27 Haziran 2009 Cumartesi

YÜREĞİM ÇOCUK BUGÜN

YÜREĞİM ÇOCUK BUGÜN

Gün usulca yükseliyor ufuktan. Rüzgar nefesine yüklemiş umudu, savuruyor gönlünce. Çocuklar, ah sevgili çocuklar, güneşin saçlarına tutunup rüzgarın nefesiyle bütünleşiyorlar. Umut oluyor her biri, yaşam...

Hakkarili bir çocuğun deniz suyunu şişeye doldurduğu haberi düşüyor günüme sonra. Deniz deniz hüzne kesiyor gözlerim; İstanbul İstanbul çalkalanıyor; gün gün kızarıyor utancından.

Denizler can çekişiyor oysa. Belleğimden Ali Yüce’nin dizeleri geçiyor:
“…
Haydi bakalım çocuklar
Binmeyin bu kör gemiye
Bu can çekişen denizi
Götürüp koyun yerine
….”


Can çekişen yılları birer birer geriye sarıyor belleğim:

Başörtüsü kaçırılan bir kız kendini yakıyor. Çocuk-kadın olmak istemeyişi, yalım yalım savruluyor havaya. Havada yanık kokusu, kül kokusu, gazyağı kokusuna sarılmış soru işaretlerinin çengelleri; deniz, İstanbul özlemleri asılı duruyor. Kalak yapan bir kadının sırtındaki çocuğun çığlığı harç oluyor tezek duvarlarına; kadın mı daha çocuk, umarsızlığının acısıyla. Kışın tezekle birlikte yanıyor çığlıklar, umutlar, düşler; yarınsız yarınlar… Günler uzarken kısalıyor okul düşleri; tarlalar işe uyanırken, ıssız okul bahçelerinde unutuluyor oyunlar.

Belleğimdekileri YAZGÜLÜ’ye sarıyor gülüş yoksunu gözlerim; savurup hüznünü çocuk bakışlarını yükleniyor yeniden. Gökyüzü, kuşanıp denizin rengini, özlemleri bilediğinin ayrımında olmaksızın, salınıyor. Utancını gizleye gün gülümsüyor alabildiğine, rüzgar neşeli...

Masallar doğuruyorum avuçlarıma sonra, çocuk gülüşlerinin yitmediği; gemilere göz, denizlere can suyu verdiğim masallar… Çıktıkça yükselmeyen dağlar çiziyorum gökkuşağının renkleriyle; umut, sevgi kanatlı kuşlar ekliyorum resimlerime…

Çocukların gülüşüne karışıyor içimdeki çocuk. Kanatlarımı onarıyorum.

26.06.2009, Eskişehir

Hiç yorum yok: