11 Nisan 2011 Pazartesi

DALGALARCA

KÖPÜK KÖPÜK DALGALARCA

Günlerdir bakışlarımı mavi bir dinginlikle yıkayan Akdeniz, köpük köpük çağlar oldu bu gün. Işıltısıyla baharı yüreklere sermeye çalışan güneşe meydan okurcasına, kıyıyı dövüyor ak köpüklü dalgalarıyla. Kumlar, sessizce karışıyor köpüklerin çağlayışına, kayalar yediği tokatlardan serseme dönmüşçesine ıslak; bir sonrakinin geleceğini bilen ama yazgısına boyun eğen Anadolu kadınları gibi korkulu ve sessiz bir bekleyişte…

Büyüyor dalgalar, köpükler çoğalıyor; deli bir öfke seli sanki izlediğim. Kayaların pasını, kirini yıkayıp arıtma çabası belki… Belki de kayaların sessizliğine, boyu eğmişliğine bir isyan sanki dalgaların hırçınlığı…

Güneş, bıkmadan usanmadan sürdürüyor ışıltısını. Tüm çabası, dalgaların deliliğine son vermek için sanki; ama Akdeniz bu, dayanır mı sessizliğe… Dalgalarını büyütüp kıyıyı aşma, sahil yolunu kapatma; insanların sessiz, yarı uykulu yürüyüşlerine ıslak bir çığlık olma sevdasında…

Birden, inanılmaz bir gürültüyle olduğu yerde sarsılıp maviliklere karışan bir kayanın çığlığına odaklanıyorum. Hiç beklenmeyen bir zamanda, kimsenin beklemediği bir anda bu isyanı aklım almıyor önce. Belki de hırpalanmaktan yorgun düşmüş; görünüşünün aksine, dalgaların yıllarca içini oyduğu bir yaralı kuştu kaya sandığım, diye bir düşünce yalayıp geçiyor zihnimi.

Deniz, duruluyor sanki birden; rüzgar yön değiştirip dalgalar başka kıyılara yol alıyor.. Çekiyor sesini sonra kıyıdan, bir kıyıya bunca yara yeter, dercesine.

Gün yükseliyor; denizin üstü gün ışıltısında, yaşamsa olağan akışında…

a.y.