23 Ağustos 2008 Cumartesi

Çözülmeyen Dillerim

ÇÖZÜLMEYEN DİLLERİM

Deli deli esmek geçiyor içimden; toz kaplayan yürekleri canlandırmak, karanlığa küçük bir mum yakmak, külleri savurup ateşi canlandırmak… Üzerine ölü toprağı serpilmiş yığınları, bir üfleyişte silkip kendilerine getirmek…

Dilime bir şarkının dizeleri takılıyor:

Bana esmeyi anlat

Bana sevmeyi anlat

Anlat ki çözülsün dilim

Ben rüzgarım demeliyim

Rüzgarlığı anlat bana

Senin gibi esmeliyim

……”

Rüzgar değil bir esinti bile olmayı unutmuş yarı ölülere bakıyorum acıyarak. Bir söz, diyorum. Bir tatlı söz, içinde sevgilerden iz olsun; bir bakış, canlılığıyla cümle karanlıklar ışısın; bir el, bütün eller bencilliğinden sıyrılıp biz olsun.

Yok, olmuyor; çözülmüyor dilim. Bunca suskun dile dil olmayı beceremeyince kavruluyor yüreğim. Yeniden içime dönüyorum; durmadan koyulaşan karanlığa karşı tek yapabildiğime… Umut ekiyorum yeniden; küçük bir filiz, bir bakış, bir dokunuş; belki de birlikte söylenecek türküler için… Bin yıllık tozdan arınmak için; dilimde, aynı ezgi, aynı türküyle:

“….

Bana esmeyi anlat

Esip geçmeyi anlat…”

23.02.2007

Hiç yorum yok: