öyküde soluklanıp ipek kanatlı bir kapıdan içeri girdim. Orada yoğun bir yaşanmışlık rüzgârı çarptı yüzüme. Evet, o rüzgâr oradaydı, bir yerlere gittiği yoktu. İpeksi dokunuşuyla alıp büyülüyordu insanı. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyTextIndent"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Benim gözde kentlerimden birisi olan Bursa merkezli öykünün mekânı Koza Han’dı. Adını bilmediğimiz yaşlı kahramanımız öykünün kapısından şu tümceyle atıyordu adımını: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“Koza Han&lt;/em&gt;’&lt;em&gt;dan içeri girerken&lt;/em&gt;, &lt;em&gt;el yordamıyla, o eski, bildik çift kanatlı tahta kapıyı&lt;/em&gt; &lt;em&gt;aradı;  yoktu.”&lt;/em&gt; &lt;em&gt;(s:79)&lt;/em&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyTextIndent"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Evet, yıllar sonra o çift kanatlı ahşap han kapısından içeri süzülmeye çalışan yaşamını ipekten kazanmış bir ipek emekçisinin, daha doğrusu üreticisinin,  duygulanmaları ve kıyaslamaları üzerine kurmuş  öykünün çatısını Yamaç. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyTextIndent"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Bir kapıyı önemsemek nedir, ne değildir, derseniz, size, hatırı sayılır bir kaynaktan bazı bilgiler aktarayım: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyTextIndent2"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;“...Bu, Koza Han’ın ünlü taçkapısıydı!.. Dikdörtgen şeklinden şeklinde meşeden yapılmış, üstü bakır şeritlerle kaplanmış, iki kanatlı bir kapıydı bu!.. Yüksekliği yaklaşık dört&lt;span style="FONT-STYLE: normal"&gt; &lt;/span&gt;metreyi bulurken, eni de neredeyse üç metreydi...&lt;span style="FONT-STYLE: normal"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Böylesi koca kapının taştan kabartmaları ayrı bir güzellik vermişti taçkapıya!.Üç rengin ağır egemenliği vardı bu kapıda:Bütün yüzeyleri yeğni bir çipez rengindeydi. Yine bütün kapı ak saç örgüsüyle kuşatılmıştı... Kapıyı saran iç kemer de aynı şekilde bir saç örgüyle bezenmişti.” &lt;/em&gt;(**) &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Dahası var... Ben kısa kestim. Edip Canseverce söylemeniz gerekirse &lt;em&gt;“Kapı da kapıymış ha!” &lt;/em&gt; diyebilirsiniz çekinmeden ünlü ‘&lt;em&gt;masa&lt;/em&gt;’lı  şiirini değişikliğe uğratarak! &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Ve aynı yazıdan anlıyoruz ki Koza Han &lt;em&gt;“İpeğin, kozanın, tohumun harmanlandığı yer”&lt;/em&gt;miş! &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;İşte kahramanımız böyle bir kapının boşluğunu duyuyor. Ağır aksak ilerlerken, bastonuyla kapı çevresindeki betonlara çarpıyor. Ahşabın sıcaklığı betonun soğukluğuyla yer değiştirmiş. Sanki cıvıltılı bir zaman küstürülmüş de nobran bir zaman gelip oraya çöreklenmiş gibi. Nereden baksanız büyük bir ağrı! Ağrının ötesinde  kanayan bir yara!.. Yani kapının boşluğuna düşmek, bir yaraya düşmekle eşanlamlı. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Yaşlı kahramanımız, karşısına dikilen  değişkenliği sorgulamaya başlıyor derinden derine. İki farklı zamanı, nesnelerin değişen yüzüyle tartıyor inceden inceye. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Kahramanımız, kalıba konulmuş sesler dışında yaşamsal tınılarla oyalanmaktadır hâlâ. Bir tek çıtırtıyı bile atlamadan: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“...Bastonun ağaca dokunurken çıkardığı o kalın, tok ses, taşa dokunurken çıkardığı ince ama hoş sese, ipeğe dokunurken çıkardığı o tatlı hışırtı... daha da seyrek dokunur olmuştu kulaklarına.Hele de ipeğe dokunurken çıkardığı ses..” &lt;/em&gt;(s:79) &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Şimdi sıkı durun bir dizelik kocaman şiir bağışlanıyor okura: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“...İpeği kozadan sağarken duyduğu o yumuşak türkü...” &lt;/em&gt;(s:79) &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Buna, bir ipek emekçisinin yaşama aşk derecesinde bağlılığının sesi de diyebiliriz. Çünkü ipekle ilişkisindeki ritmi içselleştirmiş. Yoksa süt sağar gibi ipeği kozadan sağmak kimseye bir şey anlatmaz. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Yazar, daha yazısının başında ahşap bir kapıdan boşluğa düşürerek duyarlık incinmesine uğratıyor okuru. Yerinde yeller esen iki kanatlı ahşap kapının  eski halinden yola çıkarak hülyalı bir zamanda geziniyoruz. Düş gibi gelse de yaşanmışlığın erdemi çıkıyor ortaya. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Gözlerimizi kapayıp içimizin aynasında baktığımızda çok mutluyuz. Beton bir zamanla burun buruna geldiğimizde ise – yaşanmışlıkların da ağırlığıyla – tökezleyip safdışı oluyoruz birden. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Yazar isteseydi, hemen bizi böylesine bir düş kırıklığına uğratmaz, sözgelimi gelişim bölümü içinde yer alan şu tümcelerle girebilirdi öyküsüne: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“...Oğlunun yanında, küçük bir apartman dairesinde yaşıyordu. İyice yaşlanmıştı. Kendisine bakamaz diye,köye de göndermiyorlardı; çarşıya inmesine, bu hana gelmesine izin vermiyorlardı vs..” &lt;/em&gt;(s:81) &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Ne var ki böyle bir girişe eğilim duymamış yazar. Herkesin bildiği öykü karelerini bırakıp sıradanlığın ötesinde sarsıntıya uğratacak bir tümceye dönmüş yüzünü. Yaşlı adamın düştüğü zamansal uçuruma bizi de düşürmeyi başarmış. İç gözlemler eşiğinde dünle bugün arasındaki değişenlerin çetelesini tutarak ‘insani özü’ belirgin kılmış gelişim bölümünde. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Koza Han’daki değişimler  ne yazık ki yaşadıklarının üstünü örtmüş yaşlı adamın. Burada &lt;em&gt;“Hiçbir  şey eskisi gibi değil!” &lt;/em&gt; hayıflanmasına  kapılsak da değişmenin olumsuzlanmasına yol açan nedenlere bakıldığında ona hak vermemek elde değil. Teriyle-emeğiyle yuvalandığı tarihsel mekânın içinde, ortadan kaldırılan ya da orijinalliği bozulan nesnelerin yasını tutuyor. Kimi zaman bir akasya ağacını çınar gibi olumlayıp sineye çekse de, renk-koku-ses üçgeninde uğradığı yenilgiler sonuçta altüst ediyor tinselliğini. Anılardan süzülen yaşanmışlık tortusuyla oradan oraya koşturup duruyor. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Görünürde çok şey yer değiştirmiş ya da başkalaşmıştır. Çünkü Koza Han’ın işlevselliği değişmiştir. Örneğin hanla ipeğin bağı yine vardır. Ama ilişkiler biçim değiştirmiş; kolaycı, yapay bir düzleme kaymıştır. Eskiden ipek emekçilerin kozası sayılan bu han, artık bildik özelliklerden uzaktır. Kısaca ipekle ilgili bir alışveriş merkezidir. Aynı zamanda çay bahçesi işlevini gören tarihsel/turistik bir mekândır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Şimdi işlevi sona eren bir mekânın korunmasında nelerin değiştirilebileceği söz konusu edilebilir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Başta yokluğuyla yaşlı adamı adeta  bozguna uğratan, derinden sarsan iki kanatlı ahşap kapının (Ki adının &lt;em&gt;‘taçkapı’ &lt;/em&gt; olduğunu anlıyoruz) sızısı derinden yaralıyor herkesi. Çünkü  o kapının –bilene ve bilmeyene - anlatacağı şeyler farklı olabilir. Ama söylenildiğine göre yaşam izleriyle yüklü olduğu denli sanatsal bir değere sahiptir. Yaşlı adam, yaşam izlerini koklayarak duyuruyor bize onun varlığını ve yokluğunu. Ona göre birbiriyle ters, iki zaman dilimi (ahşap zaman/beton zaman) her şeyi anlatmaktadır bize. Ahşap zamanda gizlenenler daha sıcak ve cana yakındır insana. Beton zaman ise tüm yaşam izlerini kapatmıştır olanca ağırlığı ve vurdumduymazlığıyla. Ağız dil vermemektedir üstelik. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Koza Han’daki çeşmenin durumu  ise içler acısıdır. Yaşlı adamın bastonu yeni bir yarayı işaret etmektedir yine: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“... Bastonuyla ağacın dibindeki çeşmeye ve onun yalağına dokunmak istedi. Çeşme yerinde yoktu, ama suyun sesi duyuluyordu. ‘Daha büyük bir yalak mı yaptılar yoksa?’ diye düşünerek, önündeki beton duvarların çevresini, ellerini çekmeden dolaştı. ‘Yalağı büyütmüşler, çeşmeyi de yalağın ortasına almışlar’ diye mırıldanarak, sözlerini sürdürdü: ‘Bu yalak, o bildiğimiz yalaklardan değil. Son zamanlarda, havuz, dedikleri yalaklardan. Hiçbir işe yaramayan, atların bile su içemeyeceğini, kimsenin elini yıkayamayacağı, o büyük yalaklardan...” &lt;/em&gt;(s:80) &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Bildik bir kapıya erişmek, yük boşaltma sırasını beklerken atıyla bir ağacın altında dinlenmek, bu arada eski çeşmenin sesiyle tinsel bir dinginliğe kavuşmak!.. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;İşte, yaşlı adamın insani özünü dışavuran masumane özlemleri!.. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Yıllar sonra daha ilk adımda boşluğa düşüyorsa kabahat kimde acaba? &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Şayet Koza Han’daki zamanın nasıl evrildiğini merak ediyorsanız, özetleyerek sürdürelim: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“...O zamanlar çok koza gelirdi bu hana! Hanın bahçesi, koza çuvallarından geçilmez olurdu. Tartım da alım da da bu handa yapılırdı O yüzden de adı, kendiliğinden Koza Han oluvermişti.” &lt;/em&gt;(s:80) &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Durun bakalım, Koza Han’a yapışık başka durumları da ekleyelim saptamalarımıza: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“..Kozaların kokusu petunyalara, hüsnüyusuflara, hatmilere, peygamber çiçeklerinin kokusuna karışır,insanı sarhoş ederdi. Kozaları teslim edip de handan çıkarken bu kokuyu derin derin içine çeker, ertesi yıl gelmek üzere vedalaşırdı.” &lt;/em&gt;(s:80) &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Yaşlı adamın, çeşme başında atıyla konuştuğunu öğreniyoruz. Meğer dahası varmış: Hanla vedalaşmak! Kapısıyla, han odasıyla, ağacıyla, çeşmesiyle, kozasıyla, gürül gürül insan ilişkileriyle vedalaşmak!.. Gelecek yıl ürün teslimine değin Koza Han’ın dünyasını iple çekmek!.. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Böylece taşın, ağacın gizemini çözüyoruz  &lt;em&gt;İpek &lt;/em&gt;öyküsünde. Hepsinden önemlisi yaşanmışlığın dilini ele geçiriyoruz. Renklerin, seslerin, dokunuşların farkına varıyoruz esrik biçimde. Örneğin, hadi ipeğin  sesini unuttuk diyelim, kokusunu unutmak ne mümkün! Yaşlı adam Koza Han ilişkisinde dokunulan her nesneyi kişileştiren bir eğilim duyumsanıyor. Örneğin ağaca, taşa, ipeğe dokunmanın sessel yansımaları değişik anlam katmanları gizleniyor. Ağaç, taş ve ipek kişileştirmeye yakın durdukları halde, beton için aynı şeyi söyleyemeyiz. Sanki istem dışı bir çarpmadır betona dokunmak! &lt;em&gt;“İnce, çirkin, kulaklarını tırmalayan bir ses...” &lt;/em&gt;(s:79) olarak nitelenir bu  eğreti ilişkinin karşılığı. Kaldı ki eşinin ölümünden sonra oğlunun yanında küçük bir apartman dairesinde yaşamak zorunda kalması da yaşlı adamın, betonsu bir dünyaya sıkıştığının göstergesidir. Gayrı avlulu-bahçeli köylü geçmişinden kopmuştur ama  Koza Han’la konuşan bir yanı olmasa, hiçbir sıcaklığı kalmayacaktır yaşamın. Öyle ki geçmiş Koza Han’dan çözülerek dikilir karşısına. İpekle bütünlendiği günlerin erinci bambaşkadır doğrusu: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“...Handan çıktıktan sonra da bir süre, yeleğinin iç cebinde taşıdığı karısının el dokuması ipek yağlıkla terini silmeden önce, uzun uzun koklardı onu. Koza Hanı’nın kokusu, köye varıncaya dek bu yağlıkta saklı kalırdı sanki. Köye vardığında, ipeğin parasını vermeden önce ona sarılır, onun ipeği andıran yüzünü elleriyle okşar, elleriyle her çizgisini görür, gamzelerinde oyalanır, sonra bir kez daha sarılır;&lt;/em&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm 6pt 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;- Al Nazife’m, derdi. Bir yıllık nafakamız çıktı yine.” &lt;/em&gt;(s:81) &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyTextIndent"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Yaşlı adam, her Koza Han dönüşünde  koza satışından kazandığı evin nafakasıyla birlikte çocuklara akide şekeri getirdiğini, eşine de boncuklar armağan ettiğini, eşinin onları yazmalara işlediğini büyük bir şenlik olarak anımsar. Şimdi ipekle  kotarılan her şeyden yoksundur. El emeği ve göz nuruyla şekillenen güzellikler silinip gitmiştir yaşamından. Anılar koklanır mı bilinmez ama yaşadıklarını ipek kokusuyla birleştirerek ya da ipeğin kokusunu duyumsayarak anımsar o günleri. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyTextIndent"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Yaşlı adam, güçten kuvvetten de düşmüştür haliyle. &lt;em&gt;“Kendisine bakamaz diye, köye de göndermiyorlardı; çarşıya inmesine, bu hana gelmesine de izin vermiyorlardı.”&lt;/em&gt;(s:81) Ne var ki boncuklu yazmaların öyküsüne hayran kalan torunu Nazife’ye yazma armağan etmek bahanesiyle bağıra çağıra sokağa atar kendini. Ne denli oğlu, &lt;em&gt;“Orası senin bildiğin han&lt;/em&gt; &lt;em&gt;değil artık.”&lt;/em&gt; (s:81) dese de nelerin değiştiğini gözleriyle görmek istemiştir belki. Doğrusu bir şeylerin  kökten değişmiş olduğuna da inanmak işine gelmemiş de olabilirdi. İpek cenneti gibi algıladığı o gizli dünyası tümüyle yabancılaşmış olamazdı. Oğlu öfkeyle seslenmişti ardından &lt;em&gt;“Şimdi orası, dükkânların, mağazaların olduğu bir yer.” &lt;/em&gt;(s:81) diye. Seslenmişti de havasını almıştı. Yaşlı adam karlarıydı anılarının dehlizinde uzun boylu bir yürüyüşe. Hele Koza Han’ın kapısına bir ulaşsın, arkası gelirdi. İç sıkıntısı, yaşlılığı, yorgunluğu ossaat erir giderdi oracıkta. Daha taçkapının yokluğunda düş kırıklığına uğrayacağını nereden bilebilirdi? Ve ardından sökün eyleyen o felaketi!.. Yani torununa bir boncuklu ipek yazma almak için mağazaların birine girdiğinde kopan kıyameti!.. Mağazaya girene değin hanı kolaçan ederek tüm kokuları üst üste koymuş, arzuladığı kokuya ulaşamamıştı zaten. Felaket &lt;em&gt;“Geliyorum” &lt;/em&gt;diyordu sanki! &lt;em&gt;“Eksik olan, ipek kokusuydu. Kozaların kokusu...” &lt;/em&gt;(s:81) &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyTextIndent"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Neden sonra torununa boncuklu yazma almak için mağazalardan birine girecek, Koza Han’daki değişimin  yeni yüzüyle karşı karşıya kalacaktı: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyTextIndent"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“Ellerini, yazmanın üzerinde, boncuklarında uzun uzun gezdirdi. İpek olmasına ipekti, ama Bursa’nın ipeği değildi. O bildiği, yumuşaklığından, kokusundan tanıdığı  ipek... Tenini, bir kadın okşayışı gibi saran ipek...” &lt;/em&gt;(s:82) &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyTextIndent"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Yazmayı satıcıya   &lt;em&gt;“Bu bizim ipek değil.” &lt;/em&gt; değil diye geri uzattığında, aldığı yanıt son derece örseleyicidir: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyTextIndent"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“-Bu, Çin ipeği dede. Bizde ipek mi kaldı? Bu hem daha ucuz, hem daha güzel! Gözlerin görse, bunun daha iyi olduğunu anlardın.” &lt;/em&gt;(s:82) &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyTextIndent"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Buradan, yaşlı adamın gözlerinin pek iyi görmediğini de anlıyoruz ama o yürek gözünden (&lt;em&gt;‘gönül gözü’ &lt;/em&gt;demek daha iyi olurdu) emindir.  Görme yetisi zayıflasa da en azından koklama ve dokunma duyularını  öne çıkartarak bu açığı kapatmaktadır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyTextIndent"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Yaşlı adam gerek deneyimleriyle, gerekse  onun için yaşamsal değeri olan farklılıklarla tam bir duyarlık dersi vermektedir bize. Hatta &lt;em&gt;‘duyarlık yoksunu’ &lt;/em&gt; olduğumuzu yüzümüze vurmaktadır içten içe.  İnsanı çevresiyle, özellikle işiyle, aşkıyla, dostluklarıyla tanımlayan; dış dünyaya bakarken gözden kaçırdığımız ayrıntıların önemine işaret eden bir duyarlık ustası vardır karışımızda. Anılar mekânlarla tamamlanır onun belleğinde. Seslerle, renklerle, dokunuşlarla dolu bir ortamın; bilimsel anlamda bireyi kuşatan plazmanın cıvıltısını duyurmakta; aynı şekilde  yaşam alanını sınırlayan beton kavkılı yapılanmaların duyarsızlığına dikkati çekmektedir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyTextIndent"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Yamaç’ın &lt;em&gt;İpek &lt;/em&gt; öyküsüyle, ipek kanatlı bir kapının boşluğuna düşenler, dünü bugüne bağlayan değerlerin direnciyle, kısa sürede düştükleri yerden kalkmasını başaracaklardır sanırım. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyTextIndent"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Çünkü bu öykü, inanıyorum ki her türlü  insanlıkdışı çelmeye karşı ayakta kalabilmenin erdemiyle kaleme alınmıştır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyTextIndent"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Hem ben,  bu yarayı  bir yerden tanıyorum: &lt;em&gt;“İpek Yarası” &lt;/em&gt;da diyebiliriz kısaca! &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyTextIndent"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;(*) Yaşamı Kırk beş Geçe – Ayşe Çekiç Yamaç, Ceylan Yayınları, 1.basım, Nisan 2007 &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 6pt 0cm; TEXT-INDENT: 42.55pt; LINE-HEIGHT: 15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;(**) İpeğin İnce Yolu - Nadir Gezer, Bursa’da Yaşam dergisi, Ekim-2002 &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-5982809561306458394?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/5982809561306458394/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=5982809561306458394&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/5982809561306458394'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/5982809561306458394'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2008/08/yaam-krk-be-gee.html' title='Yaşamı Kırk Beş Geçe'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-3279573474497810229</id><published>2008-08-23T02:34:00.000-07:00</published><updated>2008-08-23T02:56:23.937-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap tanıtımları'/><title type='text'>siirtuven</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;                            ŞİİRTÜVEN’DE SAVRULMAK &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Aydınlığıyla gelip karanlığımı ışıtıverdi Şiirtüven’den savrulan dizeler. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;“Ben öte yana düşsem de &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Sen bu yana düş” diyordu çağrısında. Dizelerindeki amansız savruluşla ben de savruluyordum.Gökçüllerdeki kuş kokusu oluveriyordum birden. Dizelerin tılsımıyla  çözmeye çalışıyordum düğümleri. Çiriş otlarının izi kalıyordu boynumda; günle güneş oluyordum. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Gökyüzünden güller dökülüyordu. İda’nın eteği örtülüyordu üşüyen sevgiliye. Göğsündeki gülü sürüklüyordu sevgili,yazları yanına alarak, yanıyordu insanlığa. Bergama’nın siyanürüne panzehir olmaya çabalıyordu dizeler. Lidyalılar, Likyalılar yürüyordu sözcük sözcük. İda’nın eteğinde Kütahya türküleri oynaşıyordu. Bulut, su ve kum ağırlığı yükleniyordu bedenime, soluksuz kalıyordum. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Yel sürükledi sonra. Ak çakıllı ırmağın mavi suyunda yıkandım. İpi Çürük Günler’den geçtim; gökyüzünü de peşimsıra sürükleyerek. Dil Yangını’nda kavruldum; savurdum küllerimi dize dize. Yaşama sevinciyle yeryüzüne güzellemeler düzdüm. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;“Çok sonra öğrendim &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Taş nasıl konulur üstüne &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Nehir yatağındaki kumun &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Söz üstüne söz nasıl” dedimse de söz ustalığına hayran kaldım. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Ülkeme övgüler düzdüm: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;“Neyim olsan azdır, ülkemsin &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Datça dağ yolu dolambaçlı &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Dudağımın gümüldür mührü &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Dil/yazmalı anadilimsin &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Ham ipeğe benzeyen sevgili &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;………………” &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Sonuna gelmiştim Şiirtüven’in. Dizelerle savrulmaktan hülyalı… &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;“………… &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Son şiirler yerine “sonsuzluk” deseydim &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Nasıl da yakın içimdeki çocuk &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Sırası geldi mi yoksa, dönüşmenin, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Hayalden gerçeğe, gerçekten hayale &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Aşk halindeyken şiirin ruhu” &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Dönüp geriye, kendi dizeleriyle sonlayayım dedim, Sevgili Ahmet Uysal’ın Şiirtüven’inde savrulmayı: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;“………….. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Nasıl ötüş… yoktu bu ses &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Geçen yıllarda, öğütlenmiş olmalı &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Sözcükler sazlığında, o şairi tanıdım &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Daha çoook kuş &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Barındırır gizli ağında &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;………….” &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Gönlünüzden savrulan Şiirtüven damlaları hiç eksilmesin Sevgili Ahmet Uysal. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;                                                                                  26.11.2006 &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;                                                                                ESKİŞEHİR &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;ŞİİRTÜVEN &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;AHMET UYSAL, İMBAT YAYINLARI, BİRİNCİ BASIM, EKİM 2006 &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-3279573474497810229?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/3279573474497810229/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=3279573474497810229&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3279573474497810229'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3279573474497810229'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2008/08/siirtuven.html' title='siirtuven'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-1870445251298425353</id><published>2008-08-23T02:33:00.002-07:00</published><updated>2008-08-23T02:57:31.589-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>paramparça</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;                                    PARAMPARÇA &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Dünya &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Kanımdan şarap damıttı &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Sana &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt; jandarmaların &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Alsana... &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Asker ettiler bez bebeklerimi &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Şimdi paramparça &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Her biri. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Kurşun askerlerim &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Çocukluğumun peşinde &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Silahlarında mermi. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Misketlerim patladı &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Gözlerim dururken &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Yüreğimi aldı her biri. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Gün ufka yaklaştı &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Kızıllık bürüdü her yeri. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Söyle dünya! &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Bu &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Utancın resmi mi? &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-LEFT: 27pt"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-1870445251298425353?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/1870445251298425353/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=1870445251298425353&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/1870445251298425353'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/1870445251298425353'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2008/08/parampara.html' title='paramparça'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-1096537115796041700</id><published>2008-08-23T02:33:00.001-07:00</published><updated>2008-08-23T02:58:56.634-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BASINDAN-HAKKIMDA'/><title type='text'>sakarya gazetesi</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;ŞEHABETTİN TOSUNER&lt;br /&gt;&lt;img height="0" alt="" src="http://www.sakaryagazetesi.com.tr/pixel.gif" width="15" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img height="0" alt="" src="http://www.sakaryagazetesi.com.tr/pixel.gif" width="15" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img height="0" alt="" src="http://www.sakaryagazetesi.com.tr/pixel.gif" width="15" border="0" /&gt;AYŞE ÇEKİÇ YAMAÇ'TAN İKİ KİTAP&lt;br /&gt;&lt;img height="0" alt="" src="http://www.sakaryagazetesi.com.tr/pixel.gif" width="15" border="0" /&gt;Benim en iyi tanıdığım yazarlardan biri Ayşe Çekiç Yamaç’tır. Çünkü bir yazarı en iyi, gözününün önünde onunla yapılan söyleşilerde tanırsınız Ayşe Çekiç Yamaç 15 kitabı bulunan çocuk ve gençlik edebiyatı yazarı. Onu Eskişehir Sanat Derneği’nin öğrencilerle buluşturma, tanıştırma etkinliklerindeki söyleşilerde bir de kitap fuarlarındaki okurlarıyla buluşmalarında tanıdım.Tanımama neden olan söyleşilerde en güzel soruları çocuklar soruyordu:&lt;br /&gt;&lt;img height="0" alt="" src="http://www.sakaryagazetesi.com.tr/pixel.gif" width="15" border="0" /&gt; -Niçin yazıyorsunuz? Ne zaman başladınız? Çocukken neler okuyordunuz? Sizi kitap yazmaya özendiren (iten) nedir? Yazar olmadan önce kaç kitap okudunuz? Yazma sürecinizi anlatır mısınız?&lt;br /&gt;&lt;img height="0" alt="" src="http://www.sakaryagazetesi.com.tr/pixel.gif" width="15" border="0" /&gt; Bunlar hemen anımsayabildiğim sorulardı ve hepsi de sekiz, onbir yaşları grubundandı. Ayşe Çekiç Yamaç’ı tanıdıktan, okurlarıyla ilişkilerini gördükten sonra çocuk ve gençlik edebiyatının ne denli önemli ve sorumlu olduğunu gördüm. Hatta çocukların kitapla tanışmalarında ve yaşamlarında yazarların yerini de gördüm.&lt;br /&gt;&lt;img height="0" alt="" src="http://www.sakaryagazetesi.com.tr/pixel.gif" width="15" border="0" /&gt; Ben sizin kitaplarınızı çocukken okudum diyen liseli gençler, süslü kağıtlara mektup yazan çocukları anımsıyorum.&lt;br /&gt;&lt;img height="0" alt="" src="http://www.sakaryagazetesi.com.tr/pixel.gif" width="15" border="0" /&gt; Ayşe Çekiç Yamaç; Afyon, Emirdağ doğumlu. Yıllarca Anadolu’da öğretmenlik yapmış. Bir okuldaki söyleşisinde “benim öğretmenlik yaptığım yerde kitapçı dükkanı yoktu, seyyar kitap satıcıları da gelmezdi. Çocuklar ders kitaplarının dışında kitaplar görmemişti. Onlara öyküler yazıp kitap gibi yapıp veriyordum. Emekli olunca onları geliştirip kitap olarak yayınladım” diye anlatmıştı. Bu kitaplardan sekizinin ikinci baskılarını Eskişehir Sanat Derneği’ne bıraktı. Onların dışında “Ali’nin Öyküsü” ve “İncili Kavak” adlı çocuk kitapları da var. “İncili Kavak” bu yayınlarının düzenlediği Fantastik Çocuk Öyküleri Yarışmasında ikincilik ödülü aldı.&lt;br /&gt;&lt;img height="0" alt="" src="http://www.sakaryagazetesi.com.tr/pixel.gif" width="15" border="0" /&gt; Ayşe Çekiç Yamaç sadece çocuklar için yazan yazar değildir. Edebiyata şiirle başlamıştır. “Yaşamı Sorgulamak” (1997), “Bir Işıktan Bin Işığa” (1998) adlı iki şiir kitabı var. Ayrıca 2003-2004-2005 yıllarında Aykırı Sanat, Beş Parmak dergilerinin öykü yarışmalarında yine 2005 yılında Samim Kocagöz, Özgür Pencere Kadın Öyküleri ve Eskişehir Sanat Derneği’nin düzenlediği Eskişehir Öykü Yarışması’nda ödülleri var. Bir de Eskişehir Sanat Ödülleri arasında verilen 2006 Eskişehir Çocuk Edebiyatı Ödülünün sahibidir.&lt;br /&gt;&lt;img height="0" alt="" src="http://www.sakaryagazetesi.com.tr/pixel.gif" width="15" border="0" /&gt; Yazarın son aylarda iki yeni kitabı daha yayınlandı biri Ceylan Yayınlarında yayınlanan “Yaşamı Kırk Beş Geçe” kısa yetişkinler için yazdığı öyküleri diğeri Bu Yayınlarında yayınlanan gençlik romanı “Düşlerin Ötesi”.&lt;br /&gt;&lt;img height="0" alt="" src="http://www.sakaryagazetesi.com.tr/pixel.gif" width="15" border="0" /&gt; Ayşe Çekiç Yamaç iyi bir gözlemci, yüreğini sarsan konuları yazan yürekli, yürekli olduğu kadar donanımlı yazarlarımızdan biridir.&lt;br /&gt;&lt;img height="0" alt="" src="http://www.sakaryagazetesi.com.tr/pixel.gif" width="15" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-1096537115796041700?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/1096537115796041700/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=1096537115796041700&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/1096537115796041700'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/1096537115796041700'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2008/08/sakarya-gazetesi.html' title='sakarya gazetesi'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-1332056880324884839</id><published>2008-08-23T02:32:00.004-07:00</published><updated>2008-08-23T03:01:37.575-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZLENİMLER'/><title type='text'>Adana Kitap Fuarı'ndan</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;ÇUKUROVA’DAN YÜKSELEN KİTAP KOKUSU &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Adana’ya yıllardır gider gelirim; Özgür Pencere Edebiyat ve Sanat Derneği’nin çalışmalarına katılırım. Deneğin yönetim kurulundayım. Her gittiğimde heyecandan kıpır kıpır olur yüreğim; çünkü özellikle çocuklar için güzellikler üretme çabalarının bir parçasıyımdır. Bu kez, yalnız çocuklar için değil, kitap fuarı içindi yolculuğum ve heyecanım sınır tanımıyordu artık. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Trenle on sekiz saat süren yolculuk boyunca düşündüğüm en önemli sorun, kitap fuarının gereken ilgiyi görüp görmeyeceğiydi. Bir elimde “Özürlü Çocuklar ve Edebiyat”, diğer elimde “Sokaklar Düş Yangını” panellerinde sunacağım bildiriler, koltuğumda da okuyacağım kitaplar vardı; ama ben okuduğum sayfalardan tek bir sözcük bile anlamıyordum. Aklım fikrim fuarın başarılı olup olamayacağındaydı. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Yolculuk bitip de Sevgili dostum Özgür Pencere Derneği’nin başkanı Şebnem Sema Tuncel tarafından garda karşılaşınca, bütün sıkıntılarım uçup gitti sanki. Onun umutla ışıldayan gözlerinden bir parça umut da ben devşirdim ve yoğun bir koşturmacanın içinde buldum kendimi. Fuar alanına gidip de son hazırlıklarını yapan yayınevlerini görünce, daha da umutlandım. Biz de hazırlıklarımızı yaptık, ertesi günü iple çekmeye başladık. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;İlk gün sakindi. “Eyvah!” dedim kendi kendime; “Sanırım, korkularımız gerçek olacak, fuar ilgi görmeyecek.” Yine de moralimi bozmak istemedim. Bu Yayınevi’nin bölümüne uğrayıp sevgili dostum İncila Çalışkan ve görevli arkadaşlarla söyleştim biraz. Akşam olup da Tüyap’ın yemeğinde dostlarımın büyük çoğunluğunu görünce, sıkıntım biraz olsun dağılmıştı. Pınar Kür, Zeynep Aliye, Şebnem ve ben aynı masadaydık; onlar bizim yani Özgür Pencere’nin konuklarıydı. Uzun uzun söyleştik. İncila Hanım da hemen yanımızdaydı. Masamıza ve standımıza sık sık uğrayıp uzun uzun söyleştiğimiz Sevgili Deniz Kavukçuoğlu ve eşi, Cumhuriyet Kitap’ın editörü Turhan Günay, Edebiyatçılar Derneği Başkanı Gökhan Cengizhan, Adanalı yazarlar…ve adını unuttuysam beni bağışlayacaklarına inandığım sevgili yazar dostlarımla görüşme olanağı buldum. Şarkı, türkü, oyun ve eğlenceyle geceyi noktaladığımızda, yeni gün bizi selamlamaya başlamıştı bile. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;İkinci gün, fuar alanı canlanmaya başladı; sonraki günlerde ise nefes alacak zaman bile bulamaz olduk. Ben, hem Özgür Pencere hem de Bu Yayınevi arasında mekik dokudum Bir yanda panellerimiz doldu doldu taştı; insanlar yerlerde bile panellerimizi izlemek için birbirleriyle yarıştı, bir yandan standımızdaki değerli yazarlarımızı tanımak için… Yukarıda adını saydığım yazar dostlarımızın yanı sıra PEN Başkanı Tarık Günersel, Muzaffer İzgü, Hamdullah Köseoğlu, Hasan Özkılıç, Buket Uzuner, Üstün Akmen ve Eşi, Ali Nesin, Öner Yağcı, Sennur Sezer, değerli şairlerimizden Tekin Gönenç, Halim Yazıcı, Halil İbrahim Özcan, Salih Bolat, Ahmet Ada…, Şiir İstanbul’un mimarı Zeki Tombak, Halil İbrahim Ay, Mustafa Günay, Lokman Zor, Nesime Açılmış, Çetin Boğa, Ali Osman Arkan… Standımızda görmekten mutluluk duyduğumuz dostlarımızdı. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Beni en mutlu eden olaylardan biri de Çocuk ve Genç Kalemler Öykü Yarışmamızda dereceye giren çocuklarımızın paneline gösterilen yoğun ilgiydi. Onların konuşmalarını izlerken, geleceğe yönelik umutlarım tazelendi. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Sevgili dostlarım Nur İçözü ve Canan Tan’la kısa da olsa söyleşme olanağı bulduğum, eski dostlarla dostluklarımızın daha da pekiştiği, yeni dostlarla tanışmanın mutluluğunu yaşadığım fuar alanından son kitabımı imzalayıp terene yetişmek için alelacele çıkarken, “Umutlarımı boşa çıkarmadın Adana; teşekkürler!” diye mırıldanıyordum. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Yazacak daha çok konu var, biliyorum; ama size bir de link veriyorum. Ayrıntıları merak ediyorsanız, aşağıdaki linke tıklayıp fotoğrafları da izleyebilirsiniz. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Kitap kokuları arasında, nice güzel fuarlarda buluşmak dileğiyle… &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Sevgiler. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;http://www.ozgurpencere.org/forum/viewtopic.php?t=10138 &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-1332056880324884839?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/1332056880324884839/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=1332056880324884839&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/1332056880324884839'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/1332056880324884839'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2008/08/adana-kitap-fuarndan.html' title='Adana Kitap Fuarı&apos;ndan'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-3605967505039369457</id><published>2008-08-23T02:32:00.001-07:00</published><updated>2008-08-23T03:05:55.738-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günce'/><title type='text'>güncemden bir yaprak</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;                                                                           12.08.2006 &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Pembe gözlüklerimi sevdiğimi ayrımsadım, bugün. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;İnsanların kötü yanlarını değil de iyi yanlarını görmeyi seviyorum. Her insanın içinde bir melek yaşattığına da inanıyorum, kimi zaman bu melek şeytan da olsa... &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Küçük Prens’i severek okumuştum yıllar önce. Çocuk yazınındaki yerini anlayıp daha sonra yeniden okudum. Böylesine güzel bir kitabı yazanın bir savaş pilotu olması, beni çok şaşırtmadı doğrusu. Tersine, iyi ya da kötü insan olamayacağını, içimizde bu kavramları az ya da çok barındırdığımız konusundaki düşüncem, daha bir güçlendi. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Kendi kendime kızdığım, “Sen akıllanmazsın kızım! Bu yediğin kaçıncı darbe?”dediğim anlar öyle çok oldu ki! Yine de insanın özüne olan inancımı hiç yitirmedim. Yüreğim, her zaman biraz çocuk kaldı, sanırım. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Bugün, sekerek gittim kitapçıya. Çoktandır aradığım kitaplar, kitapçı raflarında beni bekliyormuş. Sarmaş dolaş oluverdik kitaplarla. Çocuklar gibi şendim. Kitap dostlarımın kapaklarını, sayfalarını okşadım sevgiyle. Onlar da bana gülümsedi. Girdiğim gibi sekerek, güle oynaya çıktım kitapçıdan. Bir aylık okuma planım hazırdı artık. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Çocuk olmayı seviyorum. Keşke, gerçekten hep çocuk kalabilseydim! Usumda bir şarkının ezgileri... Usumdan dilime düşüveriyor: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;“Hiç büyümeye özenme küçüğüm &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Bir büyürsen, bir daha küçülemezsin” &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Hayır, diyorum şarkı dilimde. Yaşım kaç olursa olsun, ben büyümeyeceğim! &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7622020022967166307-3605967505039369457?l=ayseyamac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ayseyamac.blogspot.com/feeds/3605967505039369457/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7622020022967166307&amp;postID=3605967505039369457&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3605967505039369457'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7622020022967166307/posts/default/3605967505039369457'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ayseyamac.blogspot.com/2008/08/gncemden-bir-yaprak.html' title='güncemden bir yaprak'/><author><name>Ayşe Yamaç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07869557186742150482</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_sNj1W9g08FM/SK_Yy7dJl9I/AAAAAAAAAAQ/ZtsNMu2U_FE/S220/DSCN0233.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7622020022967166307.post-5440850209759354280</id><published>2008-08-23T02:29:00.001-07:00</published><updated>2008-08-23T03:07:50.380-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap tanıtımları'/><title type='text'>GÖNLÜMDEKİ GÜVERCİNLERİN KANAT SESLERİ</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;AYŞE  YAMAÇ &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;GÖNLÜMDEKİ GÜVERCİNLERİN KANAT  SESLERİ &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Gönlümde güvercinleri okşamıştım bunca yıl; ölü olduklarını sanarak. Dizelerle canlanıverdiler sanki; yüreğimi kanat çırpınışlarıyla sarsarak. Silkinip çıksın istedim tüm günahlar, “yay bakışlı bir çinlinin unuttuğu aynadan”. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Yüreğimde büyümeyen bir çocuk gizliydi hep; saldı birden uçurtmasını rüzgarlara; tutundum iplerine hemen, uykularımda. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Unutulmalara kuruluydu saatim. Damlalarım gidenlerin ayak izlerindeydi… Kalan hep bendim. “Ölü kelebekler sokağına “ değilse de ölü güvercinler sokağına giriyordum hep, kendi şiirim ellerimde. Oysa şimdi, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;“önce sesin geldi &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;aralandı kapılarım &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;ardında şaşkın bulutlar çıkmazı &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;sonunda sen &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;gönlü güvercinli kadın &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;….” &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Diyen dizeleri okuyordum hayranlıkla; bana yazılmış gibi… Bende daha bitmeyen sevdalarım ağlıyordu,  &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;“sen bende daha bitmedin ki &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;gönlü güvercinli kadın” dizelerinin peşi sıra. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Kim bilir kaç sevdalı bakışın yarısında kalmıştım? Nasıl işlemesin dizeler yüreğime? &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;“el etme öyle &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;aşk bu &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;şakaya gelmez &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;ben daha gözlerinin yarısındayım” &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Denizime varmadan kayboldu sular. Yüzümdeki solgun çizgilere yenileri eklendi. “Gidin!” diye bağırdım arkalarından; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span st
