17 Haziran 2012 Pazar

O BENİM BABAMDI



KÜLBEYAZ

Kapıyı açtım. Kalın bir yer döşeğinin üzerine, boylu boyunca uzatmışlar, üzerine de bembeyaz bir örtü sermişlerdi. Ayaklarımın ucuna basarak yaklaştım. Üzerindeki örtüyü yavaşça sıyırdım. Yüzünün rengine, bir şey söyleyecekmiş gibi yarı açık ağzına, bembeyaz seyrek saçlarının çevrelediği küçük başına, uyuyormuş gibi kapattığı göz kapaklarına, bir süre daldım gittim.

Odanın duvarlarından, kanepelerden, pencerenin perdesinden, yüklükteki yataklardan, anamın elleriyle dokuduğu yük kiliminin nakışlarından hüzün sızıyor; cesedin üstündeki bembeyaz çarşaf bu hüznü topluyor, odayla birlikte yüreğime de daha koyu bir şekilde yansıtıyordu. Yalnız yüreğime mi? Dokunduğum çarşaftan parmak uçlarıma yürüyen hüzün, tüm bedenimi ele geçirivermişti. Onun bedenimdeki gezintisini duyumsayabiliyordum.

Yeniden, onun yüzüne odaklandı bakışlarım. Beyazdı. Hayır hayır! Bildiğimiz bir beyazlık değildi bu. Öyle olsa, bir ucunu tuttuğum çarşafla aynı renkte olurdu. Sarı da değildi. Kül rengine çalan bir beyazlıktı işte: Külbeyaz. Ölüm beyazlığı dedikleri, bu olsa gerekti.

Gözlerime ulaşan hüzün, önce hafif bir çisentiye, sonra bir sağanağa dönüştü. Tuzlu damlalar, o ölüm beyazlığının üzerine damlıyor, onun hafifçe aralık duran dudaklarının üzerinde çiy taneleri oluşturuyordu; külbeyaz bir yaprağın üzerindeki renksiz çiy taneleri...

Sonra, saçlarına dokundum. Onlar, gerçekten bembeyazdı. Bir tek gri ya da siyah tüy yoktu aralarında. Yeni taranmış gibi duran, beyaz, kısa saçlar... Okşadıkça, parmaklarımın arasında ışıldayan beyazlık...

Beyaz çarşafları ne çok sevdiğini anımsadım. Her zaman, bembeyaz çarşaflarda yatmak isterdi. Son yıllarda çiçekli çarşaflarda yatsa da asıl istediğinin bu olmadığını, alacağı tepkilerden çekindiği için sesini çıkarmadığını bilirdim.

“Yaşlandım artık. İnsan yaşlanınca, her şeye karışmamalı ki, huzur içinde yaşasın. Yoksa, bir söylesen beş işitiyorsun. Her şey gençlikteymiş meğer! Aaah!”diyen sesini, bir an duyar gibi oldum. Islak gözlerimi kaldırdım. Dikkatle yüzüne baktım. Hayır; o değildi konuşan. Anılardan süzülen bir cümleydi yalnızca.

Külbeyaz yüze bir kez daha sarıldım. Haykırışım, odanın hüznünü katmerleştirirken, odadan çıkarıldığımı ayrımsadım.

O, benim babamdı.

Ayşe Yamaç, Yaşamı Kırk Beş Geçe, Kısa Öyküler, Ceylan Yay.

10.02.2006