26 Aralık 2008 Cuma

YILDÖNÜMÜ

……………
dünde kalmış güneşlerim
şimdi mevsimim kar
……………


GECE VE BEN

Sessiz bir bekleyiş içindeyim. Biraz sonra elektrikler gelecek, bu sessizlikten kurtulacağım; duvarda korkulu gölgeler oluşturan mum ışığından, usumda sese dönüşemeyen çığlıklardan, üstüme üstüme gelen duvarlardan, içimde yırtılan denizlerden, göz pınarlarımdaki sellerden, geçit resmine çıkmış anılardan, söze dönüşmek isteyen düşünce ve duygu dizilerinden de… Bilgisayarı açacağım; televizyonu, radyoyu ve müzik setini de… Sese boğacağım karanlığı.

El yordamıyla albümü getirip seriyorum masanın üstüne. Birer birer çeviriyorum sayfaları, her resimde uzun uzun duraklayarak. Siyah, gür saçlarda dolaştırıyorum parmaklarımı, kalın kaşlarda, umut ışıkları saçan gözlerde. İri burnunu okşuyorum sonra. Hafifçe gülümseyen dudaklarında konaklıyorum uzun süre. Yeni tıraş olmuş, pürüzsüz görünen tenine değiyorum; sanki sakalları olsa elime batacakmış gibi.
Kış mevsimi olmalı. Üzerinde kareli, oduncu gömleği… Elleri görünmüyor.

Kış mevsimini sevmiyorum; özellikle de aralık ayını. Umutlarımın bütün çiçeklerini solduruyor. Bir yandan üşütürken, bir yandan dağlıyor acılarla yüreğimi. Göz pınarlarımda kuruyor tuzlar. Mermiler geçiyor çığlık çığlığa, kan renginde.
Gitgide daha da soğuyor odam. Tüten sobam değil, hüzünlerim; on altı yılın küllerinde harlanıyor yeniden. Savuruyor poyrazında, kara yelinde. Kendime çarpıp duruyorum; paramparçayım. Kanıyor küllerim.

Yüreğim kararmış bir kurşun deliği; bir değil on altı kurşun deliği, her yıl yenisi eklenen. On altı siyah çarpışıyor içimde, tuz rengi gözlerimden savruluyor damla damla. Gece kanıyor, kent kanıyor karanlığımda.

Gün düşerken zaman eskiyor. Yürüdüğüm yollar eskiyor. Sözler eskiyor, boşluğa savurduğum. Yüzüm, ellerim, bedenim eskiyor da bir hüzün eskimiyor nedense, bir de on altı yıldır yüreğimi yakan özlem. Geceye düşüyorum.

Mum dibine varmış. Elektrikler ne zaman geldi acaba? Bu gece kendi karanlığımdan ayrımsayamamışım demek ki; on altı yıl önce, kör bir kurşunla kardeşimi yitirdiğim gecenin karanlığına…

Ne televizyona uzanıyor ellerim, ne de radyoya. Ayaklarımı sürüyerek yatağıma gidebiliyorum güçlükle. Işıkları söndürüyorum; yansa da farketmez ya…

26.12.2008, Eskişehir

Hiç yorum yok: